Neden herkes gelecekten korkuyor?

Haberin Devamı

Bu başlıktan sonra yazıya da “2012” filminden söz ederek başlamak uygun olur bence... Dünyanın sonunun 2012 yılında geleceğini anlatan bu film çok kişinin moralini bozdu... Perşembe akşamı birlikte yemek yediğim arkadaşlarımın da filmden çok etkilendiğini görünce ‘Diğer ülkeleri bilmem ama bizim buna hiç ihtiyacımız yok’ diye düşündüm. Zaten halihazırda toplumdan gelen mesajlar “Türkiye’nin yarını” hakkında öyle endişe ile dolu ki “Ne yapabiliriz de bu gidişi düzeltebiliriz” diye soran sorana...

Hayır, hiçbir şeye yanmam da 2012’de dünyanın sonu gelecekse yıllarımızın, günlerimizin korkular, endişeler içinde çırpınarak geçmesine yanarım. Şu güzelim vatanı elbirliğiyle dar ettiler bize... Sığamadılar bir türlü... Güç kavgalarıyla topluma huzuru haram ettiler, tek tek her vatandaş yarınından korkar hale geldi.

Artık sıkıldık, bunaldık, dayanma gücümüz sıfırlandı neredeyse... Başımıza her gün bir yenisi sarılan dev sorunlardan, zorla sokulduğumuz çıkmaz sokaklardan kurtulmak, nefes almak istiyor, başaramıyoruz... Bir “grip aşısı” konusu bile kördüğüm olup kalıyor. Bu kadar basit bir konuda bile türlü çeşitli kazançlar, sırlar olduğu konuşuluyor.

Türkiye’de son yıllarda giderek arttığı gözlenen “din-inanç” üzerinden bölünme, “çok dindar-az dindar” tartışmalarıyla başlatılıp sonunda “Müslüman/laik” şeklinde ayrıştırmaya dönüştü biliyorsunuz. Adeta laiklik bir dinmiş veya “dinin karşısında olan bir kavram” mış gibi, adeta laik rejimin korunmasını, insanlara devlet veya şahıslar tarafından din baskısı yapılmamasını isteyen vatandaşlar “Müslüman değilmiş” gibi telkinler, kışkırtmalar siyasi amaçla ve bir medya kesiminin de yoğun gayretleriyle yıllardır sürdürüldü.

Uzun lafın kısası; din siyasallaştırılarak toplum bölündü.

BARDAĞI TAŞIRAN DAMLA

Hemen ardından bugüne kadar sadece bir parti ile PKK’ya ait olan radikal ve bu kez “ırk” üzerinden ayrıştırıcı söylemler hız kazandı, aynı medyanın desteğiyle de gündemden inmez oldu. Ve sonunda “Demokratik Açılım” adı altında ilk adım olarak PKK’lı teröristlerin getirilip törenlerle serbest bırakılması, Diyarbakır Belediyesi’nin kapısında güllerle karşılanması, PKK bayrakları ve pankartlarıyla yapılan gösteriler bardağı taşıran damla oldu. Terör örgütü “Kürtlerin temsilcisi” durumuna getirildi ve toplumda ilk kez bir Türk-Kürt ayrışması başladı.

Aynı sıralarda Ergenekon davası; her gün bir yenisi ortaya çıkan darbe senaryoları, nedense bir türlü ortaya çıkamayan subayların gönderdiği iddia edilen ve sonunda iyice komediye dönüşen ihbar mektuplarıyla topluma ardarda şoklar yaşatmayı sürdürdü. Bu dava kapsamında telefon dinlemelerinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ile Yargıtay’a kadar varması üzerine yargı üyeleri ayağa kalktı.

Şimdi son ürkütücü gelişmeyi Onur Öymen’in Meclis’te yaptığı konuşmada Dersim’den söz etmesi nedeniyle günlerdir sürdürülen kampanyada yaşıyoruz.

Meselenin “Atatürk’ü suçlamaya kadar” vardırıldığını dün yazmıştım ki en olmaması gerekenin olduğu ve bu kez maalesef ülkenin Başbakanı’nın, AKP toplantısında aynı kışkırtmalara “Seyit Rıza’nın idam edilmeden önceki sözleriyle” ve yine Alevi-Sünni ayırımı yaparak karıştığını gördük.

Dersim isyanının bastırılışında isyancılar dışında çok sayıda vatandaşın can kaybı olduğu üzücü bir gerçektir ama DTP’lilerin; Onur Öymen’in Meclis konuşması sırasında da tekrarladıkları ama gözden kaçan “Dersim’de isyan yoktu” sözlerine toplumun inandırılması için gösterilen gayret de çok şaşırtıcıdır.

Aynen Başbakan’ın Seyit Rıza’yı kastederek söylediği “Bir insan öldürmenin tüm bir alemi öldürmek olduğu” görüşünü, Birleşmiş Milletler’in ‘soykırımcı’ ilan ettiği El Beşir için veya Amerikalıların Irak’ta öldürdüğü 1 milyon insan için duymamış olmamız kadar şaşırtıcıdır.

Kışkırtmalara kapılmamak için bütün bu konuların herkes tarafından çok iyi anlaşılması gerekiyor.

BÜYÜKANIT’IN DAVASI

Bu pazar Her Açıdan’da hepsini konuşacağız ve yine en hızlı, en dinamik şekilde gerçekleri aramayı sürdüreceğiz. İki konu daha var; Biri Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın gizemli “Dolmabahçe görüşmesi” ile ilgili yazısı nedeniyle Fikri Sağlar’a açtığı ve geçen hafta kaybettiği açıklanan dava... Bunun detaylarını da Sağlar’dan dinleyeceğiz. Diğeri ise gizemli bir başka olay; FBI’ın Ankara’yı ziyareti...

Programa; MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Kültür eski Bakanı Fikri Sağlar, Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Ankara Ün. İlahiyat Fak. İslam Mezhepleri Anabilim Dalı Bşk. Prof. Dr. Hasan Onat ile Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Ergün Aybars katılacaklar.

22 Kasım Pazar, öğlen 12.30’da. Hepinizi bekleriz.

DİĞER YENİ YAZILAR