İstanbul’un Fatih ilçesinde seçim çalışması yapan CHP İstanbul Büyükşehir Bel. Bşk. Adayı Kemal Kılıçdaroğlu vatandaşlarla sohbet ederken Ömer Bezirgan isimli bir protestocuyla karşılaşmış.
Elinde “Ey Fatihliler çarşafa tükürenler, örtüye saldıranlar geliyor” yazılı bir pankart taşıyan protestocu için Kılıçdaroğlu:
“Ben görmedim ama bu tür protestoları doğal karşılıyorum. Gerçekten o davranış bir bayana yapılan haksızlıktı. Çarşafının zorla açılması doğru değildir. Birkaç kendini bilmez adam böyle yapıyor sonuçta ortaya bu tablo çıkıyor” demiş.
Çarşafı açılan kadın bir “CHP milletvekili aday adayı” imiş. Belki de milletvekili olamamanın öfkesiyle bu olayı düzenlemiş ve tepki toplayacak davranış ve konuşmalarla böyle bir duruma neden olmuştur, gerçek niyetini bilmiyoruz. Ama düz mantık “normal” şartlarda bir partilinin kılık değiştirerek, provokatif davranışlarla olay çıkarmaya çalışmasını açıklayamaz.
Gürsel Tekin olaydan hemen sonra yaptığı açıklamada: “Seçim otobüsüne binmek isteyen kadının otobüse alındığını, Kemal Kılıçdaroğlu ile konuştuğunu, önce Kılıçdaroğlu’yla beraber kürsüye çıkmak istediğini ve bunun mümkün olmadığının bildirildiğini, otobüs hareket ettikten sonra bir karmaşa yaşandığını, kadının yüzü açılınca birinin ‘A, bu bizim Kıymet abla’ diye bağırdığını, aktif bir partili olan Kıymet Hanım’ın olaydan 3 gün önce AKP’li Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağrıcı ile görüştüğünü” anlatmıştı. Bu görüşmenin ardından böyle bir olayın yaşanmasını anlamlı bulduğunu da söylemişti.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun dürüst ve halka yakın kimliğiyle her kesime, hatta AKP seçmenine bile sempatik geldiği, AKP’nin büyük şehirlerde özellikle İstanbul’da kaybetmemek için her şeyi göze aldığı (millete “AKP’ye oy vermezseniz işiniz yürümeyecek... Yeşil kartlarınızı alırız” benzeri tehditler yağdırdığı) biliniyor.
Olaydan önce çekilen fotoğraflarda “Kıymet Abla”nın Kemal Kılıçdaroğlu’yla karşılıklı konuştuğu, Kılıçdaroğlu’nun sabırla dinlediği görülüyor. Önce kürsüye, sonra otobüs üstüne çıkmakta ısrar edip alışılmadık bir gerginlik yaratınca partililer yüzünü açmışlar.
HUMEYNİ MESELESİ
Hiçbirimiz orada değildik, tam olarak anlamak mümkün değil ama... Malûmunuz, gözlere kadar kapalı (gözleri de gözlüklü) bir çarşafın altında herkes ve her şey, yani bir erkek veya bir suikastcı da olabilir. Çarşaflı bir kadının “Adayla beraber kürsüye çıkacağım” veya “Otobüsün üstüne çıkacağım” ısrarında bulunması çok doğal bir durum mudur?
Her neyse, sonuçta Ömer Bezirgan’a bu pankartı taşıma, İslâmcı (İslâm değil, İslâm’ı istismar eden, siyasete alet eden, dinî yönetim isteyen anlayış) ve AKP’ci gazetelere, yazarlara, TV’lere ise CHP’ye toptan saldırma fırsatı doğdu.
İşin enteresan tarafı Ömer Bezirgan’ın “Humeyni’yi Atatürk’ten çok seviyorum” diyen Nuray Canan Bezirgan’ın eşi olması... Geçen Haziran ayında bu sözden sonra onunla ilgili olarak “Neden hepsi İran, Suudi Arabistan dururken eğitim için batıyı seçerler, Amerika’ya veya Kanada’ya giderler” diye yazdığım için Nuray Bezirgan Şubat ayında (biraz geç ama) bana iki ayrı mektup yazdı. İki kez de bu mektuplarla ilgili telefon görüşmesi yaptık.
