Olmayan şeyin şahidi

Dün öğleden sonra SKY TÜRK'te Deniz Baykal'ın başına örülmek istenen çorapla ilgili sorulan cevapladım

Haberin Devamı

Dün öğleden sonra SKY TÜRK'te Deniz Baykal'ın başına örülmek istenen çorapla ilgili sorulan cevapladım.

Orada da söylediğim gibi, beni asıl ilgilendiren; 2005 yılında Türkiye'nin hâlâ sansasyonel-magazinel olayların peşine düşerek asıl konulardan uzaklaşması, birilerinin reklâm veya çıkar tuzaklarına düşmesi, bu yapay gündemlerle zaman kaybetmesi...

Oysa olay o kadar açık ki... Bazı basın mensuplarının çıkıp da "Ben önce gazeteciyim, onun için siyasetçinin davranışını sorgularım" türü kahramanlıklarına hiç gerek yok. Hepimiz gazeteciyiz ama gazeteci olmak önce insan olmayı engellemiyor. Aynca bu kadar basit bir olayı anlamak için gazeteci olmak da gerekmiyor. Birazcık akıl yeter.

Efendim, Bülent Hanım "Benim şahidim var, onun
yok" diyor. Ortaya bir şarkı sözü yazan şahit çıkarıyor ve bir de İnci Baba'nın aracı olduğundan söz ediyor. Bırakın İnci Baba'nın hayatta olmadığını ve aksini söyleyemeyeceğini, şahit konusunda neden bu kadar eminiz? Adliye
koridorlarında şahit olmayan şahif'lerden geçilmediği gibi, madem ki yılların bilinen, tanınan lideri Deniz Baykal'ın yalan söylediği Bülent Hanım tarafından açıkça İMA edilebiliyor, bu sabitin yalan söyleyebileceği hiç mi düşünülmez bir şeydir?

Biz onu tanımıyoruz, nasıl bilebiliriz?. Bu tür şahitlerden herkes istediği kadar çıkarabilir. Bu bir.

Deniz Baykal, Bülent Hanım'la siyasetçi kimliğiyle görüşmüş olsa tamam ama o sırada sade bir avukat. Her müvekkilini veya kendisine başvuran her şahsı açıklamak zorunda değil. Bir avukat istediği parayı talep etme hakkına sahip olduğuna, buna hiç kimse AVANTA veya RÜŞVET diyemeyeceğine göre bunun ötesini açıklamak veya açıklamamak tamamen kendi tasarrufundadır. Konuşmamayı veya reklam mı tuzak mı belli olmayan bir tartışmaya adını karıştirmamayı tercih ettiği için YALAN SÖYLEDİĞİNİ de kimse iddia edemez. Bu iki... "Benim şahidim var, onun yok" sözü de az komik değil. "Karşılıklı görüşyen biri olmayan
şeyin şahidini nasıl gösterebilir, bu üç... Tuzağa biz de düştük, günlerce "şıracı-bozacı" laflarıyla abes bir tartışmayı sürdürdük, tipik Türk sansasyon merakımızı tatmin ettik, bu da dört!

Baykal ne diyor?
Ve şimdi dün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal la
yaptığım telefon konuşmasında söylediklerini paylaşalım. Baykal, ortada bir senaryo olduğunu, olay netleşmeden önce bir haftadır sanki söz konusu program yayınlanmış gibi tartışmaların sürdürüldüğünü ve kendisinin de bu tartışmaya çekilmek istendiğini belirttikten sonra kesinlikle karşılıklı görüşme olmadığını, böyle hüküm verenlerin hata yaptığını söylüyor.

'İddia ilk ortaya atıldığı gün konuşsaydınız bu kadar büyütemeyeceklerdi, neden konuşmadınız' soruma verdiği cevap şöyle:

"Önce ciddiye almadım, bir magazin olayına katkıda bulunmak, böyle bir tartışmaya girmek istemedim. Hiçbir yazıhane buluşmam yok. Ankara'da bu adreste veya o civarda bir yazıhanede benimle buluştuğunu, görüştüğünü söyleyen tek bir kişi çıkamaz. Arkadaşın bürosuysa kim bu arkadaş? Ortada bir iddia varsa iddia sahibi ispat etmek zorundadır. Yanına bir şahit alan herkesin istediğini bu şekilde suçlamasına izin verilemez."

İnci Baba'nın aracılığından söz ediyor.
"Tümüyle yalan. Böyle bir şey asla olmadı. Oldu diyenler İnci Baba'nın konuşamayacağını biliyorlar. Benim verilmeyecek bir hesabım bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmayacak." Ben hâlâ kafayı bu tuzaklara hep birlikte düşüyor oluşumuza takmış vaziyetteyim.

Yakanın kiri!
Dün Hürriyet gazetesi AKP Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün'ün bir konuşmasını verdi. Bölgesindeki yaşlı seçmenler dulluk maaşı alan yaşlı kadınların kendileriyle evlenmediğini, bu nedenle "yakalarının kirli kaldığını" söyleyerek bu maaşların kesilmesini ve hatta kadınları evliliğe zorlamak için dulluk vergisi konmasını istemişler.

Yaşlı amcalar az istemişler bence, devletten bir de dulluk vergisi konarak evlenmeye mecbur bırakılan kadınlan bağlamak için zincir istemelilerdi. Şöyle ayağına takacaksın gülleyi, oturtacaksın leğenin başına, yaka kirlerini temizleteceksin. Bütün gün yıkasın, sonracıma yemeği pişirsin, boş vakit kalırsa tarlaya koşup orada çalışsın veya hayvanlarla ilgilensin.
Mümtaz halkımızın erkek nüfusunun kadını nasıl gördüğünün ne açık bir kanıtı değil mi bu istek?

Beyler kahvede oturacak, elini kaldırıp kirli yakasını bile citilemeyecek ve kendilerini istemeyen kadınlan da evliliği zorlamak için onlara vergi konmasını talep edecek.

Biliyor musunuz, uzun mücadelelerle değiştirilen ve bu nedenle 17 milyon kadını mağdur edecek bir hatayla çıkarılabilen Medeni Kanun Mal Rejimi'ndeki durum da bu yaşlı vatandaşların Meclis versiyonu erkekler tarafından yaratılmıştır.

Ki benim bu amcalara bir çift sözüm olacak; Beyler, kadınlar sizi istemiyorsa bir nedeni olmalı... Onlan zorlayacağınıza kendinize bir göz atin, bakalım neden istenmiyorsunuz.

Ne demiş atalarımız; zorla güzellik olmaz!

DİĞER YENİ YAZILAR