Bazı gazetelerde bazı yazarların yazı başlıklarında "Önce Vatan"ı görünce ben de önce arkadaşlar haklının hakkını teslim ediyorlar, bizim gazeteden söz ediyorlar(!) sanıyordum. Ama sonra, yazıları okudum ve herkesin fark etmediği önemli bir soruna(!) değinmekte olduklarını gördüm.
Gerçi bu yazıları anlamak biraz güç gerçekten; din, siyaset, milliyetçilik, AB karşıtlığı, İslamcılık, laikçilik gibi kavramlar oldukça girift vaziyette kullanılıyor, yani 'çık içinden çıkabilirsen' bir durum söz konusu... Hele bir tanesi ipin ucunu öyle kaçırmış, "Türkiye'de gelecek yıl bunlar olacak" konusunu öyle abartmıştı ki, ordunun; bazıları tarafından "post modern darbe" olarak adlandırılan muhtıraları bile yazılan maddelerin yanında hafif kalırdı.
Dün bir başka meslektaşımız yine 'önce vatan' konusunu ele almıştı. Türkiye'de şu anda muhafazakarlık, milliyetçilik ve modernliğin içice olduğunu söylüyor, artık insanların kavramlar arasında tercih yapmak yerine hepsini bir arada istediğini vurguluyor sonra da Avrupa ülkelerindeki "milliyetçilik" tiplerini tartışıyordu.
Bizdeki "ulusal birlik duygusu"nun veya "nasıl bir milliyetçilik anlayışını benimsemeliyiz" sorusunun tartışılması, daha da doğrusu "tartışma" adı altında belli bir anlayışın birkaç kişi tarafından empoze edilmeye çalışılması bana biraz "yapay gündem yaratma çabası" gibi geliyor. Neden? Çünkü hepimizin ve de AB ülkelerinin gayet iyi bildiği gibi (buna müzakere tarihi verilmeden önce de AB liderleri konuşmalarında değindiler) Türkiye'de zaten genelde gelişmiş bir ulusalcılık duygusu, bir milliyetçilik olgusu var. Bu nedenle 17 Aralık öncesi Avrupa'da "Türk milleti bu şartları kabul etmez, yumuşatalım" türü gayretleri gördük.
Aşırı uçları bırakacak olursak (ki nasıl olsa bırakılacak) bu genel milliyetçilik duygusu da bir birliğe girme talebinde ve sürecinde olan Türkiye'de, diğer Avrupa ülkelerindeki gibi bir miktar törpülenecek, son şeklini önümüzdeki 10 yıl içinde alacaktır. Hepimiz bu süreçte önümüze çıkarılacak ciddi sorunları biliyoruz. Çoğumuz "Teslim bayrağını çek, ver de kurtul" anlayışında değiliz, bir orta yol bulunması gerektiğinin biz de farkındayız, onlar da.
Bu gerçek ortadayken "önce vatan" türü milli duygu okşayıcı (veya kaşıyıcı) sloganlarla ortaya çıkıp birbirimizi gaza getirmenin ne yararı olacağını anlamak güç.
Bana biraz Rahşan Ecevit'in AB'ye girişimizle "dinin elden gittiği" bağlantısını kurduğu son konuşmasını hatırlatıyor bu.
Oy, tiraj, reyting!
Ne hikmetse (oy, tiraj veya reyting olabilir mi acaba) herkes konuşmasında, yazısında dine, muhafazakârlığa gönderme yapma ihtiyacı hisseder oldu birdenbire.
Netekim, pardon nitekim DYP Ankara İl Başkanı Bülent Kuşoğlu, Akşam yazan Şakir Süter'e "Sayın Rahşan Ecevit'in 'din elden gidiyor' mealindeki konuşması yanlıştı fakat..." demiş. Ve eklemiş "Fakat AKP seçim öncesi söylemleri ve iktidardaki uygulamaları ile dine ve dindarlara olan güveni sarsmış ve Türkiye'nin milli ve dini birçok hassasiyetini zedelemiştir." Hoop duralım burada. "Beyefendi rica etsek biraz daha açar mısınız" diye sormamış meslektaşım; "Hangi uygulamalar acaba? AKP dine ve dindarlara ne yaptı, siz niye dindarlara gönderme yapıyorsunuz?"
Diğer partiler (DSP, DYP gibi) bu gayrete girişince Meclis Başkanı Arınç'ın da hemen atılarak "Önce türban" demesine, bir süredir gündeme taşımaktan vazgeçtiği konuya tekrar dönmesine şaşmamak lâzım tabiî. Muhafazakâr kesimi kurda kuşa yem mi edecek?
Aah arkadaşlar ah, din üzerinden, milliyetçilik üzerinden siyaset yaparken bizi de aptal yerine koymalarına daha ne kadar susacağız bilmem ki!
"Önce vatan" veya "önce türban"!
Bazı gazetelerde bazı yazarların yazı başlıklarında "Önce Vatan"ı görünce ben de önce arkadaşlar haklının hakkını teslim ediyorlar, bizim gazeteden söz ediyorlar(!) sanıyordum. Ama sonra, yazıları okudum ve herkesin fark etmediği önemli bir soruna(!) değinmekte olduklarını gördüm
Haberin Devamı

