Sizin mektuplarınızı; tepkilerinizi, düşüncelerinizi okumadan asla bir sonraki yazıma başlayamam ve bunda ne kadar haklı olduğumu son iki gün içinde bir kez daha gördüm.
Bugüne kadar ne zaman sıkıntıda kalsam veya bir haksızlığa uğrasam benim sevgili okurlarım destek mektuplarıyla yanıbaşımda olduklarını hep hissettirmişlerdir. Bazı sıradışı haksızlıklarda 3 gün içinde yüzlerce (hiç abartı yok, hâlâ saklıyorum) elektronik postanın arka arkaya geldiğini bilirim.
İki gün önce annemin rahatsızlığıyla ilgili yazımdan sonra yalnız Türkiye’den değil yurtdışındaki okurlarımdan da çok sayıda mektup ve telefon aldım. Hepsinde ortak bir cümle vardı biliyor musunuz; “Umarım onunla tekrar o ayva ağacının altında kahve içmek size nasip olur.”
Bunlardan biri Fatma Yücel Vardar şöyle diyordu mektubunun sonunda: “Zor bir mesleğiniz var ve ona saygınızı her zaman yansıtıyorsunuz. Sizi candan kutluyor, anneniz için şifalar diliyorum. Sakın beni genç biri sanmayın, 71 yaşını tamamlamış bir büyükanneyim ve hâlâ annemin yokluğuna alışamadım. Allah sizi birbirinizden ayırmasın. Sevgi ve saygılarımla.”
Onlar bana annem için en içten dualarını iletmişler, ben de okurken aynı duaları onlar için tekrarladım. Allah okurlarımı sevenlerine, sevdiklerini de onlara bağışlasın. Yalnız iki okurumuz farklı şeyler söylüyorlardı. Onlar her şeyin, biraz sonra başlayacak canlı yayın programın da bir anneyi hastaneye götürmekten sonra gelmesi gerektiğini düşünmekteydiler. Bilgisayar Mühendisi Filiz Tekpınar Tunç’un mektubu şöyle:
“Yazılarınızı, severek okuyorum. Ancak bugünkü yazınızı okurken ‘keşke’ dedim ‘canlı yayın bile olsa iş ile annem arasında kaldım ve annemin hastaneye yetişmesi her şeyden önceydi’ cümlesini görseydim. Sadece samimi olarak paylaşmak istedim, ben bir okurunuz olarak sizden bunu beklemişim (...) Amacım yargılamak değil, bende bıraktığınız izlenim bu yöndeymiş. Paylaşmak istedim. Sevgiler.”
Yazarken elbette böyle hissedenlerin de çıkacağını biliyordum. Filiz Hanıma ve ABK kod adlı okuruma içtenlikleri için teşekkür ediyorum. Ama annemin başında 24 saat çok deneyimli 2 hemşire dönüşümlü olarak bekliyor. Her dakika izleyerek... Zaten durumu nedeniyle böyle bir bakıma ihtiyacı var. Doktorları “Hemen şu an getirin” dediği takdirde onlar da karar verebilirler. Bununla birlikte programa çıktığım ana kadar telefonla takibettim.
İşte zaten o yazının nedeni de ne korkunç ve zor bir tercih yapmak zorunda kaldığımı anlatmaktı. Ama bilin ki yanlış karar vermezdim.
Annem tehlikeyi atlattı ve şu an çok daha iyi durumda... Dualarınıza binlerce teşekkürler.
Hepinizi çok seviyorum.
Fotoğrafları kim çekti?
Pazar günleri STAR’da yayınlanan programımı ilgiyle izlediğinizi görmek beni mutlu ediyor. Bu çok önemli çünkü sadece abuk sabuk yapay aşklar sunan programların ilgi çekmediğini, bu toplumda ciddi siyasi ve toplumsal konuların her açıdan ele alınmasını ve bunları bir tatil gününde bile izlemeyi bekleyen kitlelerin olduğunu görüyoruz böylece...
Program dört hafta önce yeniden başladığından bu yana aldığım teşekkür mektup ve telefonlarının bir kısmında jenerik fotoğraflarının güzelliğinden söz eden ve kimin çektiğini soranlar var. Onlara hak veriyorum, çünkü neredeyse film gibi, canlı gibi hareket verilmiş, gazeteci dinamizmini, temposunu en doğal haliyle yansıtan fotoğraflar bunlar ve ben de çok beğeniyorum.
Jenerik çekimlerini en çok güvendiğim iki fotoğraf sanatçısından biri olan Ünal Atılgan yaptı (isteyenler için tel: 0212- 232 06 01 unalatilgan@hotmail.com).
Güvendiğim diğer fotoğraf ustası ise sevgili arkadaşım Mustafa Dorsay ki köşemde gördüğünüz fotoğrafları da her zaman o çekmiştir.
(Tel: 0212- 279 17 89 - 248 20 47)
Yeteneklerine şapka çıkarıyorum.
Nicole Kidman bile erkek baskısını kıramadı!
Hollywood’un en çok kazanan yıldızı, film başına 17 milyon dolarla Nicole Kidman imiş (bir daha dünyaya gelirsem Nicole Kidman olabilir miyim lütfen)...
Kendisine Oscar kazandıran yeteneğini, güzelliğini ancak Tom Cruise’dan boşanınca farkedebildi ve kullanabildi Kidman. Ondan önce Cruise’un gölgesinde dekor gibi, yalnızca “şık, güzel, zarif bir eş” olarak senelerce yaşadı, hiçbir zaman başrol oynayamadı.
Birlikte çevirdikleri “Eyes wide shut” filminde bile ona ikinci plânda bir rol verilmişti.
Şimdi harikalar yaratıyor. Her bakımdan güçlü kadınların bile baskı yapan bir erkeğin yanında kişilik kaybına uğrayacaklarına en güzel örnek değil mi?

