Neler oluyor, ben neredeyim?

Haberin Devamı

Cumartesi akşamı yanımızda bir arkadaşımızla birlikte Kanyon’un önünde arabaya binmek üzere yürürken mikrofonlardan gelen canhıraş çığlıklarla irkildik.

“Ya Habibullah, Ya Habibullah” diye bağıran tiz kadın seslerini duyunca ‘ne oluyoruz, bir olay mı var’ sorusuyla birbirimize bakarken arkası tekbirlerle geldi:

“Allahuekber, Allahuekber”... “Ya Allah, Ya Habibullah, sen bizleri seversin, sen onları da seversin...” diye devam eden ve yeri göğü inleten konuşmayla birlikte ellerinde Filistin bayrağı taşıyan, kucağında, elinde bebekler, çocuklar olan çarşaflı, tesettürlü bir kalabalığın (yanlarında erkekler de var) yürüyüş yapmakta olduğunu gördük.

Meğer Gazze aldırısı için İsrail’e karşı yürüyorlarmış, çevreden biri “İlk defa mı görüyorsunuz, her akşam buradalar” dedi.

Arkadaşım ise bir titremenin arkasından konuştu: “İlk defa korku duydum. İran’daki gibi bir devrim oluyor sandım. Bu Filistin olayı değil, konuşmaları sanki ‘cihat mitingi’ yapıyorlarmış gibi...” Ve devam etti:

“Peki bu buz gibi soğukta kucaklarındaki bebeklerin, yanlarındaki 3-4 yaşındaki çocukların ne işi var? Filistinli çocuklar için kendi çocuklarına bu eziyeti neden yapıyorlar?”

Söylediklerinin tamamında haklıydı. Evet, insan olan herkes bir savaşta çocukların, masum insanların ölmesine üzülür, tepkisini gösterir. Ama gördüğümüz olay bu değildi... Mısır’da, Suriye’de, Ürdün’de benzeri görülmeyen bu eylemler, Hamas’ın, El Fetih’in bile kendi vatandaşlarının ölümüne kayıtsız kalıp “Ateşkes istemiyoruz” dediği bir olaya karşı “tekbirlerle, ortalığı inleterek” toplu gösteriler masum bir savaşa, ölümlere tepki değildi.

Onun dediği gibi adeta bir din devrimi provası, bir cihat havası seziliyordu.

Sonunda ülke birilerinin “yıllardır beklediği, gayret gösterdiği” ortama geldi. Bakalım daha neler görecek Türkiye...

*****

Uludağ terapiymiş meğer!

Kızım Nazlı geçen Pazartesi “son haftalarda annemin kaybının verdiği üzüntü ve yoğun çalışma temposuyla çok yorulduğumu” söyleyerek aniden bir iki gün için bile olsa Uludağ’a gitmeyi tek lif etti. Son yıllarda hiç gidememiştik, oysa karda yürümeyi, kayak ve buz pateni yapmayı ikimiz de çok severiz, hatta Yasemin’i de unutmayalım, üçümüz de... (O imtihanları nedeniyle gelemedi.)

Salı sabahı deniz otobüsü ile yola çıktık, tam 1 saat sonra Mudanya’daydık. Oradan Uludağ da 1 saat sürüyor, yani artık 2 saatte İstanbul’dan dağa varıyorsunuz. (Deniz otobüsünde giderken ve gelirken yalnızca Kanal 24’ün açık olması tesadüf mü acaba, Sayıp Topbaş’a sormak isterim. Daha önce de aynı konuyu okurlarım iletmişti, ben de gördüm ve acaba bu da “THY uçaklarında hiç VATAN bulunmaması gibi bir iktidar tercihi mi” sorusu geldi aklıma. Nedir?)

Kısacası ilk deniz otobüsüyle giderseniz öğlen kayak yapmaya başlayabiliyorsunuz.

Her zamanki gibi “yemekleri güzel, temiz ve bakımlı” olan Grand Yazıcı’da kaldık ve akşam yemekte “Digital” isimli üç kişilik müzik grubunu dinleyince doğru karar verdiğimizi anlamak için bir neden daha eklendi.

Çoğu eski, nostaljik şarkıları orijinalinden o kadar farksız söylüyor ve çalıyorlardı ki birkaç kez eğilip “acaba çalmayı bıraktılar da bant mı başladı” diye baktığımızı hatırlıyorum. Gerçekten olağanüstü güzel müzik yapıyorlar.

Kışın Uludağ’dalarmış ama İstanbul’daki özel davetler, otel ve restoranlar için de zor rastlanacak kalite ve yetenekte bir grup olduğunu söyleyebilirim.

Ekonomik kriz (ve sanırım cepler kadar morallerin bozuk olması) nedeniyle yerli müşteri az, Uludağ da Rusların işgalinde (şaka tabii)... Hatta yeteri kadar kalırsanız Rusça’yı kesin sökersiniz... Ama işte onlar nerelere ve ne zaman gideceklerini çok iyi biliyorlar.

Okul tatilleri dışında ve özellikle hafta arasında Uludağ mükemmel (bu hafta yarı yıl tatili başlıyor, meydan öğrencilerin)... O sınırsız beyazlık ve sessizlik içinde, sadece spora yoğunlaşarak veya gürül gürül yanan şömine başında sohbet ederek insan ruhunu dinlendirebiliyor. En azından bana terapi gibi geldi, size de önerebilirim.

Bazı otellerin kriz nedeniyle fiyat indirdiği de söyleniyor, bence deneyin hak vereceksiniz.

DİĞER YENİ YAZILAR