Okul mu, mafya yuvası mı?

Dün Milli Eğitim Bakanlığı ile UNİCEF'in ortaklaşa düzenlediği şiddet panelinde konuşmacıydım...

Haberin Devamı

Dün Milli Eğitim Bakanlığı ile UNİCEF'in ortaklaşa düzenlediği şiddet panelinde konuşmacıydım.

İlköğretim Okulları Genel Müdürü Prof. Servet Özdemir'in de katıldığı panel sorunların ve çözümlerinin konuşulması ve ciddi çareler aranması açısından son derece yararlıydı. Sempozyumun ilk günü bir uzman psikolog tarafından verilen ve basında yer alan (43 okulda 3483 öğrenciyle yapılmış) anketin sonuçlan da, bütün konuşmalardan ve verilerden çıkan sonuçlar da Bakan Hüseyin Çelik ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Birkaç olay medya tarafından abartılıyor" sözlerinin ne kadar yanlış olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Anket sonuçlarından yalnızca bir iki tanesine bakalım:

Son bir yılda en az bir kez fiziksel kavgada bulunanların oranı yüzde 50.

Hayatı boyunca en az bir kez bıçak, çakı veya diğer kesici aletleri taşıyanların oranı yüzde 22.6.

"Çete üyesiyim" diyenler yüzde 10.

Ve okulda kendini güvende hissetmediği için devamsızlık yapanlar yüzde 27.8...

Ocak ayından bu yana, çeşitli devlet okullarında 7 öğrencinin "arkadaş cinayeti ne kurban gittiğini, 59 öğrencinin ağır yaralandığını da hatırlayacak olursak illere yayılan öğrenci şiddetinin ilgili/sorumlular tarafından küçümsenemeyeceğini de görürüz.

MEB bu paneli 1,5 yıldan beri yapmayı plânlıyormuş, ben panelde 'Biraz geç karar verilmedi mi' sorusunu da sordum.

Konuşmamda değindiğim noktalar arasında 'aslında akıllı iktidarların medyanın yaptığı haber ve uyarıları ciddiye alıp bunlardan yararlanacağı, erken harekete geçerek sorunları yayılmadan çözebileceği ama ne yazık ki bizde yönetimi ele geçirenlerin medyayı adeta bir siyasi rakip gibi gördükleri ve inatlaştıkları' da vardı.

Daha sonra aile içi şiddet, okulda öğretmenlerin uyguladığı baskı ve şiddet, ailelerin ekonomik sıkıntısı, göçten doğan dışlanmışlık ve mağdur psikolojisinin öğrencideki tepkileri ile şiddet bağlantısı ve medyanın, TV programlarının özendirme yoluyla etkisinden söz ederek çözüm önerilerimi anlattım.

Yaşayan ölüler
İngiltere'den sempozyum için gelen eğitim uzmanı Chris Gittins'in "Şiddet izleyenlerin şiddete başvurması veya karışması gerekmez, eğitimle bunu önleyebilirsiniz" görüşünün doğru ama Türkiye gibi eğitimsiz insanı çok bir ülkede İngiltere'dekinden daha zor olduğunu, çok ciddi ve medyanın katılımını şart kılan bir eğitim sürecine ihtiyaç olduğunu vurguladım.

Baskıya ve ezbere dayalı eğitim sisteminin yanlışlığı yıllardan beri biliniyor ama çözümü bir türlü gelmiyor.

Okullarda şiddetin önlenmesi için okul ve çevresinin sıkı denetimi, öğretmenlerin hakaret ve şiddete başvurmaması, öğrencilerin okula silah getirmesi veya olaylara karışmasını önleyici eğitim ve yaptırımlar, ailelerin uyarılması ve eğitilmesi, gençlerin okul sonrası zamanının olumlu etkinliklerle değerlendirilmesi, sonunda da tabii ki hem bunlara katkı, hem de W film ve dizilerinde sık sık başvurulan şiddetin kaldırılması açısından medyanın değişimi gerekiyor. Ve daha bir dizi önlem...

Televizyonlardan "görerek öğrenme"nin önemi, hele de Türkiye gibi insanların kendini dizi/film kahramanlarıyla tümüyle özdeşleştirdiği bir ülkede medyanın bu konudaki rolü de küçümsenemez.

Sadece gençlerin ölmesiyle kalmayıp yuvalan söndüren, ana babaları yaşayan ölüler haline getiren şiddet olaylarını önlemek başta ilgili bakanlıkların, sonra medyanın ve her vatandaşın görevidir.

Bu konuda hepimiz elimizi taşın altına sokmak zorundayız...

Benim şimdilik Milli Eğitim Bakanı Çelik'e iki sorum var:

1- Okullara silahla girilmesi nasıl önlenemiyor?

2- Öğrencilere şiddet gösteren (psikolojik şiddet dahil) öğretmenler konusunda nasıl bir önlem alınıyor ve nasıl bir yaptırım uygulanıyor?

DİĞER YENİ YAZILAR