Olaylar nasıl açığa çıkarılacak?

Haberin Devamı

Medyanın da işi zor, hangi partiyle veya kurumla ilgili sorunları yazsanız o parti veya kurumun tepkisiyle karşılaşıyor, kara listelerine giriyorsunuz.

Eski iktidarlar döneminde de vardı benzer tepkiler, medyayı “düşman ilan etme”ler ama son yıllardaki durum onlarla da kıyas kabul etmez hale geldi.

İktidarı elbette eleştireceğiz, yolsuzluk kime aitse ona sorular yöneltecek ve hesap vermesini bekleyeceğiz ama öyle görünüyor ki hesap vermek artık hikâye haline geldi. Olayların üstü örtülüyor, halı altına süpürülüyor...

Yolsuzluklar, hukuk, kural tanımazlıklar had safhada.

Bugün muhtemelen Her Açıdan’da da aynı konu konuşulacaktır.

En ciddi yolsuzluklar, Türkiye’nin imajını da yerle bir eden uluslararası bağış skandalları bile hükümet tarafından korunuyor.

Örneğin Adalet Bakanı’nın “Bize ne yav” dediği Deniz Feneri Derneği’ne hükümet tarafından diğer derneklere tanınmayan “derneğe kaynak sağlayanların bu kaynağın yüzde 100’ünü vergiden düşmesi” gibi ayrıcalıklar sağlanmışken, siyasi olan ve olmayan bağlantıları Alman yargısı tarafından açıklanmış “asıl failler” gösterilmişken Türkiye’de açılacak dava haftalardır Adalet Bakanlığı tarafından sebepsiz şekilde geciktiriliyor. Sorup cevabını alamıyorsunuz.

Davada Türk hükümetiyle ilgili sorular Almanya’daki siyasi partiler tarafından Alman Federal Meclisi’ne önerge olarak sunuluyor, onların hükümetine soruluyor ama her nedense TBMM’de tartışılmıyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve bazı milletvekilleri hakkında çok ciddi, belgeli iddialar varken bunların açıklaması yargıya yapılamıyor, çünkü dokunulmazlık meselesi var.

Meclis’te soruşturma komisyonu kurulamıyor, önergeler tartışılamıyor, MASAK çalıştırılamıyor, çünkü karar verecek güç “iktidar”, onların istemediği hiçbir şeyin yapılması mümkün değil.

Yani “balık baştan kokar” sözü tam da bu durum için söylenmiş, baştan kokuyor ama kokunun üzerine sprey sıkılıyor.

Hal böyleyken Türkiye, siyasetini nasıl temizleyebilir ve temiz tutabilir bunu halka açıklasınlar...

Hükümet bunu kesinlikle açıklamak zorundadır, aksi takdirde gündem sürekli kilitlenecek, gerçekler “yaldızlı lafların, polemiklerin, karşılıklı suçlamaların, yersiz özürlerin arkasına saklanacak” ve öte yanda halkı bir çuval erzakla aldatma politikası devam edecektir.

Durdurulması için sivil iradenin tepkisini “o parti, bu parti demeden sistemi düzeltmek üzere” ortaya koyması gerekiyor.

Hem de artık acilen!

*****

Polise “bir artı”, bir “koca eksi”!

İstanbul Şişli’de bir kadın terörist 9 kiloya yakın “tahrip gücü yüksek” patlayıcıyla polis tarafından yakalandı.

Vali Muammer Güler’in , yanında İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la birlikte olay hakkında bilgi vermesini izlerken belki on defa ‘Bravo, demek İstanbul polisi iyi çalışıyor’ dedim. En hayati noktalardan biri (dün Okmeydanı’ndaki olaylar da açıkça gösteriyor) polisin büyük şehirlerde terör önlemlerini en sıkı şekilde alması çünkü...

Sonra diğer haberlere bakarken Diyarbakır’daki terör saldırısında “araçtaki hamile polis eşini kurtardıktan sonra şehit olan” polisin ağabeyiyle ilgili haberi gördüm.

Şehit kardeşinin mezarında fenalaşan Sami Tavşancı hastaneye götürülürken trafikte polislerle tartışma çıkıyor.

Bir araçtan inen 15’e yakın sivil ve resmi polis kendilerine durumun açıklaması yapıldığı halde araçtakilere küfür ediyor, şehit polisin diğer ağabeyinin iki gözünü morartıyor, yakınlarını yaralıyorlar.

Bırakın o psikolojideki şehit ailesine saldırmayı polisin vatandaşa bu şekilde şiddet uyguladığı dünyanın neresinde görülmüştür, hiç duydunuz mu?

Polisine güvenemeyen, onun şiddetinden korkan vatandaş kime güvenebilir, kimden yardım isteyebilir?

Türkiye’de her olayda, hatta cinayet suçlusu olsa bile polis korunuyor... Suç işleyenler cesareti buradan alıyorlar. (“Kötü polis”ten söz ediyorum...)

İçişleri Bakanı her konuda tümden sessiz ama yeter artık, konuşup hiç değilse “polis şiddeti utancına” son vermesini bekliyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR