Şimdi Ahmet Hakan türettiğim bu isme bozulacaktır ama o da bana az başlık atmadı yani, ben kızmadım.
Nik Abdülhakan ismi Malezya’nın İslâm Partisi’nin manevi lideri Nik Abdülaziz’den geliyor. Ne yapayım ikisi de tıpatıp aynı şeyi söyleyince bana da ‘bu ne benzerlik’ demek kaldı.
Ahmet Hakan dönüp dolaşıp “Biz İran olmayız” diyor, aynı yazıda bunu her paragrafına giriş cümlesi yapıyor ve kanıtlamak için çeşitli tezler ileri sürüyor.
Nik Abdülaziz de Malezya için “Biz İran olmayız” diyor (bkz. “Örtünün altındaki Malezya” röportajı - Hürriyet 26 Eylül 2007), demek ki onlarda bile hâlâ, laiklikten Ilımlı İslâm’a, oradan da şeriata geçmelerine rağmen İran olma korkusu var...
Abdülaziz sözüne gerekçe olarak “İran olmayız, çünkü onlar Şii, biz Sünni’yiz” demiş. Artık Ahmet Hakan buradan bir sonuç çıkarır mı bilmem. Malezya “İran olmamış”, ne olmuş? Mesela İran’ın Uzakdoğu versiyonu...
Devam ediyor Nik Abdülaziz: “İslâm’ın bir devlet ideolojisi olabileceğini kanıtladık. Ilımlı olmasına gerek yok (...) İslâm bankaları açtık ve Müslümanların paralarını buralara yatırmasını zorunlu kıldık (...) Dördüncü hareketimiz sigara fabrikasını kapatmak oldu. Çünkü sigara içmek İslâm’a aykırıdır... (Türkiye’de yasaklar sağlık nedeniyle mi, İran ve Malezya’daki gibi dinî nedenle mi getiriliyor acaba? Son olarak İran’da nargile de yasaklandı. R.M.) Beşinci kural da devlet dairesinde çalışan tüm kadınların türban takması zorunlu. Vatandaşlar için bunu zorunlu kılmadık ama telkinlerde bulunuyoruz”. (“Telkin”in Malezya anlamı “mahalle baskısı”...)
Acaba bu gelişmeler Türkiye’ye çok mu uzak? Bir anayasa değişikliği ile veya yasayla yapılamayacak şeyler mi? Yapılırsa nasıl önlenebilir, önlenirse kaç yıl için önlenebilir? Ahmet Hakan bir irdelese diyordum!
CİDDİ DÖNÜŞÜM??
Bir de şu dillere sakız edilen “Toplumun alt kesimlerinden gelen insanların yönetime el koyma” meselesi var. Dünyadaki kırılma Türkiye’ye yansıyormuş. Neden İran’daki, Malezya’daki gelişmelerin Türkiye’ye yansıması “İMKANSIZ”da diğer kırılmalar hemen yansıyor belli değil.
Tutturmuşlar bir elitler, seçkinler, alt tabaka, üst tabaka... (Bu elitler dedikleri kesimin başında gelen zenginler, büyük sermaye AKP’ye oy vermedi mi?) O da yetmezse laikler “elit”ten sonra “Sabetayist”, daha değişik bir tanım aranırsa “mason”...
Hadi işinize ya, insanları ayak oyunlarınıza alet etmeyin. Milletin alnında “saf” mı yazıyor? Bugüne kadar milletvekilleri, başbakanlar İngiliz Kraliyet Ailesi’nden, Osmanlı Hanedanı’ndan, Koç’lardan, Sabancı’lardan mı çıktı? Onların da çoğu Anadolu’dan, köyden kasabadan gelmedi mi?
Dünya hangi noktadan kırılacak bilemeyiz ama Türkiye’nin hangi noktadan kırılabileceği ortada... Kırıldığı zaman bugün Malezya’da, İran’da, Irak’ta öncelikle kadınlar nasıl baskının, şiddetin alasıyla eziliyorsa Türkiye’de de aynısı olacak.
Ama biz benzemeyeceğiz, onlar benzetecekler!
Yine yoğun bir Her Açıdan!
Geçen hafta “Tüm kanallarda günün en çok izlenen programları” sıralamasında 14. olarak “Başbakan’ın gazetecilerle sohbet” programını geride bırakan (tahtaya vuralım... İlgilerinize çok teşekkürler) Her Açıdan’da gündemi içinden izlemeye ve incelemeye devam ediyoruz.
Bu hafta program iyi ayrı bölüm halinde olacak. Birinci bölümün konuğu Emekli Orgeneral Necati Özgen ile Kuzey Irak’a başlatılan kara harekatının ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarını konuşacağız.
İkinci bölümde ise Meclis’te yaptığı tek kişilik muhalefet önlenemeyen ve çare olarak eski Meclis Başkanı Bülent Arınç ile AKP Milletvekili Hasan Sönmez tarafından kanun teklifi verilerek susturulmaya çalışılan Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç ile Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer ve Avukat Kezban Hatemi olacak.
Uzun yıllardır eğitimin içinde olan ve binlerce öğrencinin eğitimini sağlayan ÇEV’in Başkanı Yaşer’in “çocukların yaşadıkları baskılar ve bilinmeyenler”i de açıklayacağı programı yine kaçırmamanızı öneriyorum. Hepinizi bekliyorum!
Pazar günü öğlen 12.30’da STAR’da...

