Olaylar neden hep Taksim’de?

Haberin Devamı

Son zamanlarda “zenginlik-laiklik ve Nişantaşı”nın sık sık bir araya getirildiğini ve aynı zamanda çok sayıda mağazanın, iş yerinin toplandığı bu semte karşı bir tepki yaratıldığını biliyoruz.

Bilinçli ya da bilinçsiz...

Gazeteci tarafından ya da “aydınım” diyen akademisyenler tarafından... O şekilde veya bu şekilde Nişantaşı hep gündeme getiriliyor.

Sanki dindarlık, laiklik, seçkinlik, zenginlik semtle ölçülebilirmiş gibi adeta Nişantaşı bir ölçü... İyi ki orada oturmuyorum, oturanların kendini mutsuz, huzursuz hissetmesi için her neden mevcut...

Öğretmeni, doktoru, mühendisi, gazetecisi, iş adamı, kim olursa olsun orada yaşıyorsa semtini söylemeye neredeyse korkar durumda.

Ben ise şimdi affınıza sığınarak (!) Nişantaşı’ndan söz etmek durumundayım. Yılbaşı gecesi Taksim’de de, Nişantaşı’nda da binlerce kişi yeni yıla girmek üzere toplandı. Ama geçen yıl taciz (ve hatta ölüm) olaylarının yaşandığı Taksim’de yine dehşet verici saldırılar olurken, Nişantaşı’nda hiçbir olay olmadı.

Bunun nedenini anlamak üzere iki semtin belediye başkanlarını arayarak konuştum.

Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan; bu olayların belediyelerden çok

Emniyet’i ilgilendirdiğini, olumsuz eylemlerle Beyoğlu Belediyesi’nin adının yan yana gelmesinin sakıncalı olacağını söylüyor.

Ona göre öncelikle konuşulması gereken konu, Beyoğlu gibi bir ilçede, geçen 4 yıl içinde “varolan olumsuzluklarda” artma mı, yoksa azalma mı olduğu... İyi bir yatırımcı trendinin bulunduğunu, semtte olumlu bir dönüşüm yaşandığını ve bu tür olaylarla özdeşleştirilerek bu gidişin bozulmaması gerektiğini vurguluyor.

Aynı soruyu sorduğum Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ise yılbaşında hiçbir kötü olayın yaşanmaması için özel güvenlik ekipleri oluşturduklarını belirterek başladığı konuşmasında; o gece 514 zabıtanın görev aldığını, bu zabıtaların aynı zamanda “fazla alkol alanları kontrol edecek” bir eğitimden geçtiğini, 8 yıldır aynı uygulamayı yaptıklarını, 80 bin kişinin toplandığı geceden önce bölgede “olay çıkarma ihtimali bulunan 120 kişiyi” önceden belirleyerek bunlara özel bir çadırda ayrıca eğlenme imkânı sağladıklarını, diğer tarafa davet etmeden önce ise bütün güvenlik önlemlerini aldıklarını anlatıyor.

Sarıgül’e göre açık alanlarda toplanan kişilerin güvenliğini sağlamak, önlem almak Valiliğin, Emniyet’in görevi olduğu kadar Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin de sorumluluğu...

Bunları yorumsuz olarak yazıyorum, hangisi doğrudur, ne yapılmalıdır, herkes kendine göre yorumlasın.

YİNE SUÇLUNUN YANINDA!

Ama sonuçta sokakları da harem-selamlık ayıramayacaklarına göre kimin görevi olursa olsun, hangi semt olursa olsun önce önlemlerin alınması, sonra da cezaların doğru uygulanması sağlanmadıkça bu çağdışı, iğrenç saldırılar durdurulamaz.

Örneğin son haberlere göre “turistler şikayetçi olsalardı tacizciler 10,5 yıla kadar hapis cezası alabilecekti”...

Oysa KADER Başkanı Avukat Hülya Gülbahar iki gece önce televizyonda; bu olayın sadece cinsel taciz değil aynı zamanda “vücut dokunulmazlığını ihlal ve toplu saldırı” olduğunu, suçluların “şikayet olmasa da cezalandırılması gerektiğini” söylüyordu.

Gerçi turistler şikayetçi olsaydı da suçluların serbest kalmakta bir zorluk çekmeyeceğini, bu ülkede tecavüzcülerin bile hak ettikleri cezayı almadığını biliyoruz ama hiç değilse gelecek yılların hatırına ben bu kez cezalandırılacaklarını umuyordum.

Yanılmışım. Türkiye’de hukuk yine suçlunun yanındaydı... Eh böyle hukuka, böyle memleket oluyor tabii!

*****

Çalışan kadın aldatırmış!

Yakında bir “şeriat sitesi” kurulacağı haberinin daha önce duyulduğu Beylikdüzü’nde bir caminin imamı hakkında soruşturma açılmış.

Sebebini okudunuz mu bilmiyorum, tekrarlayalım onun için; İmam Hasan Hakyemez kadınların hakkını fena halde yiyerek Cuma vaazında “Çalışan kadının kocasını aldatacağını, nefsine hakim olamayacağını” söylemiş ve cemaatten eşlerini çalıştırmamalarını istemiş. (Acaba Afganistan’da olduğunu zannetmiş olabilir mi?)

Kafasındaki hurafelere göre erkeğin 1 nefsi, kadının ise

9 nefsi varmış (kadınlar neymiş be abi), kadın hangisine hakim olsunmuş. Kadın nefsine düşkünmüş ve işyerinde nefsine hakim olamazmış. Karısını çalıştıran erkek “günaha girer”miş.

Kadınla erkeğin yan yana oturtulması da bu kafaya göre “günaha girer”, onun için oturtmuyorlar. İran gibi ülkelerde ise “futbolcuların

bacağını görür” diye kadınların stadyumlara girmesi de yasak ediliyor. Biraz daha ileri gidince yanında erkek olmadan dışarı çıkması veya konuşması da...

Bu tür olayların arttığını görmezden gelerek “münferit olaylar” diyenlerin Türkiye’de 85 bin cami, 90 bin din görevlisi olduğunu, 60 bin kişiye 1 hastane düşerken her 350 kişi için bir cami bulunduğunu hatırlamaları gerekiyor. Bu arada... Diğer imamlar da benzer bir beyin yıkama, baskı işine kalkıştıklarında yalnız kadınların çalışmasının önleneceğini değil, çalışan kadınlara neler yapılacağını da düşünmeleri gerekiyor.

Onların ve herkesin düşünmesi iyi olur.

Bilimde “ihtimal hesabı” önemlidir biliyorsunuz!




DİĞER YENİ YAZILAR