Neden özür dileyecekmişiz?

İsviçre maçında olanlar dün gazetelerin birinci sayfasından, manşetlerinden verildi ve birçok yazar köşesini bu maçın yorumlarına ayırdı

Haberin Devamı

İsviçre maçında olanlar dün gazetelerin birinci sayfasından, manşetlerinden verildi ve birçok yazar köşesini bu maçın yorumlarına ayırdı.

Özetleyecek olursak; Türk antrenör Mehmet Özdilek soyunma odasına gitmekte olan bir İsviçreli futbolcuya çelme takıyor ve bir başka İsviçreli oyuncu da Özdilek'e tekme ile karşılık veriyor. Bu arada maç öncesi ve sırasında ortamı geren Fatih Terim de bu yanlış taktiği ile maçı kaybetmemizin önemli bir nedeni olarak gösteriliyor.

Maç uzmanı olmadığım için Fatih Terim'in "ortamı germe" rolünden fazla emin değilim. Ama bunun da öncesinde İsviçre'deki maçta gerginliği onların başlattığını, İstiklal Marşı okunurken ıslık çaldıklarını, Terim'e küfrettiklerini ve bunun tepkisinin İstanbul'a geldikleri anda "Cehenneme hoşgeldiniz" sözleriyle Türkler tarafından sürdürüldüğünü hepimiz biliyoruz.

Yani... Evet, biz "âlicenap", "centilmen" bir Türkiye olarak "hakaret görsek bile nezaketimizi bozmamalıyız" diyebiliriz ama "gerginliğin nedeninin bizden kaynaklandığını" haykıracak kadar âlicenap olmamız gerektiğine inanmıyorum.

Hele de Leeds-Galatasaray maçını Leeds'de izlemiş ve 40 bin kişilik stadda tek istisnasız 40 bin kişiden hakaretin her çeşidiyle karşılaşmış, sıkı polis kordonlarıyla hayati tehlikeden korunmuş bir gazeteci olarak hiç inanmıyorum.

Beckham'ın yumrukları

Ve daha sonra İngiltere-Türkiye maçında İngiliz futbolcuların, soyunma odasına gitmekte olan Türk takımına nasıl saldırdıklarını, Beckham'ın tekme ve yumruklarını da unutmuyorum.

O günlerde bantlar ellerinde olmasına rağmen İngilizler de yaptıklarını sonuna kadar inkâr ettiler.

Şimdi bütün bunları bilerek, İsviçre'sinin, İngiltere'sinin kendi takımını ve toplumunu korumak için gerçekleri gizlediğini görerek neden bizi suçlayan sözleri kabul etmemiz gerektiğine inanalım? Gerçeklere, şeffaflığa her şeyden çok önem versek bile sporun da yalnızca Türkiye'de kural dışı yapıldığını kabul edelim?

Onun için ben, kendi çelmelerimizin manşetlere çıkarılmasını, başkalarından önce bizim kendimizi suçlamamızı biraz saflık olarak görüyorum. Kim ne derse desin düşüncem bu.

Ayrıca, Fatih Terim'in, takımımızın ve bizim Leeds maçındaki gerginliğimiz yanında bu gerginlik devede kulak kalır. Orada bu gerginliğe rağmen müthiş bir maç çıkarmıştık.
İyi düşününce, kaybetmemizin bununla ilgili olduğunu da sanmıyorum.

Halife ve Tesettür (2)

Şimdi bu durumda insanın aklına "acaba Osmanlı döneminde, en önemli dini otorite olan Abdülmecid, kızlarını başörtüsü konusunda neden uyarmamıştır" sorusu geliyor.

Halife dini, inancı bugünün "din uleması" ve siyasetçileri kadar bilmiyor muydu, bu mümkün müdür?

Bence Türkiye'nin aydın insanlarına düşen görev Başbakan'ın "söz hakkı ulemanındır" sözünün peşine takılmak.

"Ulema"ya Halife ile ilgili bu soruyu sormak...

Dün yazdığım gibi Kur'an'daki örtü (hımar) ve "ziynet" bağlantılarını, diğer ayet ve surelerde geçen "ziynef'lerin kullanıldığı anlamlarla Nur Suresi'ndekinin karşılaştırmasını, kadınların ziynetlerini göstermesine izin verilen babaları veya oğullarına, kardeşlerine, kocalarının kardeşlerine, kardeşlerinin oğullarına, sahibi oldukları hizmetlilere gibi tanımların "hangi ziynet" kastedilerek yapıldığını, Kur'an'da "örtü"nün farz olarak mı, tavsiye olarak mı yer aldığını anlatmalarını istemek.

Zira bu "ulema"dan bazılan Kur'an'daki ayetlerin anlamlarının "kelimeler hatalı yorumlanarak" değiştirildiğini, ilgili ayetlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini (bağımsız yorumlanamayacağını) söylüyorlar.

Tartışın, çözün, izleyelim!

Bu durumda Kur'an'ı doğru anlamayanlar için bir mağduriyet söz konusu değil midir? Türkiye Müslümanların çoğunlukta olduğu ama demokrasiyle yönetilen bir ülke. Millet her konuya demokrasi içinde çözüm aradığı gibi din konularını da rahatça tartışabiliyor.

"Yok hayır, biz bunları tartışmaz ve tartıştırmayız ama kamusal alanda türban kavgasını sonsuza kadar sürdürürüz" diyorlarsa o zaman da bunun "Ermeni iddiasını tartışmayı kabul etmeyen ama kavgayı sonsuza kadar sürdürmeyi isteyen" anlayıştan farkı olmaz.

Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde din adamlarının türbanı tartışmaları en iyi çözüm bence!

DİĞER YENİ YAZILAR