Neden haberi duyar duymaz hepimiz aynı tepkiyi verdik? Kayıt parasını veremediği için okul müdürü tarafından okulu temizlemek zorunda bırakılan veli bizi neden rahatsız etti? Neden çoğumuz "Madem ki parası yok o zaman o da böyle katkıda bulunsun okula, çalışmak ayıp değil ki" demek yerine ilk tepki olarak öfke duyduk?
Ben bu tartışmaları seviyorum, taşlan doğru yere oturtmak için bu konuları irdelememiz gerekiyor. Acaba gerçekten birbirimizi gaza getirerek doğruyanlış demeden toplumsal linçler mi yapıyoruz, yoksa vicdanlarımızın, beyinlerimizin bir köşesinde o güne kadar edindiğimiz değerler toplamı mı bizi o noktaya getiriyor bunu anlamak lâzım.
Ertuğrul Özkök Salı günkü yazısında birinci şıkkın doğru olduğunu, örneğin bu olayda okul müdürünün haklı olarak veliye bir seçenek sunduğunu savunuyordu. Yazıyı okuduktan sonra uzun uzun düşündüm. Güvendiğim birçok kişiye ne hissettiğini sordum. Sayın Özkök'e hak verenler de vardı, benim gibi düşünenler de. Hepsini dinledim. Ve sonuçta durup içimden gelen sese kulak verdim. Bakın içimden gelen ses neler söylüyor;
Konuşanların bazılarının da belirttiği gibi devletten yeterli yardımı alamayan okullarda veliler iş bölümü yaparak okulları temizliyorlar. Bunu biliyoruz. Ayrıca çalışmak ayıp değildir, dürüst şekilde çalıştıktan sonra her işi yapabilirsin. Sen de üniversite yıllarında, hayatı öğrenmek için kısa süre İngiltere'de bir restoranda garsonluk yapmadın mı? Üstelik bunu en akıllıca kararlarından biri olarak anımsamıyor musun?... (Ses bu soruları bana soruyor...) Ama İngiltere'de yapmıştın, acaba Türkiye'de aynı kararı, aynı rahatlıkla verir miydin? Hayır, hayır yanılgıya düşme. Hangi iş olursa olsun, çalışmak insan onuruna aykırı değildir. Ancak...
Eğer kendi özgür iradenle karar vermişsen değildir. İnsan onuruna aykırı olan, bir duruma
baskıyla boyun eğmek zorunda bırakılmaktır.
Sınıf farkı yaratmak
Türkiye'de zaten parası olanla olmayan arasında bir özel okul-devlet okulu ayırımı var. Çocuğunu devlet okuluna verenler arasında bir de parası olduğu için kayıt yaptıran ve olmadığı için okul temizletilen ayınmı yaratmak, bir sınıf farkı ortaya çıkarmak, üstelik o velinin çocuklarını bunun psikolojik yükünün altında bırakmak yanlıştır.
Serbest kıyafet yerine "okul önlüğü" kullanılmasının nedeni de o sınıf farkını ortadan kaldırmak değil midir? İmkânı olan Gucci ayakkabıyla, olmayan Salı Pazarı'ndan aldığıyla okula gitse daha mı doğru olacaktı? Okul müdürünün velilerle okul temizlemesi veya bir velinin geçimini temizlik yaparak da kazanabilme ihtimalinin olması bu olayı haklı çıkarmaya yetmez. Bağış istemekle, veliyi buna zorlamak, herkes için işleyen bir sistemin parçası olmakla, çocuğunun kayıt parasını ödeyemediği için tek başına temizlik yapmak zorunda bırakılmak farklı şeylerdir.
Burada bütün veliler temizlemiyor, sadece parası olmayan temizliyor. Ve en önemlisi; seçeneği yok. Kendisi de, okulundaki arkadaşlarıyla eşit şartlarda görünmek isteyecek çocuğu da baskı altında.
