"Ödül'lük bir yoğun bakım! (2)

Ve annem günler sonra iyileşme belirtileri göstermeye başladı. Kalp ritmi düştü, değerler düzeldi

Haberin Devamı

Ve annem günler sonra iyileşme belirtileri göstermeye başladı. Kalp ritmi düştü, değerler düzeldi. Felç hali devam ediyor ama hayati tehlikeyi şimdilik atlattı.

Başta International Hospital'ın usta beyin cerrahı Dr. Cengiz Aslan, Dr. Telci olmak üzere, süper doktorlar Işıl Köylüoğlu, Evren Şentürk, Mustafa Çetin, Berrin Yalçın ve Rafia Türkoğlu, kendi özel hemşiresi Nihal Tandoğan ve diğer müthiş hemşireler sayesinde...

İnanın bana 30-35 yaşlarında ve haklı bir özgüvene sahip bu doktorlar ile genç hemşireler Türkiye'nin nasıl bir aşama yaptığını hissettiriyor insana...

International Hospital'ın yoğun bakımı birçok başka hastanenin doktorlarının da kabul ettiği gibi "çok özel"... Büyük bir emek harcamış ve başarmışlar.

Annemin hastalığını anlattığım ilk yazıda "Emin ellerde.. Bu hastanenin ve doktorlarının büyük bir şans olduğunu biliyorum, ama bakalım bu şans onu kurtarmaya yetecek mi?" demiştim. Bunu söylediğimde onları yakından izlememiştim henüz...

İki yıl önce yaptığım "Süper Doktorlar" dizisinde Dr. Cengiz Aslan'ın deneyimi, sadece uzmanlık alanı "beyin"de değil her konudaki bilgisi ve en önemlisi güler yüzü, pozitif tavırları, konuşmasıyla hastalan nasıl iyileştirdiğini anlattım size. Ama yetmez... Kalp uzmanlarının "durumun ümitsiz olduğunu" ima ettiği anlarda bile "merak etme, iyileşecek" dedi hep. İnandı ve direndi... Hastasına da güç aşılayarak direnmesini sağladı.

Bu nasıl bir yetenek, nasıl bir basandır?

8-10 saatlik beyin ameliyatlarından çıkan bir doktor nasıl bu kadar güler yüzlü ve sabırlı olabilir; benim kafam almıyor doğrusu... Özel insanlar bunlar... Hepsi...

İnternational'in kardiolog doktoru Tuğrul Okay, ricam üzerine Memorial Hospital'dan birkaç kez gelerek ilgilerini esirgemeyen Dr. Bingür Sönmez ve Dr. Deniz Şener, hastanın raporlarını inceleyerek tedavi konusunda yardımını esirgemeyen
(N.Y Presbyterian Hospital'ın ünlü kardioloğu) Dr. Özgen Doğan... Onların, kendini adamış yüzlerce bilim adamı gibi dünyaya "özel misyon la gönderildiğine inanıyorum ben...

Diğer hastanelerimizde de var benzerleri... "Biyonik adamlar" diyorum ben onlara... Uzaydan gelmiş gibiler...

Saçmalamaya başladım sanıyorsunuz değil mi? Değil oysa... Tanıdıkça, izledikçe görüyorsunuz. İstanbul Cerrahi'nin Sinan Göker'i, Deniz Algün'ü, Mehmet Ali Yerdel'i, Acıbadem Hastanesi'nin Mehmet Özek'i, Çapa ve Cerrahpaşa'nın birçok doktoru ve sayamadıklarım...

Biliyorum ki artık kendi ülkemizde en ileri teknolojiyle, en iyi tedavileri bulabiliriz. Bu olayda iyi doktorların (birbirinden habersiz şekilde) nasıl verilere bakarak aynı tedaviyi önerdiklerini gördüm...

Beni hiç yalnız bırakmayan, dualarını esirgemeyen siz sevgili okurlarıma, can dostlarıma, arkadaşlarıma ve çalışmalarımın aksamaması için elinden geleni yapan International Hospital'ın sahibi Sayın Said Haifawi ve Genel Müdürü Sayın Yaşar Yıldırım'a en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Hepiniz sağolun.

(Not: Bir yanlış düşünceye neden olmamak için, her seferinde ve her hastanede hastane ücretini diğer hastalar gibi ödediğimizi, şu ana kadar bulunduğu hastanede de yüklüce bir faturayı almış bulunduğumuzu bilgilerinize sunuyorum. Teşekkürlerim tamamen objektif takdirlerimin sonucudur.)

Kayınbiraderin eşi!
Başbakan "Eşimin başına örttüğü türban değil başörtüsü" dedikten sonra kayınbiraderinin eşinin başının açık olduğunu söylemiş ve "Bırakalım kadınlar kendileri karar versin" demiş. Tabii buradan hemen üniversitelere geçmeyi de unutmamış. "Bırakalım kendileri...." kısmına kimsenin diyeceği yok. Kendi özel alanı içinde insanlar özgürdür demokrasilerde... Ancak bugün Türkiye'de görülmeye başlandığı gibi 6-7 yaşındaki kızlara aileleri tarafından türban giydirilirse o tartışılır.

Çünkü çocuklar o yaşta büyüklerin iradesine, baskısına karşı çıkamadıkları gibi Kuran'da da çocuklar için 'başörtüsü'nden bahis yoktur.

Ancak kadınlar için "ziynetlerini örtecek şekilde omuzlarına indirsinler" şeklinde, o günün genç kadınlarını tehlikeden korumak üzere bir kural görülmektedir. Kuran'da "devlete itaatle ilgili maddeler ise nedense hiç tartışılmamaktadır.

Emine Hanım'ın başörtüsüne dönecek olursak "omuzlara inmiş normal bir başörtüsü" değil onunki... Türkiye'de birkaç yıl öncesine kadar hiç rastlanmayan bir "sıkma baş".

Kararı ise kendisinin değil ağabeyinin verdiğini, önceleri hiç istemediğini, ağlayarak alışmaya çalıştığını Sayın Emine Erdoğan kendisi anlatmamış mıydı?

Şimdi "eşinin başı açık" olan aynı ağabeyi midir acaba?

Ben Emine Hanım'ın yerinde olsam abime bunu sorardım doğrusu;

"Kızgın yaz sıcağında ben niye türban ve pardesüyle yanıyorum da eşin püfür püfür geziyor" diye!

DİĞER YENİ YAZILAR