Ağrı’lı yoksul bir ailenin oğlu olan ve okuyup bu yoksulluğu yenme kararında olan Muğla Üniversitesi öğrencisi Ömer Çetin’in ölümü bile vicdanları sızlatmaya yetmedi.
Çocukluğundan 20 yaşına kadar ailesine yardımcı olmak için uğraşmış, üniversite kayıt parası için de ağır işlerde çalışmış, yaz tatilinde de kazanayım diye günde 30 lira yevmiyeyle bir inşaata amele olarak girmiş.
Sonra gazete manşetlerinden onun, çalışırken 4. kattan dengesini kaybederek düşüp hayatını kaybettiğini okuduk. Canım Ömerciğin düştüğü yerde kanlar içinde yatarken fotoğrafı da vardı haberlerin yanında...
Ve aynı gün... Ve bir gün sonra hiçbir lider Ömer’in ve yoksul, okul harçlığı bile bulamayan diğer gençlerin durumunu ağızlarına bile almadan halâ “oy kabinine niye girmediniz, türbanı sen çözemezsin ben çözerim, mahkemeler kimin arka bahçesi, Büyükanıt’ı ben cezalandırırım, demokratik hak, özerklik vs” kavgalarını aynen sürdürdüler. Oysa Ömer’in ölümü normal bir ülkede, normal siyasetçiler için her şeyden önce anılacak kadar önemli bir olaydı.
İnsan bir iki gün için bile Türkiye’nin dışına çıkınca bu güzel ülkeyi sokak kavgalarıyla, sevgisizlik ve hatta nefret tohumları saçarak yaşanmaz hale getirdiklerini öyle güzel görüyor ki... Diğer ülkelerde insanlar huzur içinde yaşıyor, dolaşıyor, en basitinden huzurlu nefes alıyor.
Çünkü o ülkeleri yönetenler “medyasından sivil toplum örgütlerine, yargısından üniversitesine kadar her kurumu ele geçireyim de padişah gibi tek başına sonsuza kadar yöneteyim. İstediğim yasayı çıkarıp evrensel hukuk kurallarını bile ters yüz edeyim. İstemediğim, sevmediğim herkes cezaevinde olsun. Anayasa ile, değiştirilemez maddelerle canımın istediği gibi oynayayım, Anayasa Mahkemesi denetimi de olmasın” demiyor.
İFLASIN SİMGESİ
Onlar sadece kendilerini ve çevrelerini değil gençleri, vatandaşları “talihsiz Ömer’in ve ailesinin durumuna düşmesin, çaresizlik içinde kıvranırken hayatını kaybetmesin” diye tüm vatandaşlarının geleceğini düşünüyor.
Hiçbir önemli sorunu çözülmemiş bir ülkede çaresizlikten, yoksulluktan kurtulmaya çalışırken ölen Ömer aslında Türkiye’deki yozlaşmış siyasetin, medyanın, sistemin kurbanıdır ve sistemin iflâsının simgesi olmalıdır.
Geride kalanlara biraz ders, biraz utanma duygusu aşılamalıdır. Hiç değilse onun durumundaki on binlerce genci kurtarmaya çalışsınlar.
Müftü için açıklama bekliyoruz!
Toplum kesimlerini din-inanç üzerinden bölüp düşmanlaştırma, kışkırtma gibi öyle önemli bir eylem söz konusu ki millet hezeyan halinde.
İstanbul Müftüsü’nün “Bugünkü sitelerde cami yok” dedikten sonra söylediklerine tepki yağıyor.
Bunlardan sadece ikisini alacağım:
Yakup Karakaş “Müftünün demek istediği anlaşılmamış. Bütün camilerin altında dinci marketler açılıyor. Lüks semtlerde de bunu istiyor olmalı. Acaba hangi marketin hakkını savunuyor? Cami bahane...” diyor.
Hüseyin Önal ise:
“Müftülüğe sormak lâzım. Ben İstanbul Zeytinburnu’nda oturuyorum. Bulunduğumuz yerde Gökalp Camii, 200 metre mesafede Emine İnanç Vakfı Camii, tam aralarında dinci tarikatın mescit adı altında apartman tepesine koyduğu hoparlör var. Aşırı gürültüyle insanları dinden soğutuyorlar” diye yazmış.
Adım başı cami var, dininde inancında kimsenin camiden, ezandan şikâyet ettiği düşünülemez ama aşırı yüksek volümlü hoparlörlerin çok sık olmasından şikâyet edenlerin sayısı az değil.
Burada asıl mesele İstanbul veya diğer şehirlerde ihtiyacı karşılayacak sayıda, hatta çok daha fazla cami varken Müftü’nün belli semtlerde ya da sitelerde yaşayan vatandaşlar veya o siteleri kuranlar için “camiye harcanacak paraları suya atılmış sayıyorlar” benzeri cümleler kullanmasıdır. Kafasından bu şekilde yorumlar uydurma hakkı yoktur.
Diyanet’ten onunla ilgili açıklamayı bekliyoruz.
Bu arada Diyanet-Sen Başkanı’nın açıklamasından sonra camilerde cemaate siyaset yapan (örneğin referandum, seçim propagandası) imamlara nasıl bir yaptırım uygulanacağını da açıklarsa iyi olur.
Camide oy kullanılacaksa...
Remzi Gülbardak isimli oıkurumuz Sultanahmet Camii önünde, içeri girecek olanlara kıyafet denetimi yapıldığını yazmış.
Doğaldır, olabilir ama Remzi Bey “Referandumda camilere de sandık konacağı söylendi. Mevsim yaz, oy kullanacak olanların ona göre giyinip (uzun kollu bir kıyafet, başörtüsü) gelmeleri lâzım, yoksa son anda oy kullanamayabilirler” gibi bir uyarı yapıyor. Ben de okurlarımıza iletiyorum.

