"Olmuştur, olmuştur" korosu!

İki gün üstüste yazdığım, Osmanlı döneminde ve Ermeni iddialarının kasıtlı olarak yayıldığı 1914 yılında Washington Büyükelçiliği yapmış olan Ahmet Rüstem Bey'in başından geçenleri bugün okumamız birçok açıdan önemliydi

Haberin Devamı

İki gün üstüste yazdığım, Osmanlı döneminde ve Ermeni iddialarının kasıtlı olarak yayıldığı 1914 yılında Washington Büyükelçiliği yapmış olan Ahmet Rüstem Bey'in başından geçenleri bugün okumamız birçok açıdan önemliydi. Önce, Türkiye'de Kurtuluş Savaşı döneminde ve halâ her dönemde örnekleri görülen, uluslararası sorunlarda hep Avrupa ülkelerinin (veya Türkiye üzerinde planları olan her ülkenin) tarafında yer almayı "aydının olaylara objektif bakışı ya da aydın sınıfına katılmanın şartı" zanneden veya herhangi bir kişisel çıkar bekleyerek bunu yapan "okumuş-yazmış"ların bilmesi açısından önemliydi.

Babası Polonya doğumlu Sadettin Nihat Paşa, kendisi de Midilli'de doğmuş (ilk adı Alfred de Bilinski) olan Ahmet Rüstem Bey tek ülkesi saydığı Türkiye'yi ve gerçekleri savunmak için herşeyi, hatta ölümü bile göze almış, açıklamaları ABD tarafından beğenilmeyip "istenmeyen adam" ilân edilince de Washington'u terkederek Türkiye'ye dönmüştü.

Bugün Amerikalı ünlü tarih profesörü Justin McCarthy, yine dünya çapında şöhret sahibi ingiliz tarihçi Andrew Mango, Bernard Lewis gibi yabancı uzmanların mevcut tüm arşivleri (diğer ülkeler dahil) araştırarak "soykırım tarifine uygun bir Ermeni olayı gerçekleşmemiştir" sonucuna varması da bizim "olmuştur, olmuştur" korosunu etkilemiyor. Onlar bölük pörçük edindikleri bilgiler ve Ermenilerle yapılan toplantılar sonucunda neredeyse McCarthy'leri, Mango'ları, Lewis'ler: de "devlet söylemini savunan (!) tarihçi" ilan etme yolundalar.

ABD Kongresi'ndeki Ermeni lobisi tarafından hazırlanan ve sözde soykırımın tanınmasını öngören iki tasan Temsilciler Meclisi'nin uluslararası ilişkiler komitesinin gündemine girmiş. Şimdi bu taşanların oylamalarda kabul edilmesi bekleniyormuş.

Bazı Avrupa ülkelerinde hükümetlerin Ermeni oylarını almak için siyasi çıkar nedeniyle (uluslararası platformda tartışılmadığı, hiçbir mahkeme tarafından kabul edilmediği halde) onayladığı iddia, ABD'nin de gündeminde artık

Başta Orhan Pamuk ve kendisine yardımcı olan yayıncıları olmak üzere bizim bugüne kadar "kabul edilmesi için Ermenilerden çok çaba gösteren" akademisyen ve yazarlar kutlamalıyız. Başarmaktalar. Kimbilir, incelemedikleri olaylara bu kadar objektif (!) bakabildikleri için nasıl da huzura kavuşuyorlardır.

Herneyse... Ahmet Rüstem Bey yazısının Mehmet Adanalı'ya Amerika'dan Cengiz Özakıncı tarafından gönderildiğini belirtmiştim. Sayın Adanalı isimde bir hata yapmış; ABD'den yazı Turkish Forum'un sitesinde gören Ergün Özgen tarafından gönderilmiş. Yazının sonundaki "Ahmet Rüstem Bey'in mezarında doğrulup 'Bre namussuzlar, siz ne biçim Türksünüz' diye haykırdığını düşlüyorum" cümlesini de içeren son paragraf sanıyorum aynı kişi tarafından yazılmış.

Olayın orijinal anlatımı ise Cengiz Özakıncı'nın Neveser isimli kitabından alıntı...

Aslında önemli olan kimin gönderdiği değil, olaylar döneminde yaşamış Polonya kökenli bir büyükelçi tarafından anlatılması.
Tekrarlayayım; anlayana tabii!

DİĞER YENİ YAZILAR