Dün ‘Artık dayanılacak, sabredilecek noktayı aştı, ben Meclis’in önünde tek kişilik eylem yapmayı düşünüyorum’ diye yazdım ve aynı gün Meclis’in tatile girdiği haberi verildi.. Mardin’de 26 vahşinin 13 yaşında çocuğa tecavüzü ve hepsinin serbest bırakılmasının ardından (Hüseyin Üzmez de Deniz Feneri failleri gibi unutturuluyor) Bursa’da önceki gün “15 yaşında çocuğa tecavüz eden 60 sapığın serbest bırakılması”nı da öylece seyretmemiz isteniyor.
Baktım da “haberler”de bile yoktu bu haber.. Baktım da (ve ‘pes’ dedim) o koca Meclis’ten, ‘seçim listeleriyle-seçim karargahlarıyla’ böbürlenen partilerden, kadın milletvekillerinin hiçbirinden, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan’dan tek ses çıkmadı.. Baktım da o ismi cismi süslü kadın örgütleri, çay partilerine konuşmacı aramaya yoğunlaşmış dernekler, kulüpler hiç oralı değil. Demek ki artık bu ülkede 60 kişinin bir çocuğa tecavüzü “önemli olay” sayılmıyor..
SAPIĞA TUTUKSUZ YARGILAMA
Sayılmadığı “60’ının birden tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasından” da belli zaten. Maşallah savcılarımız ‘sapıklara karşı o kadar alicenaplar’ ki , öyle bir güven duyuyorlar ki kaçmayacaklarına, hepsi tekrar sokaklara salınıveriyor.
BIRAKAN SAVCILAR HESAP VERECEK!
Peki diyelim ki kaçmadılar, ya bu yamyamlar “nasılsa suçlamaları kabul etmeyince adil savcılar (!) bizi salıveriyor, gelin birkaç çocuğa daha canavarlık yapalım” derlerse? Bu da mı savcı beylere göre çok imkansız? Yaptıkları tamamiyle “çocuk tecavüzünü teşvik”tir, verdikleri kararlarla yarattıkları tablo ve bu sefil duruma toplum olarak susulması da ülke için “yüz karası”dır. Bu kararları veren hakim ve savcıların cezalandırılması için gerekirse ben AİHM’ye kadar gideceğim. (Şu anda yine AİHM’ye açtığım “çocuk tecavüzü” ile ilgili bir davayı kazanmak üzereyim, inşallah!)
Dün Erzurum’da 23 yaşında bir kadın öğretmen kaçırıldı, başına taşla vurularak, 23 yerinden bıçaklanarak komaya sokuldu. TV’ye bakıyorum “kadına şiddet” başlığı altında tartışmalar yapılıyor, sanki Paris’ten yayın yapıyorlar, o kadar Fransız yani.. Ne “şiddet”i artık, “kadın kıyımı”, “kadın katliamlarının olduğu ülke” deyin şuna.. Düpedüz cinayete “namus cinayeti, töre cinayeti” gibi abuk isimler takılarak katillerin kurtarıldığı, çocuk tecavüzcülerinin bile anında serbest bırakıldığı ülkede ne cinayete, ne “ensest felaketi”ne, ne de diğer vahşet olaylarına çözüm bulunur.
Çocuklarını korumak için küçük parmağını bile kıpırdatmayan bir devlet veya hükümet de “hukuk devleti” olmaktan, “adalet”ten filan söz edemez.. (Yarın devam edeceğim.)
İş görmeyecek kadınları seçmeyin!
