O'na aşık olurdum!

Her 10 Kasım'da elinde bir demet kasımpatı ile okul yoluna düşen küçük kız oluveririm ben... Göz pınarlarında iki damla yaşla onun büstünün başında nöbet tutan, sonra mikrofona çıkan ve "Türk gençliği olarak özgürlüğün, egemenliğin, Cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz" sözleriyle 'Gençliğin Ata'ya Seslenişi'ni okuyan küçük kız...

Haberin Devamı

Her 10 Kasım'da elinde bir demet kasımpatı ile okul yoluna düşen küçük kız oluveririm ben... Göz pınarlarında iki damla yaşla onun büstünün başında nöbet tutan, sonra mikrofona çıkan ve "Türk gençliği olarak özgürlüğün, egemenliğin, Cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz" sözleriyle 'Gençliğin Ata'ya Seslenişi'ni okuyan küçük kız...

Henüz genç bile sayılmazdım ama bir gün o bekçilik görevinin bize de düşeceğini bilirdim, hissederdim.

Bugün hâlâ anlayamadığım, o küçük kızın "özgür bir ülkeyi armağan eden" adama (ve diğerlerine) duyduğu minnet, şükran hissini yetişkinlerin nasıl böylesine kolay unutabildikleri.

Atatürk bir idol, bir halk kahramanı. Büyük bir toplum önderi. Yabancı liderlerin, parlamenterlerin 21. yüzyılda ismini hâlâ hayranlıkla andıkları örnek bir devlet adamı... Senenin bir iki gününde onu en büyük sevgi ve saygıyla anmak da bizim için gurur olmalı.

Ben onun ismini her an kullananlardan değilim, ama ismini kalbinde yaşatanlardan biriyim, bunu da hiçbir şey değiştiremez.

İşte benim Atatürk'üm. Gazetedeki köşemde yer alan fotoğraflarda gördüğünüz, Avrupalı asilleri bile kıskandıracak karizması ve şıklığıyla baş döndüren adam.

O dönemde yaşasaydım ona kesinlikle aşık da olurdum söyleyeyim. Zekânın, cesaretin, gücün, güzelliğin bu kadar etkileyici sentezi, böyle bir karizma olamaz.

Kendisine de hayranım, yaptıklarına da.

Nur içinde yatsın.

Sıra DYP ile ANAP'ın değişiminde!
"Asla olmaz" denilen şeylerin "olabiliyor" ya da "olabilecek" hale gelmesine seviniyorum. Seçim öncesi 'birleşin millete alternatif sunun' şeklindeki çağrılara kulak tıkayan partiler nihayet sonunda tek çarenin bu olduğunu gördüler.

Liderleri hâlâ şüpheleri varmış veya 'hemen kabul ediyor' görünmek onlara bir şey kaybettirecekmiş gibi konuşuyorlar ama uzaktan bakanların bu davranışa anlam vermesi mümkün değil.

Hatırı sayılır bir seçmen kitlesinin sırf bu nedenle, alternatifsizlik ve liderlere duyulan öfke nedeniyle sandığa gitmediğini, partilerinin; DYP ve ANAP'ın barajı geçemediğini bilmelerine rağmen hâlâ neden tereddüt ediyor olabilirler ki?

İnsanın aklına "liderin kim olacağı" konusunda anlaşamıyorlardır ihtimalinden başka bir şey gelmiyor. Oysa madem ki toplumun çıkarı adına özveri gereklidir ve madem ki ilk adım atılmıştır, o zaman bir özveri daha yapılabilir: Her ikisinin de dışında bir genel başkan!

Hem ANAP'ta, hem de DYP de bu görevi başarıyla götürecek isimler var. Bu isimlerin telaffuz edilmesi onlara zarar verdiği ve bu daha önce görüldüğü için artık ben de söylemeye çekiniyorum. Ama açıkçası hemen akla geliveriyorlar.

Genel Başkanlar'ın kendileri, partiyi toparlayacak şaibesiz, deneyimli, uyumlu bir adayı belirleyebilirler. Onlar adına zor, ülke adına kolay bir karar.

Bekleyelim bakalım cesaret ve özveri hangi noktaya kadar sürdürülebilecek?

DİĞER YENİ YAZILAR