Nimet Hanım esti üfürdü!

Salı akşamı Ahmet Hakan’ın programına çıktı Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan Nimet Çubukçu. Düşünebiliyor musunuz, memlekette bu kadar kadın, çocuk, genç ve aileyi ilgilendiren konu varken ve hepimiz seferber olmuşken Nimet Hanım’ı programa çıkarabilmek büyük başarıydı Hakan için...

Haberin Devamı

Salı akşamı Ahmet Hakan’ın programına çıktı Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan Nimet Çubukçu. Düşünebiliyor musunuz, memlekette bu kadar kadın, çocuk, genç ve aileyi ilgilendiren konu varken ve hepimiz seferber olmuşken Nimet Hanım’ı programa çıkarabilmek büyük başarıydı Hakan için...

Çünkü efendim kendileri bir programa çıkmak için karşılarında “sadece istedikleri kişilerin” bulunmasını şart koşuyorlar. Örneğin ben de davet edilmişsem çıkmıyor veya kadın haklarını 20-30 yıldır takip eden ünlü kadın örgütü temsilcileri, Hülya Gülbahar, Sema Kendirci, Canan Arın gibi hukukçu kadınlar varsa çıkmıyor.

Neden acaba? Kişisel bir garezi mi var bize? Evet... Bakan koltuğuna oturur oturmaz ilk icraatı kadın kuruluşlarını mahkemeye vermek olan Çubukçu onlarla kavgalı... Kadın hakkı savunucularından (sonradan barıştıysa bile) hoşlanmıyor. Konuyu iyi bildikleri ve yapılmayan çalışmaları, yanlış yapılanları veya yanlış yansıtılan olayları iyi anladıkları için hoşlanmıyor. Tabii karşısında benim bulunmamı da aynı nedenle istemiyor. Daha önce programıma davet ettiğimde de bu nedenlerle katılmaktan vazgeçmiş, kadın ve aile haklarını en çok savunan bir kadın gazetecinin programında konuşmamıştı.

Onun için Ahmet Hakan gördüğümüz kadarıyla karşısına onun “rahatsız olmayacağı” isimleri çıkararak razı etmiş Bakan’ı... Prof. Necla Arat’ı nasıl kabul etti, ona bile şaşırdım. Durum böyle değilse ve hanımefendinin bu yönde bir talebi olmadıysa duymak isterim doğrusu...

YEMİN ETMEDİNİZ Mİ?
O zaman “Ben yanılmışım, özür dilerim” der ve kabul ederim ama hiiç sanmıyorum.

Salı akşamı konuşmalarını gayet güzel evirip çevirerek, kıvırarak sözü devamlı türbana, CHP’ye, imam nikâhı vs. ye getirdiğinde tam doğru tepkiler verilmeyince de alaycı alaycı gülerek esti üfürdü Kadın ve Aile Bakanı...

Bir ara benden de söz etmiş ve “Ruhat Mengi’nin dediği gibi değil” demiş, ben o kısmını kaçırdım. Karşısında olsaydım bunu da söyleyemezdi, biliyor. Zira Ruhat Mengi doğru olmayan bir şeyi yazmaz.

Önce şunu tekrar söyleyeyim; Bakan Emine Hanım-Olcay Hanım konusunda tümüyle yanıltıyor. Konuşmasında yine “Başörtüsü takan kadınların bireysel özgürlüğünden”, “Kadın üzerinden siyaset yapıldığından” dem vurarak cumhurbaşkanlığı konusunda bunu gündeme getirenlerin insan haklarına saygılı olmadığını vurguladı. Oysa burada konu “kadın üzerinden siyaset” değil “din üzerinden siyaset” yapılması ve laiklik ilkesinin buna izin vermemesidir. Devlet alanı dışında kendisinin de bildiği gibi bu ülkede herkes dininde, inancında özgürdür. Ama parti olarak istismardan vazgeçmeye niyetleri yok.

Konuyu sürekli başörtüsüne getirdiğinde sormak lâzımdı:

“Hanımefendi siz bu Meclis’e Anayasa üzerine, laiklik ilkesi üzerine yemin ederek girmediniz mi, neden konuşmanızın dörtte üçü dinle ilgili? Kabul etmiyorsanız sizi yaldızlı davetiye ile mi çağırdılar, yönetime gelmeseydiniz... Ayrıca Meclis çoğunluğuna sahip olduğunuza göre neden parti olarak gerekeni yapmıyor ve sadece konuşup duruyorsunuz? Milleti aptal mı zannediyorsunuz?”

Erdoğan ve Arınç’ın eşlerinden söz edilmesiyle Baykal’ın eşinden söz etmesi arasında bir bağlantı olmamasına rağmen Başbakan’a yaranma isteği baskın çıkıyor, olay bu...

Ama doğru olan bir şey var ki o da yönetimde “türbandan çok anlayış”ın önemli olduğu. “Kafaların içindeki türban dediğimiz”de bu zaten.

Aile içi şiddetle ilgili yanlışı -tekrar- yazacağım.

*****

Meslek şerefini kurtarmak!
Kısa süre önce bazı tarikat ve cemaatlerin, daha doğrusu liderlerinin son yıllarda siyasete yön verecek kadar güçlendiğini yazmıştım. Daha önceki yazılarımda ve katıldığım birçok (konuyla ilgili) televizyon programında “bildiğim, öğrendiğim kadarıyla” Müslümanlık’ta Allah’la kul arasında bir aracıya izin verilmediğini, tek kaynağın Kur’an olduğunu defalarca tekrarlamışımdır.

Bu yazımda da vurguladım ve bunun Kur’an’da da birçok ayette anlatıldığını söylerken;

“Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka evliyaların arkasına düşmeyin” dendiğinden de söz ettim.

Vay efendim, sen misin bunu yazan, Ahmet Gökhan Aşçıoğlu isimli bir okur, o gün bugündür nefes aldırtmadı. Önce daha nazik, giderek baskıya ve kabalığa dönen, sonunda “meslek şeref ve haysiyetimi kurtarmaya” ve “kimlere hizmet ettiğim hakkındaki şüpheleri gidermeye” varan bir sabit fikirle yazdı durdu...

Uzun yıllardır okurum olsa benim hiç kimseye hizmet etmediğimi, yalnızca ülkeme, toplumuma yararlı olmaya çalıştığımı bilir, bilmediğine göre yeni... Olsun, yine de (baskı nedeniyle asla değil, baskıya filân pabuç bırakmadığımı da beni tanıyanlar bilir) merakını gidermek için bildireyim hangi ayet olduğunu; Araf Suresi 3. Ayet’ten esinlenerek yazmıştım.

“Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka dostlar edinip de onlara uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz.”

Sadece bu ayet bile “Kur’an’a uyun, başka kaynak, aracı, evliya, lider aramayın” dendiğini yeterince anlatıyor. Ama onun dışında “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” diyen Enam Suresi 38. Ayet veya Zümer Suresi 3. Ayet, Yusuf Suresi 40, Kehf Suresi 26 ve 27, Nahl Suresi 89, Ankebut Suresi 51, Enam Suresi 114 gibi birçok ayette Müslümanların gerekli olan bilgileri sadece Kur’an’dan öğrenecekleri, aracıya ihtiyaç olmadığı, ondan başka kimseye kulluk edilmeyeceği açık şekilde belirtilmiş.

Ben ancak orada gördüğüme inanırım ve bunu savunurum.

Bilmem ki meslek şeref ve haysiyetimi yeterince kurtarabildim mi? Ne komik bir milletiz yaa!

DİĞER YENİ YAZILAR