Nurcan'da esaslı bir gariplik var galiba!

Kafalar sağlıklı çalışmayınca konular da "cinsellik, seks" ekseninde dönüp duruyor maalesef

Haberin Devamı

Kafalar sağlıklı çalışmayınca konular da "cinsellik, seks" ekseninde dönüp duruyor maalesef.

Olayı bilmeyeniniz kalmadı herhalde... Milli halterci genç kızlar tarafından cinsel taciz ve başka nedenlerle (dopinge zorlama vb.) suçlanan eski Milli Takım antrenörü Mehmet Üstündağ'ın marifetlerini hepimiz öğrendik.

Bu olayları da bize hoş göstermeye çalışacak, "Ama belki de antrenör bu sporcuların hepsine(!) aşık olmuştur, aşka saygı duyalım" diyecek gazeteciler çıkar mı bilmiyorum. Yücel Kop ve Süreyya olayında topluma pek güzel empoze etmişler, 13-14 yaşından başlayarak ilişkisini sürdüren antrenörü aşkı alet ederek savunmuşlardı. Kendisine emanet edilen çocuk yaştaki sporculara tacizde bulunan antrenörleri hoş karşılayanlar, arkası gelince şaşırmamalı.

Önceki akşam Mehmet Üstündağ ile Olimpiyatlar'da altın madalya alan Nurcan Taylan'ı TV'de izledim. Antrenör o kadar agresif bir konuşma yaptı ki Nurcan onu okşayarak susturmaya çalışmak zorunda kaldı. Yanağını, omzunu, kollarını, ellerini okşama tarzı da açıkçası sporcu-antrenör yakınlığından öte bir tablo arzediyordu, görenlerin hepsi mutlaka fark etmiştir.

Genç sporcuların bu kadar agresif, hakaretten tehdide her şeyi rahatça sıralayan bir antrenörden çekinmesinden daha doğal bir şey olamaz. Daha önce açıklamak istedilerse bile benzer tehditlerden mutlaka korkmuşlardır.

Nurcan'a gelince; "Beni de dövdü ama eline sağlık, dövmese şampiyon olamazdım" diyor. Psikolog değiliz ama bu sözlerin normal, sağlıklı bir kafadan çıkmayacağını görmek için psikolog olmak gerekmiyor. Yediği dayağı savunan bir kadın! Yalnız kendine değil, tüm kadınlara zarar veren bir kafa!

Ben, yalnız sporda değil her işte, her meslekte "cinsel taciz"in mutlaka cezalandırılması gerektiğine inanırım, bu pis alışkanlığın bitmesi için başka çare yoktur, nitekim ABD başta diğer ülkeler de başka çare bulamamıştır.

Bakan: ''Atina'da bir gariplik sezmiştim"
Daha önce görev yaptığı okullarda da taciz yüzünden başı derde giren, hakkında soruşturmalar açılan Mehmet Üstündağ konusunu Spordan Sorumlu Bakan Mehmet Ali Şahin, Halter Federasyon Başkanı Kenan Nuhut ve Atletizm Federasyon Başkanı Mehmet Yurdadön'le konuştum.

Bakan Şahin; "Atina'da bir gariplik sezmiştim. Nurcan diğer üç hanım halterci ile mesafeli duruyordu. Bu haberlerden sonra kafamda bazı soru işaretleri belirdi. Eğer böyle bir durum varsa Türk sporu adına işlem gerekir ve bu işlem yapılacaktır" dedi.

Nuhut; "Hiçbir antrenörün sporcuyla ilişkiye girmesi kabul edilemez. Ben o antrenörü Milli Takım'a almadım, o yüzden beni eleştirenler oldu ama şimdi haklılığım ortaya çıkıyor" dedi.

Yurdadön ise; "Öğrencilerle ilişkisi olan antrenöre derhal yaptırım uygulanacağını, kampta ise kamptan atılarak 'Ceza Kurulu'na sevkedileceğini" anlattı.

Umalım da bu konuya en iyi çözümü bulsunlar. Zira Mehmet Üstündağ meselesi çözülerek toplum rahatlatılmadığı takdirde, bundan sonra ailelerin kolay kolay çocuklarını sporcu yapmak isteyeceğine hiç inanmıyorum ben!

Zina Yasası'na karşı çıkanların amacı ne?
AB karşı çıkıyor, Türkiye'de AKP'ye birçok konuda destek verenler dahil medyanın büyük bir kısmı karşı çıkıyor, büyükelçiler, sivil toplum kuruluşları, aydınlar karşı çıkıyor. Neden herkes 'aldatan eşe hapis cezası' getirecek olan Zina Yasası'na bu kadar karşı?

Herkes karşı iken AKP neden tam da AB adaylığı için tarih verilecek günlere yaklaşırken bu yasada israr ediyor?

Önemli sorular bunlar ve birçok vatandaşın da kafasını karıştıran sorular. Okurlanm arasında;

"Karşı olanların da çelişkileri yok mu? Örneğin; başkasıyla evli olduğu halde bir kadınla imam nikâhı yapan erkek cezalandırılsın da, yapmayan cezalandırılmasın mı?" diyenler, "Genç kız ve kadınlar zaten Anadolu'da baba ve koca baskısı altında yaşıyor. Neden evli kadınların elinden 'zina yapan kocasını hapse attırma' kozu alınsın ki?" diyenler var.

Başbakan Erdoğan ise -ne yazık ki- yasalar ve özellikle bu yasa hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığını konuşmalarıyla ortaya koyuyor. Meselâ "Basında yazılanlara bakmayın, halk bizi destekliyor" diyor, basının "konuyu çarpıttığını" ileri sürerek "Halka anlatın" diyor.

Hile nerede?
İşte olayın kilit noktası da burada: AKP ve Başbakan 'Zina Yasası'nı ortaya atmanın "din"den sonra "namus" konusunda da kendilerine (partilerine) bir kamuoyu (kamu -OYU-desek daha doğru olacak) sağlayacağına inandılar. Ailelerin namusunu, sözüm ona "cezaevi korkusuyla bir arada tutulmasını" AKP sağlayacak, buna karşı çıkanlar ise namus endişesi taşımayan "dejenere olmuş Batı özentisi" partiler veya insanlar olarak değerlendirilecekti. Yasa çıkarsa bu, "asıl sorunu anlamayan" cahil kesim içinde kendilerine puan sağlayacak, çıkmazsa onlar yine de bir kazanç elde etmiş, tabana bir mesaj daha göndermiş olacaklardı.

Oysa işin gerçeği bambaşka...

Zina Yasası'nı çıkarmak isteyen anlayışla namus cinayetlerine ağır ceza vermek istemeyen anlayış aynıdır. Ve itirazların tümü, ister AB'den, ister Türkiye'den, bu noktada yapılmaktadır. Bir yandan imam nikâhlılara (neredeyse) özgürlük sağlayan, böylece 4 eşliliğe yol açan sistem getirilirken, öte yanda zinanın takibine "şikâyete bağlı" şartı konarak aldatan erkeklere ayrı bir rahatlık sağlanmaktadır.

(DEVAM EDECEK)

DİĞER YENİ YAZILAR