Öğrenci kalitesini biz bozduk!

Deprem uzmanı Prof. Celâl Şengör'ü tanımayan yoktur...

Haberin Devamı

Deprem uzmanı Prof. Celâl Şengör'ü tanımayan yoktur. Dün VATAN'da bu ünlü Profesör'ün "Öğrenci kalitesi sıfır. Kalitesiz öğrenciye hocalık yapmam. Bu toplum AB'de ne konuşabilir" diyerek İTÜ'deki öğretim üyeliğinden ayrılma kararı verdiği haberi vardı.

İlk bakışta öğrencileri kızdıracak bir genelleme gibi görünüyor çünkü elbette üniversite öğrencileri arasında bilime, eğitime, öğrenmeye önem veren çok sayıda genç de vardır. Ama gerçekten geneline baktığınızda Türkiye'de bugünün gençliğinin giderek ciddi konulara ilgisiz hale geldiğini ve toplumun geneli gibi magazinle, sürekli abuk sabuk konuların yer aldığı programlarla, birbirinin alt üst edilmiş versiyonu olan dizilerle, dans ve şarkı gösterileriyle uyuşturulduğunu yadsıyamayız.

Alkol veya uyuşturucu bağımlılığı gibi insanlarımız, özellikle gençler bu içi boş şovlara bağımlı hale geldiler. Reytingleri incelediğinizde iyi hazırlanmış, düzeyli programların ve kaliteli dizilerin de ilgiyle izlendiğini görüyorsunuz. Ama insanların kurgu sahnelerle, senaryolu aldatmacalarla (örneğin; Banu Alkan, Ahu Tuğba gösterileri, şöhreti sönmeye yüz tutan sanatçıların çıplaklıkla, uçuk söylemlerle, yapay kahkahalarla ortaya çıkarak toplumu aptal yerine koymasıyla, yarışmalarda sanatçıların, jüri üyelerinin kurgulanmış kavga sahneleriyle yürütülen programlar mutlaka reyting listelerinin en başında yer alıyor.

Hepimiz dans edelim!
Ve hepimiz evlerimizdeki gençlerde de görüyoruz ki TV'lerde 24 saat, tekrarları da verile verile yayınlanan bu programlar onları saatlerce (çalışmaları gereken saatler dahil) ekran başında tutuyor. Durum böyle olunca bir yandan öğrenmeye, bilgilenmeye, ciddi konuları izlemeye dikkat veremez hale geliyor, bir yandan da çalışarak meslek edinip yükselmek yerine, izledikleri örneklere bakarak çoğu dansçı, şarkıcı olmak ve kısa yoldan bol kazanç sağlamak istiyorlar.

Onun için TV'lerdeki şarkıcı, dansçı seçen yarışmaların müracaat kuyrukları kilometreleri buluyor. Onun için İTÜ'de önemli bilim adamlarının konferansını 4 öğrenci izlerken medyatik isimleri 600 öğrenci izliyor.

Hiçbir seçiciliği olmayan büyük bir izleyici kitlesi sayesinde, bu gidişle üç seneye kalmaz hepimiz Ağustos böceği gibi devamlı çalar, oynar oluruz.

Hiç unutmuyorum; Bill Clinton ABD başkanlığı döneminde "Gençlere zarar vereceğine inanırsam internete bile kısıtlama getiririm" demişti.

Televizyon, dünyanın en önemli iletişim aracıdır ve onu yönetenlerin bu sorumluluğu taşıma ve hazırlanacak programlarda bir denge sağlama yükümlülüğü vardır. Bugün üniversite öğrencileri, öğretim görevlileri tarafından bile "kalite sıfır" şeklinde değerlendiriliyorsa bunun sorumlusu büyük ölçüde TV yayınlarıdır, onların verdiği gün boyu ve yıllar süren "ha ha, hi hi" mesajlarıdır.

Takkeyi önümüze koymanın zamanı geldi de çoktan geçiyor. Prof. Şengör'ün uyarısını ciddi şekilde düşünmeliyiz...

Biz; medya, aileler, eğitimciler, hepimiz!

DİĞER YENİ YAZILAR