Onları prangaya vurun!

Haberin Devamı

En azılı katilleri, kadın boğazlayan canavarları, küçücük çocuklara hatta bebeklere tecavüz eden sapık vahşileri serbest bırakan yargı (“yargı” yazarken eli titriyor insanın) ülkenin tanınmış, başarılı, onurlu gazetecilerini 3 metrelik hücrelere atmayı uygun görüyor, buna da “adalet” deneceğini sanıyor.

Çoğunun ortak özelliği “Atatürk ilkelerine, onun kurduğu Cumhuriyet’e bağlılık” olan rektörler, bilim adamları yıllarca, suçlarının ne olduğunu bile bilmeden, tek bir tutarlı kanıt gösterilemeden, “iddianame” adı altında imzasız, kimler tarafından yazıldığı belirsiz ve her gün yenileri eklenen, aralara “pardon polis hatası, sehven” dedikleri yalanlar, iftiralar sıkıştırılan suçlamalarla cezaevlerinde “mahkumdan beter” yaşatılıyor. Özgürlükleri, işleri, aileleri yıllarca ellerinden alınıyor, onurlarıyla oynanıyor.

AB’YE KİM ALIR SİZİ?

Medeni dünyanın kapısında, bu olaylara asla izin verilmeyecek ülkelerin yanı başında, bir yandan millet “AB’ye girdik, giriyoruz” diye oyalanarak ancak Saddam veya Kaddafi gibi despotların yönettiği ülkelerde görülecek şekilde dehşet bir hukuksuzluk ve “insan hakları saldırısı” sürüp gidiyor. Oysa böyle bir ülkeyi asla AB’ye almayacaklarını, tam aksine bu yapılan “askeri darbe döneminden hiç farksız” eylemlerin “almamak için en makul neden” gösterileceğini anlamayacak bir budala çıkabilir mi?

Mustafa Balbay, İnönü Üniversitesi eski rektörü Fatih Hilmioğlu gibi isimlerin bulunduğu bir duruşma daha yapılmış (suçu sabit azılı katillere, çocuk tecavüzcülerine “tutuksuz yargılanacak” güven gösterilirken daha kimbilir kaç yıl ve kaç duruşmada süründürülecek, “tutuklu”luk mahkumiyete dönüştürülmüş şekilde cezalandırılacaklar). Mehmet Haberal ve Levent Ersöz hastanede oldukları için katılamamışlar..

KİMDEN TECRİT EDİLİYOR?

Üç küçük çocuğu “şeker vereceğim” diyerek eve aldıktan ve birine tecavüz ettikten sonra üçünü de öldüren sapığın “tek kişilik hücreye” konulduğu da önemli haber gibi yazılmış gazetelerde.. Oysa o katille aynı muameleyi gören gazeteciler var bu ülkede..

Balbay; tutuklandıktan 3 yıl sonra 3’er kişilik koğuşlardan alınarak kondukları tek kişilik hücrelerin “verem, Aids hastalarının konduğu tecrit hücreleri” gibi olduğunu, havalandırmaya çıktıklarında bile “tek başlarına olduklarını” anlatıyor. Katillerin kaçmayacağına inanılan ülkede, suçlu olduğunu kanıtlayan bir mahkeme kararı bulunmadığı halde “hücreye kapatılarak duruşma bekletilen” Balbay ve diğer gazetecileri (aynı durumda başka sanık varsa onları da) hangi nedenle ve kimden tecrit ediyorlar acaba? Yoksa amaç delirtmek mi? Dayanamayıp akıllarını kaybetmelerini sağlamak mı?

Basılmamış kitabın taslaklarının “baskınla” toplandığı ülkede soru mu sorulur artık, ama dayanılır gibi değil olup bitenler..

YARGI BAĞIMSIZMIŞ GİBİ..

Başbakan Erdoğan hala “Türkiye’de şu anda ‘yasama, yürütme, yargı’ organlarının nasıl işlediği malumdur. Yargı bir adım atmış, bizi ilgilendiren bir adım değil.. Siz biliyorsanız söyleyin” gibi konuşarak “hükümetin hiçbir şeyden haberinin olmadığına” ikna etmeyi umuyor. Oysa AKP’ye “kapatma davası” sırasında, yargının hem de “yüksek mahkeme”si olan Anayasa Mahkemesi’ni nasıl 4 koldan ablukaya aldıklarını ve tüm yandaş medyasıyla, AB desteğiyle her tür baskının yapıldığını unutmuş değil herhalde.. Yani “yargıyı ‘dava sürerken bile’ etkilemek” olmamış değil Türkiye’de..

Ayrıca referandumun hemen arkasından; HSYK üyelerinin tamamen hükümet tarafından seçildiği, hakim ve savcıların kaderi onların elinde olduğu için ve yüksek mahkemelere de “gerekli operasyonlar” yapıldığı için artık “yasama, yürütme, yargı” birbirinden bağımsız çalışır demek de mümkün değil. Bu nedenle “gerçekleri saklamamak” gerekiyor. Kaldı ki yalnız ülke içinde değil, dünyanın tüm basın ve insan hakları kuruluşlarının tepkisinin “hükümete yönelik” olması da bu sözlerin inandırıcı bulunmadığının işaretidir.

TAKIN ŞU PRANGAYI!

Bence en iyisi; bu azılı (!) tutuklular “belki tecrit hücresinden de kaçarlar” diyerek onları ayaklarından zincire vurmak.. Taksınlar prangayı da yargının ne kadar iyi çalıştığı daha da net görülsün. Nasılsa bu olayları tarih yazacak, daha da etkili olur!

***


Yakalayın ve cezalandırın!..

Bütün haberlerde üç küçük yavrucuğa kıyan canavarın kim olduğu, nasıl yakalandığı detaylarıyla anlatılıyor. Evet, yakalanmış olmasına herkes memnun olur ama Allah korkusu, vicdanı olmayan bir yaratığın detaylarından kime ne?

14 Ocak 2008’de özel aracıyla emniyet şeridinde beklerken “şeride hızla giren Faruk Kalkavan’ın çarparak ölümüne neden olduğu” Sinem Yalçın’ın ailesinin gözyaşları dinmiyor ama 5 yıl 4 aylık cezanın ( zaten bunu da kırpa kırpa sıfırlarlar) Yargıtay tarafından onanması 24 ay sürdüğü, suç açıkça ortada olmasına rağmen o zamana kadar sanık tutuklu bekletilmediği (darbe yapacaktı iddiası olsa tek kişilik hücrede duruşma bekletirlerdi) için şimdi ortadan kayıp, bulunamıyor.

19 yaşındaki Burak Şengöçen’i öldürdüğü için 30 yıl hapsi istenen Serhat Aslan ise Londra’daki Türk Büyükelçiliği’nde evleniyor. Uzun lafın kısası, cezalar verilmediği için bir “suçlular cenneti”ne dönen ülkede ensesi kalın olanlar söz konusu olduğunda hiç mi hiç sorun olmadığı görülüyor. Ama söyleyeyim bu böyle gitmez; eğer Sinem’lerin, Burak’ların, üç küçük kardeşin ve diğer benzerlerinin ölümüne neden olanlara, öte yanda tecavüz suçlularına hak ettikleri cezalar verilmediği, kaçmalarına göz yumulduğu takdirde yakında insanlar adaleti kendileri uygulamaya başlarlar.

Onun için de boşuna katillerin nasıl yakalandığını filan anlatmasınlar, nasıl cezalandıracaklarını söylesinler, bu cezayı en kısa zamanda versinler. Beklenen budur!

DİĞER YENİ YAZILAR