Oktay Ekşi’nin başka seçeneği var mıydı?

Haberin Devamı

Hürriyet Gazetesi eski Başyazarı Oktay Ekşi “CHP’ye üye oldu diye” hemen belli bir kesim medyada klan faaliyeti başlatıldı ve onun kararı çalıştığı eski medya grubu ile ilişkilendirilerek “Bakın işte onlar da CHP yandaşı, bu da ispatı” havasına girildi. Ki Türkiye’de medyanın getirildiği dehşet verici bölünmüşlük içinde, medyanın çok büyük kısmının iktidara çok yakın isimlerin elinde olması, gazetecilerinin de bu partinin üyesi gibi çalışması, geriye kalan medyanın ağır siyasi baskılar altında bırakılması düşünüldüğünde son derece anlamsız bir suçlama.. Hem de hiç şüphesiz.

Nereden mi eminim? Bakın bakalım; sadece siyasi iktidarın “ülkenin geleceği açısından hatalı bulduğu eylem ve söylemlerine” eleştiri getirdiği, sorguladığı ve böylece gazeteciliğin asıl amacını gerçekleştirdiği için baskılarla bitirilen TV programları, işlerinden edilen gazeteciler tekrar başlayacak TV kanalı veya gazete bulabiliyorlar mı?

En ünlü köşe yazarları bile “Sözcü ile Cumhuriyet dışında” çalışacak gazete bulabiliyor mu? Hani “çok seslilik” vardı, hani “düşünce ve ifade özgürlüğü” vardı, eleştirmek hele de “halkın gözü, kulağı” denilen gazetecinin eleştirmesi “demokrasinin en temel hakkı”ydı, ne oldu bunlara? Yıllarca “demokrasi, insan hakkı” diye atınca mangalda kül bırakmayanların bu ancak ‘aleni baskı rejimlerinde görülecek’ tablo için söyleyecekleri hiçbir şey yok da mı susuyorlar, yoksa konuşamayacakları için mi?

Oktay Ekşi (veya aynı çizgide bir başka gazeteciyi düşünün) hayatı boyunca kendi görüşleri doğrultusunda yazarak görevini yapmış. Sonra yıllarca çalıştığı gazeteden ayrılmış, bilin bakalım bundan sonrası için önünde kaç seçenek var? Kim olursa olsun, eğer şanslıysa en fazla iki.. O gazeteler de artık yazar kadrolarını doldurduğu için büyük ihtimal hiç yok.

GERGEF Mİ İŞLESİN?

Peki ne yapacak? Hayatının bundan sonrasını bir mucize umarak mı geçirecek yoksa el el üstüne koyup köşesine mi çekilecek? Ülkesine ancak böyle katkıda bulunabileceğine, siyasi gazetecilikte edindiği deneyimle alıştığı çizgide yaşamını ancak böyle sürdürebileceğine, tek şansının bu olduğuna inanıyorsa siyasete girmeyi düşünmesi, bunun için de elbette ‘görüşlerine en yakın bulduğu’ partiyi seçmesi en doğal çözümdür.

Bu nedenle de onun CHP’ye girmesini “geçmişte çalıştığı medya grubuyla ilişkilendirmek” kadar saçma ve tutarsız bir gayret olamaz. Üstüne üstlük “siyasetçi danışmanlarının gazetecilik yaptığı, iktidarı destekleyen gazetecilerin devlet televizyonunda ‘sıfır reytingli’ programlarla haftada binlerce lira topladığı, Demokrat Yargı derneğinde yıllarca iktidara hizmet için çalışmış isimlere üniversitelerde akademik kariyer imkanı sunulan” bir ülkede daha da büyük saçmalıktır bunu tartışmak.

Eleştiri yapması gereken her durumda dut yemiş bülbül gibi susan, medya baskıları bu hale gelene kadar gık çıkaramayan ama bu konuya yüklenenlere “Hadi işinize, insanın kafasını bozmayın” demekten başka söylenecek söz yoktur.

***


Yargı reformu sakızına devam!

Ne yalan söyleyeyim, artık bana ‘ülkede olup bitenlerle ilgili’ sızlananlara karşı eskisi kadar sabırlı değilim. “Ah şu da oluyor, bu da oluyor, daha neler göreceğiz bakalım” gibi sızlanmalarla yanıma yaklaşanlara ‘yaz tatilini kesmemek için oy kullanmaktan vazgeçen, bugüne kadar olup biteni kayıtsız gözlerle izleyen, asıl eleştirilecek büyük olayları bırakıp detay sayılacak olayları konuşup duran milyonlarca vatandaşın bulunduğu bir toplum şikayet de edemez’ diyorum. Evet belki sorumluluğunu bilen kesime biraz haksızlık oluyor ama bilinçli bir toplumda vatandaşlar yalnız kendisinden de sorumlu değildir, gerçekleri anlatmak için herkesin çaba göstermesi gerekir. Neyse..

Hala “yüksek yargıdaki operasyonu”, ülkenin en önemli yüksek mahkemelerinin iktidar uydusu haline getirilmesini “yargı reformu” diye yutturmaya çalışanlar var, en yakın çevremizde de var artık bunlardan.. HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nde operasyon tamamlandıktan sonra şimdi sıra “dokunulmamış” son iki yüksek mahkemeye geldi ve oralara doğru adım atıldı ya, yine başladılar “yargı reformu gerekli” sakızını çiğnemeye.

Bin dereden su getirerek, ta Osmanlı’ya filan inerek milleti iknaya çalışıyorlar ki “kardeşim bütün mahkemeleri iktidar partisi seçerse, toplumun böyle keskin kutuplara ayrıştırıldığı bir ortamda ‘o partiden olmayanlar’ sıkıntıya düştüğünde bunu kim çözecek? Hiç değilse Yargıtay’la Danıştay’da aynı operasyon yapılmasın” diyecek kimse çıkmasın.

Ülkesindeki gelişmelerin kendisini fazla etkilemeyeceğini zannederek her şeyi film gibi izleyenler için ne deseniz fark etmez ama ‘referandumdaki sorumsuzlukların’ bugünlere gelmemizde etkisi çok fazla. Bundan sonra da aynı kafada devam etsinler bence!

DİĞER YENİ YAZILAR