Neden “sizin suyunuz”muş?

Haberin Devamı

Tüm dünyada “20. yüzyılın en önemli opera sanatçılarından biri” olarak tanınan, gittiği her ülkede ayakta alkışlanan, Türkiye’nin adını yücelten bir büyük sanatçı yaşamını yitiriyor.

Bu durumda yapılacak tek şey Türkiye’nin de ondan hak ettiği şekilde söz ederek onurlandırması, isteğine uyularak küllerinin Boğaz’a serpilmesidir değil mi?

Değil işte... Mutlaka bir saygısızlık da yapılacak ve Türkiye’yi hayatı boyunca onurlandıran sanatçının ruhu ve kişiliği yıpratılacaktır.

Ki bu yine ihmal edilmedi ve birileri “Külleriniz de İtalya’da kalsın, niye kirletiyorsunuz suyumuzu” dedi.

Kendilerinde bu hakkı görmelerinin muhtemelen üç nedeni vardı; birincisi Leyla Gencer’in mesleğini dünya çapında icra edebilmek için İtalya’da yaşamış ve ölmüş olması, ikincisi kendisine hem Müslüman, hem Hıristiyan usulü cenaze töreni yapılmış olması, son olarak da “yakılmayı” istemiş olması.

Her şeyden önce Gencer’in annesi Polonyalı bir Hıristiyan’mış. Bu durumda kendisinin de Hıristiyan olmasına (gerçi dinini bilmiyorum ama aslında laik bir ülkenin vatandaşı olarak bilmek de gerekmez) bir itiraz olabilir mi?

Tamamen Hıristiyan geleneklerine göre veya istediği herhangi bir şekilde defnedilmesine itiraz olabilir mi?

Elbette olamaz. Ayrıca Müslümanlık da diğer dinlerden olanlara saygısızlığı, hakareti, dışlamayı hoş gören bir din değildir.

Öyle olsaydı Osmanlı’nın valide sultanlarının birçoğu gayri Müslim olmazdı. Bu hakaretçiler Leyla Gencer’e “ölümünden sonra hakaret” etmeye kalkarken kendi soylarına hakaret ettiklerinin de farkında değiller.

Ayrıca Türkiye’nin denizleri neden “onların suyu” oluyor acaba?

Her Türk vatandaşının o sularda eşit hakkı vardır. Leyla Gencer gibi birinin hakkını inkar etmek ise hiç mümkün değildir.

Ruhu şâd olsun, nur içinde yatsın!



***




Eleştiri yorumları kabulümdür

Yazılarıma gelen okur mektuplarını da, yorumları da dikkatle okuduğumu, elimden geldiği kadar cevapladığımı sık sık belirtirim, biliyorsunuz. Son günlerde “eleştiri yorumlarının çıkmadığını” söyleyenler, hatta bana “Siz yazılarınızda eleştiriyorsunuz ama eleştiri yorumlarını görmek istemiyorsunuz” diyenler oldu.

Bu yorumları alan ben değilim ki... İlgili bir birim var gazetede... Onlarla konuştum, bunu kesinlikle reddettikten sonra gülerek şöyle dediler:

“Ruhat Hanım, hiçbir gazetenin sitesinde yazarlar yoruma açık değil. Bizim açık olmamız sadece VATAN’a özel bir durum ve ayrıca kıyasıya eleştirileri bile yayınlıyoruz. Yazarlarımız son derece demokrat, bugüne kadar itiraz eden olmadı.”

Yazılarıma her gün gelen çok sayıda yorum arasında (gerçekten çook, Perşembe 84 taneydi, teşekkürler) olumlular kadar olumsuzları da hep gördüğüm için onlara hak veriyorum.

Yorumu çıkmayanlar, tekrar denemeli herhalde, ne bileyim.



***




“Hep Seni Aradım”

Bu filmi yalnızca aşıklar veya aşka inananlar görmeli... Diğerleri hiçbir şey anlamayacağı gibi beğenmeyecektir de...

Duygulara önem veren, sevebilen bu nedenle bazen aşk uğruna yapılan saçmalıkları, icabında “her şeyden vazgeçebilme duygusunu” bilenler için ise harika bir film “Hep Seni Aradım”...

Onu yıllar önce ilk kez gördüğüm Pearl Harbour filminde farklı, yetenekli bulmuştum, şimdi oyunculuğu çok daha oturmuş, Josh Hartnett başrolde müthiş doğal ve etkileyici... Diğer oyuncular da çok iyi.

Sadece final sahnesi için bile görmeye değer.

Bu filmi kaçırmayın derim.

DİĞER YENİ YAZILAR