Nuray Hanım mektup ve telefonda bana “kendisi yüzünden eşinin Belediye’deki işine son verildiğini” anlatıyor. “Bizim örtümüzle iktidara gelenler bizleri düşüncelerimizi ifade ettiğimiz için cezalandırdılar. Eğer ilgilenirseniz olanları size açıklamaya hazırım. Takiyyeci, güya muhafazakar AKP’nin biz örtülüleri nasıl seçim öncesi kullandığını fakat iktidardayken nasıl davrandığını çarpıcı şekilde göz önüne sermek isterim” diyordu.
SUSTURAN BİR DEMOKRASİ!!
Onu TV programıma çağırmadım (bir yazımda da kullanmadım) çünkü “bir partiye zarar vermek için böyle bir fırsatı değerlendirmiş gibi davranmayı” kendime yakıştırmam. Ama çağırsaydım Nuray Bezirgan: “Çeçen lideri Ruslara teslim edecekleri için onun ailesine ve medyaya haber vermesi” ve siyasi konuşmalar yapması nedeniyle eşine “Ya onu sustur veya işinden olacaksın” dendiğini sonra da açığa alındığını, AKP’de demokrasi anlayışının zerresi olmadığını örneklerle anlatacaktı.
Dün onu arayarak “Peki anlattıklarınızdan sonra şimdi eşiniz neden Kılıçdaroğlu’na pankart açıyor, sizin niyetiniz nedir” diye sordum.
“Eşim AKP’ye destek vermiyor, sadece bu çarşaf olayına bireysel tepkisini ortaya koydu” dedi... “Bireysel tepki”ymiş! Çarşaf olayının arkasında da “AKP’li Belediye Başkanı’yla görüşme ve kurgulanmış provokasyon” görüntüsü var.
Seçim öncesi daha neler göreceğiz bakalım!
Padişahlığa dönüş hepinize kutlu olsuun!
Efendim bildiğiniz gibi bir törende AKP’liler “Son Osmanlı Padişahı 1. Recep Tayyip Erdoğan” diye pankart açtılar. Ve işe bakın (kısa süre sonra basının ilgisini görünce AKP’yi son anda telaşlandıran) olay aslında bizi pek de şaşırtmadı.
O kadar uzun süredir Başbakan’ın “Padişah Recep Tayyip” olduğunun çoğumuz farkındayız, siz söylüyorsunuz, biz yazıyor ki şaşıramadık bile... Pankartın tek fazlası “1’inci RTE” olduğunun belirtilmesiydi. Demek ki arkadan 2’inci, 3’üncüler de gelebilir.
Osmanlı’da gelmişti, devam ettiğimize göre, Cumhuriyet’i reddetip hâlâ Osmanlı’da olduğumuzu iktidar artık açık seçik ilan da ettiğine göre neden olmasın. Halifelik de geri gelir böylece; halifemiz, padişahımız 1. RTE ve devamıyla mutlu mesut yaşarız.
Her ülke layığını bulur, hak ettiği gibi yönetilir derler, kutlu olsun.
Yasama, yürütme, yargı, medya, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları kuşatıldı. Cumhurbaşkanlığı’nı da ekleyin... Geriye ne kaldı?
Sadece kim konuşuyor; Başbakan, bakanları, valileri vb... Kim kazanıyor, saray zenginliğine kavuşuyor; aileleri, yakınları, yandaşları.
Hukuk var mı; arıyoruz.
Demokrasi var mı; arıyoruz.
Laiklik; dibi oyulmakta, bekliyoruz.
Son dakika haberi geldi
şu anda:
Yüksek Seçim Kurulu “Tunceli Valisi’nin YSK’nın seçimin düzenine ve dürüstlüğüne ilişkin kararlarını uygulamakta gösterdiği duyarsızlığın idari ve disiplin yönünden gereğinin takdir ve ifası isteğiyle İçişleri Bakanlığı’na bildirilmesine” karar vermiş. Yani “Anayasaya aykırı” dediği halde uyarısı Vali tarafından dinlenmediği, inadına dağıtım sürdürüldüğü için son çare İçişleri Bakanlığı’na bildiriyor.
“Takdir” deyince aklıma geldi; Başbakan bu takdiri de yanlış yorumluyor. Aynı konuda hukuk filan dinlememiş “Valimizin bu hassasiyetini takdir ve tebrik ediyorum. Valilerimiz yasaların verdiği yetkiyi aynen kullanırlar” demişti.
Hangi yasa, ne yasası? YSK size yasayı, hatta anayasayı hatırlatıyor duymuyor musunuz? İşte Türkiye’de hukuk bu noktada arkadaşlar!