Kısa süre önce birlikte katıldığımız panelde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülsün Bilgehan “partilerine milletvekili olmak için başvuranlar” arasında 1000 kadın olmasına çok memnundu. Ben ise duyar duymaz kendimi tutamayarak ‘umalım da iş yapabilecek adaylar olsunlar, Meclis’e girip oturmanın da kimseye yararı olmuyor’ dedim. Nitekim afra tafrayla yılları geçiren, tek bir sorunla ilgilenmeyenleri (bugün kadın ve çocuk sorunu konusundaki duyarsızlar, Üzmez serbest bırakıldığında, Mardin’de 13 yaşında çocuğa tecavüz eden 26 sapık, hatta iki gün önce Bursa’da 15 yaşında çocuğa tecavüz eden 60 sapık canavar serbest bırakıldığında bile çıt çıkarmayanları, Ankara’dan dışarı adım atmayanları) çok gördük. Sonra da “gelsin ömür boyu milletvekili maaşı ve özel sigorta”, ooh ne ala ..
Bu nedenle artık işi “aile boyu”na dökenler var, önce ailenin kadın ferdi, arkadan eşi milletvekili olacak ve sonrasında “bir dönemcik milletvekilliği ile (ki o süre içinde ülkeye yararı dokunan ne faaliyet gösteriyorlarsa) hayat boyu 10 bin TL aile geliri.. Hiç çalışmasalar ‘açlık sınırında milyonlarca vatandaşın kaderine terk edildiği ülkede’ milletin kesesinden rahatça geçinirler.
CHP’ye 1000 kadının başvurması iyi, güzel de bu kadar çok kişi arasından “çalışan, bilgili, halka yakın, Meclis’e demir atıp keyfine bakacağına Anadolu’yu dolaşan ve gerektiğinde parti farkı filan gözetmeden konuşup bir yarar sağlayacak olanlar” nasıl seçilecek?
KENDİRCİ GİBİ KADIN LAZIM!
Örneğin Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci yıllardır kadın sorunları ile ilgili çalışmalar yapar, Anadolu’yu dolaşır, TCK ve Medeni Kanun’da kadın haklarının sağlanması konusunda yıllarca mücadele vermiştir, bu sorunları en iyi bilen isimlerden biridir, dürüsttür, gözü pektir ve iyi hatiptir. Onun Meclis’e girmesi sadece bir parti için değil, ülke için, toplum için büyük kazançtır, zira “çalışma” deseniz de tutamazsınız.
Eski Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Avukat Önay Alpago da sorunları bilen ve yararlı çalışmalarıyla tanınan ve hem yerinde hem de iyi konuşan bir siyasetçidir. TBMM’ye tekrar girdiğinde de yararlı olacağına şüphe yoktur. Aynı şekilde deneyimli ve kendi kurduğu ÇESAV ile yıllardır “yetiştirme yurtlarından çıkarılan gençlere ev ve iş sağlamaya uğraşan” eski Bakan İmren Aykut da, Mor Çatı’nın kurucusu Avukat Canan Arın da, siyasete girmeyi düşünüyor mu bilmiyorum ama MİKADER Başkanı Nesrin Ercan da aynen böyledir. Akıllı partiler bu isimleri kendileri bulup çıkarırlar, müracaat etmelerini beklemezler, neyse ki aralarından bazıları bu seçimde milletvekilliğine talip oldular. Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Kadın ve Siyaset Projesi”nin direktörlüğünü yapan, kadın hareketinin de yıllardır içinde olan Hilal Dokuzcan da dikkat çeken ve üzerinde durulması gereken adaylardan biridir bence..
Onlar Meclis’e girdikleri takdirde sıkı şekilde çalışacaklarına ve mutlaka topluma yarar sağlayacaklarına şüphe yoktur. Kısacası, başarılı ve halka yakın kadınları dışarıda bırakarak, vitrinde daha çok kadın olsun diye deneyimsiz veya ismini zaten ‘milletvekilliği için parlatıp öne atılmış’ kişileri liste başlarına yerleştirmenin ise yine kimseye hiçbir yararı olmaz, söylemiş olayım (bunun yapıldığını gözlemliyorum), sonra yıllarca hatırlatırım çünkü..
Hiç değilse artık 2011 yılında sayısal olarak kadın-erkek eşitliği sağlanmalı ama “sayı değil kalite önemlidir” sözü de işin özü bence, dikkat edilmeli!

