Bütün yazarlar bayılı neşeli, keyifli, genel konulardan söz etmeye... Çoğu, hafta sonlarını bekler bunun için. Ama öte yanda da hayatın gerçekleri hızla akmaktadır; gazeteciyi her derde çere Marko Paşa gibi gören okurların gözü üstlerindedir, zorunlu oldukları gerçekle, istek duydukları fantezi arasına sıkışır kaklar.
Gerçeklerin çoğu ne yazık ki rahatsız edici... Ve VATAN şu sıralarda iki gerçeği; ölüm ve boşanma konularını işleyen son derece ilginç yazı dizileri yayımlıyor. İlgi çekicilik özelliğini "duygulan irrite etmekten, kışkırtmaktan" alan konular bunlar: "her insanın korkusu" ölüm ve "her evlinin korkusu" boşanma...
Ötenazi isteyen kadının, arkadaşının ağzından anlatılan hikâyesi, mini etekli doktorun alışmışlıkla gelen ve ölümü gereğinden fazla doğal kabul eden duygusuzluğu, ötenazi gerektirmeyecek hastaların bile bunu istiyor ve uyguluyor olması... Açık söyleyeyim, olanca cesur ve özgür ruhuma rağmen benim için fazla sarsıcı... Tahammül sınırlarını zorlayan bir durum.
Zincirlikuyu Mezarlığı'nın kapısındaki "Her canlı ölümü tadacaktır" yazısı gibi...
Tamam ama bunun bu kadar açık ve acımasız şekilde kafalara çakılması mı gerekiyor?
Bir arkadaşın, üstelik en sevilen arkadaşın ötenazisi sırasında yanında olmak, buna dayandığı gibi oturup bir de hikâyesini yazabilmek nasıl bir yürek gerektirir?
Siz kabul edilebilir ve sonra oturup yazabilir miydiniz? Duygular bu kadar esnek ve dayanıklı mıdır gerçekten?
Böylesi duygu stabilitesine sahip insanları takdir ederim ama ben öyle değilim; okumak bile fazla geliyor bana...
"Sıkılmış limon gibi"kadınlar
Bu nedenle, Türkiye'nin en iyi kadın hakları savunucularından ve aynı zamanda en akıllı kadınlarından biri olan Avukat Canan Arın'ın "Boşanma" konusunda anlattıklarına yoğunlaşmayı tercih ettim.
Son derece esprili bir karaktere sahip olan Canan Arın'ın açıklamaları aynı zamanda oldukça eğlendiriciydi... Neredeyse 30 yıl emek verdiği avukatlık mesleğinde müthiş bir birikime sahip olan Arın'ın karşılaştığı inanılmaz boşanma olayları, benzer durumları yaşayan aileler için yardım edici, yol gösterici özelliğe sahip.
Erkeklerin "kıskanma" bahanesiyle, ilk yılların romantizmi içinde eşlerinin çalışmasına hangi sözlerle engel olduğunu, günün birinde "sıkılmış limon gibi" kapı önüne konduklarında "Ne yaparsan yap, beni hiç ilgilendirmiyor" sözleriyle nasıl karşılaştıklarını bilmek bütün evli çiftler, özellikle kadınlar için ne kadar önemli.
"Mal rejimi" geriye yürür mü?
Canan Arın bu olayları anlatırken asıl can alıcı noktanın, 2002 yılından önce evlenen kadınların yararlanamayacağı şekilde çıkarılan (Medeni Kanun) Mal Rejimi Yürürlük Maddesi olduğunu söylüyor.
Ecevit Hükümeti'nin gece yarısı, milletvekillerinin çoğu Meclis'te değilken çıkardığı bu madde için haklı olarak "Meclis burada kadınlara çok kötü bir oyun oynadı; '2002'den önce evlenmiş olanlar bu rejimi kullanmak istiyorlarsa notere gidip anlaşma imzalasınlar' dedi. Oysa bu mümkün değil, mümkün olmadığını bile bile çıkardılar" diyen Arın hemen arkasından "noter" konusunda eşiyle anlaşmazlık yaşayan ve günlerce dayak yiyerek boşanmaya karar veren kadının davasını anlatmış.
Günü kurtarmak için kanun çıkaran ve yeni haksızlıklara kapı açanlar bunlan duymalı. Bu kadar önemli bir madde için bahane olarak "yasaların geriye yürümeyeceği"ni söylemişlerdi. Yürür mü, yürümez mi bunu yarın yazacağım.
Mektuplar, mektuplar!
O kadar çok konuda "yazmamız için" istek geliyor ki tahmin edemezsiniz. Bunların hepsine değinmek tabii mümkün olamıyor. Çare olarak 'biriktirip toplasam' diyorum arada sırada... İşte son günlerde en fazla mail alan ortak konulardan bazıları:
-Yargıtay'a soruyorlar; Adalet ne içindir?
Yargıtay'ın "Çocuk bağırmaz, yardım istemezse tecavüze rıza göstermiştir" şeklinde bir karar çıkararak 13 yaşındaki çocuğa tecavüz eden suçluyu serbest bırakması... Şunu söylemek mümkün ki insanlar bunu duyunca adeta çıldırdılar.
"Hangi kriterlere göre bu karar veriliyor: 3. şahısların çocuklarının başına geldiğinde mi, Yargıtay üyelerinin ailelerinin başına geldiğinde mi?"
Aynı soruyu soran çok ve hepsi de "kanunlar adaleti, toplumsal düzeni sağlamak içindir. Devlet, ben kendi hukukumu yaratmayayım diye benim adıma ceza veriyor, sonra da keyfi olarak ceza indirimi yapıyor, af ediyor. Ne hakla?" sorusuyla devam ediyor.
İnsanlar, ölüm korkusu ile yetişkinlerin, kadınların bile susturulduğunu bilerek çocuklar için böyle bir karan nasıl verdiklerinin açıklamasını YARGITAY'dan bekliyorlar. Ben de!
(Bu karara imza atan üyelerin isimlerini de benden istediklerini bildirmek istiyorum.)
-Bedelli askerlik: Aylardır en fazla mektup gelen konuların başında... İşini, gücünü kurmuş veya bir iş bulma şansına kavuşmuş, bazıları aileye karışmış gençler, Hükümet'in bu konuda verdiği sözü tutmasını istiyorlar. Çoğu; "Bize askerlik şubesine kaydınızı yaptırın ki sizleri bilelim dediler, yaptırınca da 'Haydi askere' diye yakamıza yapıştılar" diyor.
Hükümet verdiği sözü tutacak mı, yoksa bu bir aldatmaca mıydı?
-Ermeni soykırım iddiası: Halâ mektuplar aralıksız sürüyor. Pamuk'un "Sözlerim abartılmış, bu saldırgan ifade bana ait değil" açıklamasına rağmen, hiçbir belgede bulunmayan (ve "asıl abart bu" dedirten) rakamlar vermesi, ayrıca yurt dışında konferanslarda yaptığı konuşmalar, basına açıklamaları büyük bir toplum tepkisi yarattı. Bu arada Orhan Pamuk'un "The Diane Rehm Show"da yaptığı konuşmayı gönderenler bile var. Ermeni soykırım iddiası ile ilgili yazılarıma devam etmemi isteyen okurlarım için yakında tekrar konuya döneceğim.
Neşeli konular ve hayatın gerçekleri!
Bütün yazarlar bayılı neşeli, keyifli, genel konulardan söz etmeye... Çoğu, hafta sonlarını bekler bunun için
Haberin Devamı

