Öcalan’la görüşme masalları

Haberin Devamı

Hani hangi konu sarpa sarsa bir uygun açıklama bulunuveriyor, zaten artık ‘hemen arkadan mazereti gelecektir’ diye düşünür hale geldik.

Şimdi “Öcalan’la siyasi pazarlık yapıldığı, böylece onların ‘Anayasa’da istedikleri değişikliğin bu paket içine gireceği’ ümidi yaratıldığı” ortaya çıktığı için de arkadan “Ama zaten devlet Özal zamanından beri PKK ile görüşüyor, son dönemde de ilgili birimler görüşüyor” açıklaması geldi.

Özellikle son yıllarda ne beceriksiz, ne anlamsız görüşmelermiş ki bunlar terör biraz azalacağına devamlı hız kazandı, şehit cenazeleri onar, yirmişer kalktı.

Saldırılar kırsal alandan bazı bölgelerde şehirlere sıçradı.

Madem ki sonuç bir yandan terörün, bir yandan o terörden destek alan BDP ve Öcalan tehditlerinin hızla artmasına ve nihayet devlete “özerklik olacak” dayatmasına varmıştır, o zaman “Ne görüştünüz, niye görüştünüz” diye sorulmayacak mı?

Hani “Olsun, ufacık bir ümit için bile görüşülür” desek o ufacık ümit yok. Direkt olarak “Ya özerkliği verir ve Anayasa’da istediğimiz diğer değişiklikleri yaparsınız ya da bir günün bilançosu 30 yıla bedel olur” diyorlar.

Bu konuda kulislerde konuşulanlar arasında en çok dikkati çekenlerin başında “Bu son ateşkesin kesinlikle hükümetin referandum hesapları ile bağlantısı yok. Ateşkes referandum belli olmadan başlayan bir müzakerenin uzantısı” ifadesi geliyordu.

Millet “saf” olarak düşünülüyor, her şeye inanacağı öngörülüyor farkındayım ama yine de bu kadarı fazla!

Referandum belli olmadan önce Öcalan’ın da BDP’nin de “Ülkeyi cehenneme çevirme” tehditleri terör saldırıları eşliğinde sürüyordu.

Ortada bir müzakere olsa hiç değilse kısa süre saldırılara ara verilirdi ki bu olmadığı gibi zaten ‘ateşkes’ten sonra da tehditler aynı hızla sürüyor.

“Ateşkesin süresiz olması için önce yasal adımları görelim” deniyor. Kısacası terör konusunda şu anda bir kazanım yok.

Ama referandum öncesinde sanki “açılım faydalı olmuş da o nedenle ateşkes yapılmış” gibi bir hava yaratılıyor.

Keşke terörü bitirecek açılımlar mümkün olabilseydi. Ama devlete dayatılan (Anayasa’nın ilk 3 maddesini değiştirmeden gerçekleşmesi imkânsız) taleplere bakınca bu lâf oyunları öyle trajikomik geliyor ki!

(NOT: Başbakan Erdoğan’ın “Öcalan’la görüşeni partimde yaşatmam” lâfı enteresan. “Hükümet değil devletin istihbarat örgütleri görüşür” derken bu örgütler kendi kendilerine mi karar veriyorlar? Yoksa “aracı koyarak görüşme” görüşme sayılmıyor mu?)

***


“Fırtınalı denizde” bir başkan

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ güzel bir veda konuşmasıyla ayrıldı başkanlıktan. Onunla görev süresi içinde yaptığı ilk TV röportajını, hem de kendisinin isteğiyle gerçekleştirmiş bir gazeteci olarak söyleyeceklerim var.

Bu röportaj öncesinde yaptığımız uzun konuşmada içtenlikle ifade ettiğine kesin inandığım (bu konuda pek yanılmam) görüşlerini dinlemiştim.

TSK’ya karşı yürütülen yoğun medya destekli yıpratma (veya tasfiye etme) faaliyetinden, orduya yıllarca emek vermiş askerlerin gerçek dışı iddialarla sorgulanması ve tutuklanmasından, ailelerinin, çocuklarının çektiklerinden dolayı derin bir üzüntü içindeydi ama “ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın ordunun demokrasiye bağlı kalacağını, bunu zedeleyecek bir açıklama bile yapmayacağını” söylüyordu.

Bence İlker Başbuğ bu sözlerini doğrulayan, en ağır baskıları bile demokrasi sınırları içinde, topluma ve yasalara saygı içinde karşılamayı bilen bir Genelkurmay Başkanı oldu.

Herkesin ciddi gerilimler çıkmasını beklediği günlerde bile tepki yaratacak tek sözü olmadı. Bu nedenle ona teşekkür borçluyuz.

YAŞ toplantısında yaşananlar karşısında “istifa etmeliydi” diyenler için söylediği “Fırtınalı denizde gemisini en az hasarla karaya yanaştıran kaptanların tarihi başka, gemisini terk edenlerinki başka yazılır” sözünde de haklı olduğuna inanıyorum.

Bazı TSK mensupları büyük haksızlığa uğramış olsa da Başbuğ, fevri davranmayarak çok ciddi tehlikeleri önlemiş olabilir.

Sayın Başbuğ’a bundan sonra huzurlu, sakin, mutlu bir yaşam diliyorum. Bana gösterdiği güven için de bir kez daha teşekkür ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR