Öcalan öcünü hâlâ alamadı mı?

Haberin Devamı

Ne öç, ne kinmiş ki bu azılı teröristin öcü hâlâ bitmek bilmedi.

Türk askerinin çocukları yalınayak, eşleri yamalı giysilerle gezer, çoğu köy evlerinde lüksten habersiz yaşar ve sonunda canları yitip giderken o en rahat şartlarda avukatlarına konferanslar verdi.

Verdiği bilgiler anında örgütüne veya kime iletmek istiyorsa ona ulaştırıldı.

Özel doktorlarla bakımı sağlandı. Elinde bilgisayarı, gazeteleri de var mı bilmiyoruz. Belki gönderdiği haberleri gazetelerden okuyor, TV’den de izliyordur. Belki sigara, içki servisi de yapıyorlardır.

Kısacası Öcalan kimseye, özellikle de hiçbir mahkûma tanınmayan bir ayrıcalıkla (bırakalım mahkûmları, onun emriyle öldürülen askerlerimiz dağlarda koştururken yemek, iftarlık bulabiliyorlar mı onu düşünelim) yağlı ballı yaşayıp gidiyor ama öcü bitmek bilmiyor.

Son olarak verdiğimiz 15 şehidin “provokasyon amacıyla” ve Türkiye’yi Kuzey Irak’a çekmek için yapıldığı, ayrıca “DTP’nin Meclis’e girmesiyle PKK’nın etkinliğini yitireceğinden korktuğu için saldırılarını arttırdığı” iddialarındaki haklılık payının bence düşünülmesi gerekiyor.

Zaten ortada bu kadar çok “oyun içinde oyun” varken ve Türkiye haklı olduğu her konuda “sırf ihmalleri nedeniyle” haksız duruma düşerken onu yönetenlerin her şeyi tüm detaylarıyla düşünmesi gerekiyor.

Biz uyurken Ermeni diasporası tek boş dakika geçirmeden çalıştı, o davayı kaybetmekteyiz.

Şimdi de birçok yabancı yayın organı PKK’yı asi, isyancı anlamına gelen “rebel” sözcüğüyle tanımlıyor. Turgay Zengin isimli okurumuz BBC’de 7 Ekim 2007’de verilen haberlerde de böyle geçtiğini bildirmiş.

Türkiye, Ermeni olayındaki gibi sonradan uyanmak istemiyorsa PKK’nın “asi” değil “terörist” olduğunu delilleriyle anlatmak için elinden gelen her imkânı en kısa zamanda kullanmak zorundadır.

*****

Bodrum’da sonbahar

İlk kez Ekim ayında Bodrum’a iki gün için gitme fırsatı buldum ve bugüne kadar tatile sadece yaz aylarında gitme alışkanlığıma üzüldüm.

Hava Haziran sıcağı, güneş pırıl pırıl, deniz havuz gibi... Ve tabii sessizlik, huzur bambaşka... Hani Bayram olmasa, anacığım, çocuklarım bekliyor olmasa ayrılabilmek mümkün değildi, o kadar güzel.

Aklınızda olsun, eğer imkânınız varsa (çocukların okul sorunu filân yoksa) tatilin bir kısmını mutlaka Ekim’e kaydırın.

Bodrum’a gidiyorsanız Gündoğan Köyü’nün içindeki Reana’da (Remziye ana) kızarmış tekir balığı ile salata, üstüne de buz gibi portakal tatlısı yemeyi unutmayın. Tabii Küçükbük tarafına uzanıp Sacide’nin mantı ve çiğ böreğini de deneyebilirsiniz. Her zaman aynı kalite, aynı lezzet, aynı uygun fiyatlar.

Her yerde olduğu gibi Bodrum’da da iki konu fena halde rahatsız edici; biri Kuşadası örneğinden ders almayan belediyelerin yamaçlara diktirdiği felaket görünüşlü Çin Seddi benzeri otel ve siteler... (Hiç değilse Turizm Bakanı bir gezi verse iyi olur; Torba’dan Yalıkavak’a kadar tepeler korkunç vaziyette.)

Ve yüzlerce başıboş sokak köpeğinin, kedisinin lokantaların içine kadar hücum etmesi.

Belediyeler nasıl ve ne için çalışıyor anlamak mümkün değil!

DİĞER YENİ YAZILAR