Onlar da ‘uysal koyun’ değiller... Miş!

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan’ın Tunus’tan dönünce yapacağı konuşmayı o kadar merak ediyor ve ayrıştırıcı, inatlaşan bir konuşma yerine “daha yapıcı ve birleştirici” olmasını öyle umuyordum ki sabah saatlerine kadar bekledim. Dönüşünde partililerin çoğunlukta olduğu büyük bir kalabalığın onu karşılayacağı belliydi, zira aksi takdirde “protestolar eşliğinde” inmiş olacaktı ki parti yönetimi buna izin vermezdi.

Başbakan Erdoğan’ın sağlığı da etkilenmiş görünüyordu, belli etmek istemese de rahatsız, keyifsiz bir havası vardı. Karşılamaya gelen ve “evlerinde zorla tutuyoruz” dediği kesimden olduğu “şiddet dolu haykırışlar”ından anlaşılan kalabalık grupların; Erdoğan’ın konuşmalarına ve Gezi eylemine konu olan “çapulcu” gibi sözlerine cevap anlamında hazırladıkları sloganlar ve orada yaratılmaya çalışılan “TEHDİT HAVASI” toplumun gerektiğinde nasıl kolay ve acımasızca, karpuz gibi ortadan bölünüp düşman kutuplar yaratılabileceğini, hatta gençlerin birbirine saldıracak hale gelebileceğini tüyler ürpertecek şekilde ortaya koydu.

Gezi-havaalanı farkı!

Gezi eyleminde ve çıkan olaylarda polisin insanları öldürecek, beyinlerine gaz bombası fişeği atacak şiddetine rağmen vatandaşın; sanatçıların, çalışanların, ev kadınlarının, öğrencilerin, gencin, yaşlının, kısacası hiç kimsenin “halkın diğer kesimlerine, eylemi desteklemeyen insanlara” karşı, onları psikolojik olarak bile incitmeyecek bir tutum içinde olduğunu “yalnız Türkiye değil tüm dünya” gördü. Yaralananların hatta hayatını polis bombasıyla kaybeden Antakyalı gencimizin yakınları bile düşmanca bir laf etmedi.

Tam aksine, Başbakan’ın “evlerinde zorla tutuyoruz” dediği kesimle de “kardeşçe” duyguları paylaştıklarını söyledi herkes.

‘Ezeriz, geçeriz’..

Oysa Atatürk Havalimanı’nda adeta Başbakan’ın “siz yüz bin getirirseniz ben 1 milyon toplarım” sözünü gerçekleştirmek istercesine “parti-ideoloji kavgası” veren, düşmanca; “Yol ver gidelim Taksim’i ezelim”, “Vur vur inlesin çapulcular dinlesin”, “Ezeriz, geçeriz”, “azınlık şaşırma, sabrımızı taşırma” diye (çoğu Başbakan’ın sözlerinden alınmış sloganlar) haykıran, bir karşılamayı parti mitingine çeviren kalabalıklar vardı.

O akşam Taksim ve Gezi Parkı’nın iğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu olduğunu, en az 50 bin vatandaşın bulunduğunu orada olanlar biliyor, anlattılar, TV’ler de gösterdi. Havaalanı’nda da 20 bin civarında insan olduğu söylendi. Peki tam aksi olsa ne fark eder?

Demokratik seçim, otoriter rejim!

Eğer iddia ettikleri gibi “demokratik” ise, böyle bir ülkenin başbakanı; Batı ülkelerindeki yönetimlerin ve medyaların, hatta pek iyi ilişkiler içinde bulunduğu ABD’nin defalarca Türk Hükümeti’ne uyarı gönderdiği, gazetelerinin “Erdoğan, demokratik seçimlerin de otoriter rejim yaratabileceğini gösterdi” yazdığı, “on gündür yüzbinlerce insanı sokağa dökecek kadar büyük bir hareketi, toplum kesimlerinin baskı ve dayatmalardan rahatsızlığını” görmezden gelebilir mi? “Madem öyle, işte böyle” anlayışıyla “düşmanca, gençleri-toplumu bölen sloganlar” atılmasına, ülkede böyle bir ortam oluşmasına izin verebilir mi?

Orantısız güç ve şiddet kullandığı herkes tarafından görülen ve kasklarındaki numaraları bile saklamış polis için “görevini yapmıştır, burası yolgeçen hanı değil” der mi? Sanki mesele parti meselesiymiş gibi “sandıkta başaramadıklarını böyle yapmaya çalışıyorlar” der mi?

Korkutma ve sindirmeler

Başbakan Erdoğan daha sonraki konuşmasında biraz daha yumuşaktı ama Taksim, AVM, AKM, çevre, ağaç üzerine yoğunlaşmıştı, oysa o büyük tepkide ortaya çıkan neden “her alanda yaşamlara müdahale, baskılar, din-mezhep üzerinden toplumun ayrıştırılması, telefon dinlemeler, haksız gözaltılar, tutuklamalar, toplumun korkutulup sindirilmesi, medyadan yargıya kadar tek elden idare” gibi antidemokratik uygulamalardı.

Havaalanı’nda Mehmet Akif’in “yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum” dizelerini tekrarlamıştı ama özgürlükler-haklar söz konusu olduğunda toplumun da “uysal koyun” olmadığı, hatta hiçbir konuda “koyunlukla” ilgisi olmadığı anlaşıldı sanıyorum!

Terör örgütlerinin kasıtlı girişimi!

Dün Gezi Parkı’nda bulunanlar bazı terör örgütü mensuplarının araya karıştığını, PKK bayrakları ve Apo posterlerinin asıldığını, ortamın havasını değiştirme gayretinin göze çarptığını anlattılar.

Gezi Parkı eylemcilerinin bu gruplara engel olması, direnişlerinin başlangıçtaki masum havasının kaybettirilmesine, siyasi hiçbir posterin asılmamasına, siyasi sloganlara izin verilmemesine dikkat etmeleri gerekiyor. Yoksa olay bambaşka bir şekle dönüşecek!

DİĞER YENİ YAZILAR