Ojeli mojeli, bu eller her şeyden önce heyecanlı şu anda. Birkaç saat kalmış olan maçı aklımdan çıkaramadığım için hafif titriyorlar. Acaba Pazar günü nasıl bir ruh hali içinde olacağız? Gazetelerinizi keyifle mi okuyacaksınız, sıkıntıyla mı? Umarım keyifle... Haydi omuzumdaki şu "erkek hakları" yükünü atayım. Yok böyle bir şey. Etiler, Erenköy, Bağcılar veya Batman... Fark etmez, Türkiye'de kadın hâlâ ikinci sınıf vatandaş. Bakın Başbakan'ın partisinin kadın kolları üyelerine söylediğine, anlayın. Ne diyor Erdoğan kadınlara; "Çalışın, çok çalışın. Ama sakın mevki beklemeyin. İşler erkeklerin."
Önce şunu hemen söyleyeyim ki benim için kadın hakları kadının erkek gibi yaşaması, gecesini gündüzüne katıp sokak sokak, bar, pavyon gezmesi veya kadınsı görevlerin zorla erkeğe yüklenmesi demek olmadı hiçbir zaman. İsteyen bunları da yapar, medeni ülkelerde kimse kimseye karışamaz ama ben kadınla erkeğin her şeyden önce kafa olarak, psikolojik yapı olarak farklı olduğuna inanıyorum.
Bu inancım tıpta da ispatlanmıştır sonradan. Kadınlar beyinlerinin her iki yarısını da (hazır olun beyler, sinirlenmeyin lütfen. Hele maçın sonucu umduğunuz gibi olmadıysa isterseniz devam etmeyin okumaya) gayet etkin biçimde kullanırken erkekler sadece bir yarısını kullanabiliyorlar. Matematik, dil, zekâ gibi özellikler yanında duyguları yöneten bölüm de kadınlarda daha yoğun şekilde kullanılıyor. Durum bundan ibarettir. Burada bitirecek değilim tabiî, biraz sürecek bu Pazar işkencesi... Etekli İktidar- Erkek Hakları Kitabı' nın yazarı Sinan Akyüz'den uzun bir mail geldiğini söylemiştim. Kitabı da alıp biraz göz gezdirdim, aynen tahmin ettiğim gibi, beni şaşırtan hiçbir şey yok, tek bir satır bile. Kitap feminizme yalnızca kadınların cinsel özgürlüğü hareketi, kadınlara ise "erkekleri dolar işareti olarak gören yaratıklar" olarak bakıyor. Oysa Ivana Trump'ın sözünden, yazarın arkadaşı Cihan'in duygularına, Tanrı'nın erkekten sonra neden kadını yarattığına, aşkta-ilişkide erkeğin masumiyeti(!)ne, kadın taktiklerine karşılık erkek taktiklerine kadar her ama her konuda anında ÇOK HOŞ bir karşı görüş, karşı tez üretmek mümkün. Örneğin ben iki kız çocuk annesi olduğum için çok sık olarak (15-22) yaş arası genç kız gruplarıyla sohbet ederim. Bu kitapta kadınlar için söylenenler, sadece o genç kızların "erkek arkadaşlar" hakkındaki şikayetleri yanında bile hiç kalır.
Güven erozyonu
Demek ki her şeyden önce sızlanmalar, şikayetler tek taraflı değil, karşılıklı. Genç kızlar (ve kadınlar) da erkeklerin taktiklerinden, komplekslerinden fena halde sıkılmış durumdalar. Haydi Türkiye'nin genelini bir yana bırakalım, zaten ona göz attığımızda erkek hakkı lâfını tümüyle rafa kaldırmak gerekiyor ama (eğer genellemeye kesin kararlı iseniz) modern, eğitimli, kariyer sahibi kadınlarla erkeklerin ilişkisinde de erkeğe karşı haksız bir durum olduğunu söylemek mümkün değil. Bu ne panik, bu ne güven erozyonudur? Durun bakalım, dün bir bugün iki. Kadınların, yüzyıllardır erkeklere ait olan hükmeden rolü paylaşmaya başladığına daha kaç gün oldu? Kadınlar bunca zamandır katlandılar, en eğitimli kocadan bile alkol, şiddet, baskının her türlüsüne göğüs gerdiler de erkekler (genellemeyelim BAZI erkekler) neden bu kadar çabuk pes diyorlar? Hem güçlü erkek rolüne yapışıp hem de neden hesap ödemekten şikayetçi oluyorlar.
Demek hayat böyle olunca zor oluyormuş değil mi modern beyler? (Devam edebilir)
(Not: Bu satırların yazarı kadın haklarını daha çok yasalar karşısında eşit haklara sahip olmak ve fırsat eşitliği verilmesi olarak görmektedir.)
Ojeli eller cebe!
Ojeli mojeli, bu eller her şeyden önce heyecanlı şu anda. Birkaç saat kalmış olan maçı aklımdan çıkaramadığım için hafif titriyorlar. Acaba Pazar günü nasıl bir ruh hali içinde olacağız?
Haberin Devamı

