Nefret tohumları saçılınca...

Haberin Devamı

Dün VATAN’ın manşetinde, bir ilköğretim okulundaki türbanlı kız öğrencilerin ve sınıfta sırasının yanında namaz kılan öğrencinin fotoğraflarını görenler bir süredir yaptığım ‘Türbanı üniversitede serbest bırakacaksanız ilköğretim ve lisede de serbest bırakın, nasılsa onlara da sıra gelecek ülkeye zaman kaybettirip, siyasi koz olarak kullanmayın. Toplumu türbandan yola çıkarak yine yıllarca din üzerinden bölmeyin’ çağrısına hak vermişlerdir sanıyorum.

Gerçekten de türbanı neredeyse Müslüman kadınlar için dinin en önemli şartı haline getirmeleri nedeniyle bu konuyu tartışmaya en çok hakkı olan biz kadınlar ağzımızı açtığımızda bile saldırıya geçen ERKEKLER çıkıyor.

Ya da “Bu ülkeyi seven, dinini yaşamak isteyen insanlar nereye gitsin” diye soranlar oluyor.

Hasan Arslan isimli bir okur: “İnsanların namusu diye nitelendirdiği eşarbı ile uğraşıyorsunuz”, Mehmet Kızılören “Bu kutsal dinin en güzel sembollerinden biri olan başörtüsüne karşı açılan savaşta bayrak taşımak itibarına itibar katmaz” demiş.

Yani erkekler biz kadınlara “başörtüsünün namus diye nitelendirildiğini” veya “Müslümanlığın en güzel sembollerinden biri olduğunu” iddia ederek baskı yapıyorlar.

Sanki biz veya bu ülkenin on milyonlarca kadını Müslüman değiliz... Onlar kadar başörtüsünün ne olduğunu bilmiyoruz. Peki “namus olduğu” veya “dinin sembolü” olduğu nerede yazıyor, Kur’an’da mı?

“Hamr, hımar” başörtüsü demek mi, yoksa “örtü” mü? “Yakalarınızın üstüne indirin, ziynetlerinizi kapatın” anlamında mı söylenmiş, “saçın tek telini göstermeyin” anlamında mı?

Haydi davet etsinler Diyanet İşleri’nden Başkan Bardakoğlu ile bir ekip din bilimciyi, televizyonda kelime kelime açıklansın ilgili ayetler... Neden ortaya çıkıp toplumu aydınlatmıyorlar, en anlaşılır şekilde yorumlamıyorlar da “1400 yıllık gelenek değişmez” diyerek çekiliyorlar?

Kur’an’da aynı şekilde yer alan “kadınların şahitliği, miras hakkı veya faizin haram olduğu, boşanma” ve daha birçok konuyla ilgili ayete uyulmazken, kanunlarla belirlenen haklar tercih edilirken “tek bir ayet” in namus veya din sembolü haline getirilmesindeki ısrarla ilgili konuşmuyorlar ve aynı dinden insanların (din kavgası yaşayan diğer ülkelerdeki gibi) kutuplara ayrılmasını uzaktan izliyorlar?

Neden “Devlet kurallarına uyun, bir anlaşmazlık olursa kararını bana bırakın” diyen ayet aynı derecede önem taşımıyor?

Geçen Pazar, hazırlayıp sunduğum TV programında Gülay Göktürk, konuşurken benim Kur’an’daki ayetleri hatırlatmam, ’çarşaf da Kur’an’da var’demem üzerine “Kur’an’ı sorgulamak gerekir o zaman” dedi. Ben de ‘sorgulayalım o zaman’ cevabını verdim. Burada kastettiğim şey yukarda söz ettiğim çelişkiydi. Tek bir ayet üzerinde durulup diğerlerinin unutulmasıydı.

Aman efendim “Kur’an’ı nasıl sorgularsınız” diye öfkelenen birkaç izleyiciyi duymanız lazım... Elbette anlamadığınız noktaları, çelişkileri konuşur, sorar, öğrenirsiniz.

Öyle olmasa dinlerin kutsal kitaplarını anlatan bu kadar çok açıklama, tefsir çıkar mıydı?

Bunları konuşmak, incelemek, tartışmak asla dine, inanca saygısızlık değildir, din de bir bilimdir, üniversitelerde onu anlamak için fakülteler, bölümler açılmıştır.

Herkes dininde, inancında, kendi alanında özgürdür ama bunların ilköğretime kadar okullara taşınması tamamen farklı bir konudur.

Taşındığına göre, bir değil çok sayıda okul aynı durumda olduğuna göre, “Milli Eğitim” de buna sessiz kaldığına göre “Üniversitede türban tartışmasına hemen ilköğretim ve liseyi de, devlet dairelerini de alsınlar. Ülkeyi seneler boyu türban tartışmasına kilitlemesinler” demek yanlış olmaz. Ki ben de haftalardır bunu söylüyorum.

Tabii bunu yapmak için önce “laikliğin” ve “kamusal alan”ın tanımını değiştirmeleri gerekiyor.

(Not: Zaman gazetesinin bir yazarı geçen Pazar programımdaki halk röportajlarının “taraflı olduğunu” bir meslektaşa yakışmayacak kabalıkla iddia etmiş. Her Açıdan’da mutlaka karşı görüşten konuşmacılar eşit sayıda yer alır, halk röportajlarını ise genç bir ekip çeker, ben de yayın sırasında izlerim.

Orada da bugüne kadar hep farklı görüşler yer almıştır, bunu özellikle sık sık hatırlatmışımdır. Sırf bu nedenle seçtikleri kişiler benzer görüş belirtse de arayıp farklı konuşanları bulmaya çalışıyorlar. Bu hafta Beyoğlu’nda çekim yapmışlar ve tesadüfen cevaplar böyle gelmiş. Saygısızlık yerine soru sorsalardı açıklardık.)

*****

Pardon, yanlış olmuş!

İyi ki parantez içine ‘ben İslâm’ dan yüzlerce yıl sonra ortaya çıkan cemaat ayırımlarından anlamam’diye not yazmışım. “İskenderoğulları” değil “İskenderpaşa” cemaatiymiş. Uyarı mektupları geldi.

Salih Kanca isminde bir okurumuzun “yorumlar”a yazdıkları ise güldürdü beni:

“Sakın o söylediğiniz Bursa’da bir kebapçı olmasın. Hanedan ismi gibi cemaat ismimi olur” demiş.

Ama sonuçta önemli olan bu değil, “İskenderpaşa Cemaati’nin THY’de baskın şekilde etkili olduğu”nun, diğer bazı cemaat ve tarikatların da başka kurum ve kuruluşları ele geçirdiğinin söylenmiş olması.

İsme değil, konuya dikkat etmek gerekiyor. Yine de özürlerimle düzeltiyorum.

*****

Her şey açıklanmalı mı?

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın “Operasyondan Amerika’nın haberi vardı, PKK üslerini bombalamamız için hava sahasını açtılar” sözleri Irak’taki ABD büyükelçiliği tarafından yalanlanmış. Belki de bu konuda Türkiye’ye yardım ettiklerinin açıkça bilinmesini istemiyorlar. Belki kendi politikaları açısından böyle olması gerekiyor. Acaba her operasyonda mutlaka Amerika’nın adını söylemek, bize verdikleri bilgileri anlatmak, yardımcı olduklarını açıklamak zorunda mıyız?

Siz de bu konuda haklı olduklarını düşünmüyor musunuz?

DİĞER YENİ YAZILAR