Neden özür borçluyum?

İki kampanya açılmış benimle ilgili olarak... Aynı mailin -hiç abartısız- yüzlercesinin gönderildiği iki kampanya... Metin aynı, isimler değişik olarak üç-dört gündür sürekli postalanıyor

Haberin Devamı

İki kampanya açılmış benimle ilgili olarak... Aynı mailin -hiç abartısız- yüzlercesinin gönderildiği iki kampanya... Metin aynı, isimler değişik olarak üç-dört gündür sürekli postalanıyor.

Birincisi, geçen Pazar televizyonda Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk ve Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Süheyl Batum'la yaptığımız sohbette söylediğim bir iki cümleyle ilgili... Başbakan Erdoğan ile Meclis Başkanı'nın 23 Nisan'da dinle, türbanla ilgili konuşmaları bu iki değerli hukuk uzmanı tarafından yorumlanırken, konuşma arasında şunu söylemişim;

"Türkiye'ye gelen Ürdün, Suriye, Mısır gibi ülkelerin lider eşlerinin hiçbirinin başı açık değil... Dünyadaki İslâm ülkelerinin çoğunda durum aynı ve elbette onlar dışında bu ülkelerde yaşayan milyonlarca başı açık Müslüman kadın var. Diyanet İşleri Başkanı "Başörtüsü İslâm'ın ön şartı değildir" diyor. Diyanet İşleri'nin din profesörleri ile birçok din uzmanı da Kur'an'da iki surede (Nur ve Ahzap) geçen "örtünme" ile başın değil, ziynetlerin ve yaka yırtmacının kastedildiğini açıklıyorlar. İslâm hukukunda seçilmiş "devlete itaat" de Allah'ın emri' olarak yer aldığına göre eğer istenseydi hiç değilse 'kamusal alan'daki kısıtlama için bir orta nokta bulunabilir, bu tartışma bitirilebilirdi". (Bu arada... Ben Ankara Deneme Lisesi'nde din dersi de vermiş, Kur'an'ı anlatmış olan bir öğretmen kızıyım onu da not edelim, zahmet buyurmasın yazanlar....)

Kıyamet günü hesabı
Aman efendim; ben Müslüman değil miymişim, ben ayetleri inkâr mı ediyormuşum, inananlara yapılan zulmü mü destekliyor muşum, özür borçluymuşum, daha ne isterseniz. Bana din, inanç dersi veren ve ezbere bildiğim sureleri gönderip "Kıyamet gününde benden hesap soracağını" söyleyen bile çıktı.

Kendini ne sanıyor acaba? Kıyamet gününde hesabı bir tek Allah sorabilir, o da kime ne soracağını, kimin daha makbul bir kul olduğunu iyi bilir. Başkasına hesap sorabileceğini zannedenler kendi hesaplarına baksınlar... Ayrıca o açıklamaları ben değil, Diyanet ve din uzmanları yapıyor, şikayetlerini onlara bildirsinler.

İnönü'ye "İşte Paşam Türkiye" demişler ya, biz de "İşte dostlar Türkiye" diyebiliriz. Güzelim, özgür memleketimizde toplumu "din, türban, zenci, beyaz, mağdur, mazlum" kışkırtmalarıyla ve Erbakan'la, Erdoğan'la birlikte çalışan Mehmet Keçeciler'in açık açık söylediği gibi "sırf oy toplamak uğruna" böldüler, bu hale getirdiler. Din, inanç bir tek "kadının başörtüsü ne, daha doğrusu bir anlayışın forması yapılan türbana indirgeniverdi. Türbanlıysan dindarsın, değilsen değilsin... Bu kadar basit demek ki... Ve takdiri de kendilerine kalmış.

24 saat sadece din, türban konuşuluyor, bu nedenle Hükümet'in bir türlü çözemediği işsizlik, can güvenliği, yolsuzluk, dokunulmazlık, seçim kanunu değişikliği, dış politika sorunları, PKK terörü gibi konular da gözden uzak tutuluyor.

Adıyaman metupları
İkinci kampanya; stadda yapılan ve kadınlarla erkeklerin harem-selamlık oturduğu AKP il kongresine (siyasi toplantılara katılmaları yasak olmasına rağmen) ellerinde AKP bayraklarıyla öğrencilerin gönderildiği Adıyaman'dan.

Bir öğretmen okurumun Samsat ilçesinden gönderdiği mektubu verdiğim, "Atatürk diyemiyoruz" başlıklı yazımla ilgili.

Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürü ile Kaymakam'ından başlayarak yüzlerce mail geldi. (Öğretmenlerinki nedense aynı anda, yazıdan günler sonra gelmeye başladı!!)

Bunların hepsinde öğrencilere Atatürk'ün yeterince anlatıldığı, Anıtkabir'e, Çanakkale'ye, müzelere geziler düzenlendiği, Atatürk çizgisinden sapmalarının mümkün olmadığı anlatılıyor ve benim "Adıyaman'a özür borçlu olduğum" söyleniyor.

Eğer o öğretmenin yazdıkları yanlışsa ve diğerleri doğruysa ancak mutlu olurum. Ama... Ben mümkün olduğu kadar sıkça okur mektuplarını köşemde yayınlıyorum, bunlardan dolayı özür dilemem gerektiğini hiç sanmıyorum. Samsatlılar'ın bir öğretmen mektubundan dolayı böyle kampanya başlatmasını da aşın buluyorum.

Öte yanda; Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Bağlıtaş ve öğretmenler bu kadar duyarlı iseler AKP il kongresine o kadar çok sayıda öğrenci ellerinde parti bayraklarıyla nasıl katildi? Aynı duyarlılık neden böyle bir "ilk" için gösterilmedi?

Yüzlerce öğrenci için Bağlıtaş'ın söylediği "Okuldan kaçmışlardır" mazereti toplumu saf yerine koymak olmuyor mu?

Bana "meslek ilkesi" hatırlatması yaparken kendi ilkelerini bir düşünmeleri gerekmez mi?

DİĞER YENİ YAZILAR