Menderes ve Demirel’i dillerinden düşürmez oldular ya, Demirel’in “Dün dündür, bugün bugün” sözünü de uyguluyorlar galiba...
Bakın mesela Cemil Çiçek daha dün darbe iddiaları için “Durun bakalım, önce incelensin, anlaşılsın öyle konuşalım. Ne olduğu belli olmayan bir olay için konuşmak doğru olmaz” demişti.
Biz de “Bravo, hiç değilse Cemil Çiçek doğru hareket ediyor, hukuka saygılı davranıyor” dedik.
Bugün tamamen aksini yapıyor. Son iki yıldır kendi aralarında dönüşümlü olarak tekrarlayıp durdukları “aslı olsa da kötü, olmasa da kötü” sözünü söylemiş yine... Ama bunun arkasından ne dediğini anlayan varsa beri gelsin, herkese anlatsın.
“Aslı varsa felâket (tamam felâket)... Yoksa Türkiye’de bu kadar vahim suçlamalar varsa bu da kötü”... Varsa felâket, yoksa bu ne demek?
Özellikle 2009 yılı ve 2010’da vahim suçlamalar her gün duyuluyor, birileri ortaya yeni bir iddia atıyor, birileri de bunları gerçekmiş gibi alarak halkı her gün darbe korkusu içinde yaşatıyor. Millet iddiaların kanıtlanmasını ya da gerçek ne ise bulunmasını sabırsızlıkla bekliyor ama daha tek bir tanesinin “iddiadan öte” gittiği görülmedi.
Peki “iddiaların aslı yoksa ama vahim suçlama hâlâ yapılabiliyorsa” hukuken ne anlama geliyor o zaman?
Böyle anlamsız bir lâfı üstelik hukukçu başbakan yardımcıları söyleyince ve medya bunu haklı olarak irdeleyince bu kez Başbakan çıkıyor ortaya ve medyaya çatıyor. Başlıyor “birkaç tane köşe yazarı var” diye ve ağzına geleni söylüyor.
Açık konuşsanız da anlasak
Cemil Çiçek diğer söyledikleriyle de hatasının devamını getirmiş. “İddiaları biliyor muydunuz” sorusuna:
“Yedi yıllık iktidarımız döneminde bir kısım işleri biliyor olsak bile sabır göstererek kendi kuralları içinde çözmeye çalıştık. Kolay olmadı, Türkiye 2010’a kolay gelmedi. Türkiye’de yeteri kadar demokrasi kültürü yok. Demokrasi kültürünün birinci şartı, iktidarlar seçimle gelecek, seçimle gidecek” cevabını vermiş.
Ne anlarsınız bu cevaptan?
“Bu darbe planlarını biz çok önceden öğrenmiştik ama söylemedik, kendimize sakladık. Aslında bizi, seçimle gelmiş hükümeti kesin olarak indirmeye çalıştılar.”
Bu değilse eğer “Kendi kuralları içinde çözmeye çalışma” nasıl oldu? Genelkurmay Başkanı ile gizli görüşmeler yapıldı ve ona çok daha önceden sorularak iddialar mı araştırıldı?
Bunların delilleri kesinleşti de bir iki gazeteye haberler
öyle mi gitti? Ne?
“Kutlu yolculuk”
Dikkati çeken bir nokta da sanki medyasından yargısına kurumları yıpratma veya tepki bildirme konusunda aralarında işbölümü varmış gibi konuşmaları.
Biri medyaya çatarken (Başbakan) diğeri (Cemil Çiçek) yüksek mahkemeleri hedef alıyor. Ve sanki yürütme de, çoğunluğu elinde olan yasama da AKP demek değilmiş gibi “Anayasa Mahkemesi yasama meclisi yerine, Danıştay yürütme yerine karar verirse demokrasi daha ileri noktaya nasıl taşınacak” diyor.
Demokrasinin daha ileri noktaya (!) bağımsız medya, bağımsız yargı olmadan (bağımsız kalabilen de sadece yüksek mahkemeler), denetleyen, eleştiren kimse kalmadan “dikensiz gül bahçesi” ile yürüyeceğine inandıklarını biliyoruz ama bu kadar açık ifadesi yine de çarpıcı oluyor.
Ve son konuşmalarında Başbakan Erdoğan’ın Çiçek’le aynı sözlerde buluştuğunu görüyoruz:
“Hukuk dışı oluşumlara taviz, prim vermeyeceğiz. O emanete uzananlara aziz milletimiz yüce iradesi ile gereken cevabı verdi. Türkiye’yi kutlu yolculuğundan alıkoymak isteyenlerin tuzağına düşmeyin.”
Bakın arkadaşlar; medyasız, yargısız, herkesin dinlenerek, izlenerek yaşatıldığı kutlu yolculuk çok önemli, farkındayız (!)
Ama ne derseniz deyin bu sözler bana özellikle 28 Şubat’ı hatırlatıyor. 28 Şubat’ta (her ne kadar karar MGK’da alındıysa da) hükümetin indirilmesinden sonra AKP oluşan tepkilerle güçlenerek ortaya çıkmıştı. “Asker bizi indirmek istiyor” imajının taze tutulması, seçimlere çok yarar. Tüm gayretler bu yönde gibi geliyor artık...
Hele bu seçim de bir kazanılsın, asıl ondan sonra görün siz kutlu yolculuğu... Daha nerelere seyahat edeceğiz kim bilir?
(Not: Dünkü yazımda “Avrupa veya Amerika şehirleri” derken “şehirler” kelimesi (daha sonra düzeltildi ama) bazı baskılarda ve internette “şehitler” olarak çıkmıştır. Özür dileyerek düzeltiyorum.
İzninizle...
Sevgili okurlarım, yıllık iznimden birkaç gün kullanmak üzere yazılarıma Cumartesi’ye kadar ara veriyorum.
“Nereye gitti” diye merak etmeyin, o gün tekrar sizinle olacağım. Şimdilik hoşçakalın.
R. M.