Kısacası, ben bu olaya baktığımda müdürün ve fakir ama okumak isteyen öğrencilerine eğitim imkânı sağlayamayan devletin hatalı olduğunu görüyorum.
Bugün iktidarda olanlar kısa süre öncesine kadar millete "çoğalın, çoğalın" demekte, nüfus plânlamasına karşı çıkmaktaydılar. Bugün de devlet okullarına öncelik vereceklerine "özel okul teşviki"nin öneminden söz ediyorlar. Ve ayrıca; okullara giremeyen öğrencilerden bile milyonlarca lira ön kayıt parası istemek veya devlet okulunda 100 milyon kayıt parası almak nasıl hak olabilir?
Eğitim konusunun daha çook tartışılması gerekiyor.
Hangisi doğru?
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik eğitim konusundaki yazılarımla ilgili açıklamalar yapmak üzere kısa süre önce beni Gaziantep'ten aradığında üniversitelerle ilgili sorunları da konuştuk. Örneğin bir yazımda Başbakan'ın "Ulusa Sesleniş" konuşmasında sözünü ettiği "daha özerk yönetim" in hükümetin seçerek Cumhurbaşkanı'na sunduğu rektör adaylarıyla mı olacağını sormuştum. Bu soruya Bakan Çelik "Bizim üniversitelere siyasi hegemonya giydirme hevesimiz olmadı. Hükümetin rektörleri seçeceği doğru değil. Üniversite yönetimleri adayları seçecek, YÖK bu adayların sayısını 2'ye indirecek ve o iki aday Cumhurbaşkanı'na bildirilecek" cevabını verdi. Sonra da ekledi;
"Bütün ülkelerde rektörler bakan tarafından seçiliyor, biz bunu istemiyoruz. Biz 7 kişilik bir konsey kurduk, bu konsey rektör seçimlerini koordine edecek. Ama akademik işleyişe karışmıyoruz." Hangi ülkelerde rektörleri bakan seçiyor, 7 kişilik heyetin bir baskısı söz konusu olur mu olmaz mı bunları bilmiyorum, ama benim bildiğime göre üniversiteler için oluşturdukları son tasarıda rektör adayları başbakanın teklifi olarak cumhurbaşkanına gönderilecekti. Bakan'ın açıklamasına bakılırsa tasarıda yine değişiklik yapıldı. Keşke şu son halini çıkıp açıklasalar da "daha özerk yönetim"den neyi kastettikleri bir anlaşılsa!
Genelleme alışkanlığımız
Her zaman bunu savunmuşumdur; bir iki örneğe bakarak bir olaya "İşte basının bakış açısı", "İşte iş dünyasının görüşü" gibi etiketler yapıştırmak yanlıştır. Bu alışkanlıkta olanlar kendi yazılarından alınti yapılarak hataya işaret edildiğinde rahatsız oluyorlar ama aynı şey sık sık yapılmaya da devam ediliyor.
Son olayda Deniz Arman yakalandı (!) "Kadın gazeteciler" başlığıyla yazdığı ve genelleme yaptığı yazısıyla aynı gün (dün) kendi gazetesinde bir kadın yazar (o ben oluyorum) aynı konuda kendisini haksız çıkaracak iki yazı yazmıştı. Ayrıca... Kadın gazetecilerin tümü kaset olayına "magazin" boyutuyla yaklaşmadılar, aralarında gerçekten çok güzel yazıları yayınlananlar oldu.
Eğer sadece magazin yönünden ele alan bir iki kişi varsa ve bu konu yazılacaksa, onların isimleriyle yazılması gerekirdi.
Bu genelleme huyundan vazgeçme zamanımızın geldiğini bir kez daha hatırlatayım dedim!
Okul temizlemek onur kırıcı mıdır?
Neden haberi duyar duymaz hepimiz aynı tepkiyi verdik? Kayıt parasını veremediği için okul müdürü tarafından okulu temizlemek zorunda bırakılan veli bizi neden rahatsız etti?
Haberin Devamı

