Bir süre önce okuduğum ama unutamadığım bir olaydan söz edeceğim bugün. Kurtuluş Savaşı'ndan önce Türk ordusuna 6 uçak bağışlayan, bunu yaptıktan sonra "Düşmanın üzerine ilk bombayı atana da 200 lira vereceğim" diyen Erzurumlu tüccar Nafiz Kotan Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler" kitabında yer alınca, ölümünden 60 yıl sonra hatırlandı diyordu haberde...
Tüccar ve müteahhit olan Nafiz Kotan'ın isminin yaşatılması için girişimlerde bulunulmuş. Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası, Erzurum'da yapılan havaalanına onun adının verilmesi için Ulaştırma Bakanlığı'na ve DMO'ya yazılar göndermiş ama ses çıkmamış.
Olur olmaz isimlerin sokaklara, caddelere rahatça verildiği bilinirken Atatürk'ün ve ismet İnönü'nün teşekkür telgrafları gönderdiği, servetini milletinin, ordusunun önüne seren bir yurtseverin adı bugüne kadar hiçbir yere verilmemiş. Verilmesi önerildiğinde buna cevap da verilmemiş.
Şaşırtıyor mu bu bizi; hayır. Şaşırtmaması garip değil mi; evet... Ama işte gerçek bu, ne yazık ki...
Şu Çılgın Türkler'i okurken, Kurtuluş Savaşı öncesinde İstanbullu zenginlerin Ankara'daki oluşuma, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına gizliden gizliye önemli ölçüde maddi yardım yaptığını, kampanyalarla toplanan paraların düzenli şekilde Ankara'ya gönderildiğini de öğreniyorsunuz.
Böyle omuz omuza, böyle bir insiyatifle ve organize çalışmayla kazanılmış Kurtuluş Savaşı... Bugün de okullar, yurtlar yaptıran, öğrencilere burs vererek çağdaş eğitimi destekleyen, ülkeye modern sağlık merkezleri kazandıran, kendi gücünü ülkesi yararına da kullandıran zengin iş adamlarımız ve kuruluşlar var.
Ama öte yanda hiçbir konuda hiçbir yardım yapmayan, sadece kendini düşünen sayısız zengin de var. Trilyonları olduğu halde yolsuzluğa, hırsızlığa doymayan, her yolsuzluğuna kabul edilir kılıflar arayan sonra da "kendi yutar salkımı" misali "Yetim hakkı yedirmeyiz" sözleriyle halkın gözünü boyayan siyasetçiler de var.
Bu ülkede "yanlış" ın doğru, "doğru" nun yanlış olmasını hâlâ önleyemedik ama hiç değilse tarihimizde bize kusursuz asalet örneği sunmuş insanlarımızı onore etmekten kaçınmayalım. Nafiz Kotan'ın adını bir değil, bir kaç yerde yaşatalım.
Kısa süre önce birini daha kaybettiğimiz (sanıyorum yalnızca iki-üç kişi kaldılar) Kurtuluş Savaşı gazilerimizi de yaşarken düşünelim, ödüllendirelim, onları ve ailelerini rahat yaşatalım.
Partiler yolsuzluk kavgalarına biraz ara verip bunlan da düşünebilirler mi acaba?
Kuyruklu yanlış!
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun sesini her ne kadar "kadın ve aile" ile ilgili yeni projelerle duymuyorsak da ilginç konuşma ve eylemleriyle sık sık duyuyoruz.
Örneğin "Kadın Haftası"nda Bakanlığın hiçbir yeni girişimi açıklanmadı ama Bakan aynı günlerde "Kadına karşı şiddette Avrupa'yla aynıyız" dedi ve bu açıklama basında yer aldı. Kadından Sorumlu Bakan Çubukçu'ya göre; Türkiye'de kadınların yüzde 9 7'sinin şiddete uğradığı yönündeki istatistikler yanlışmış. Şiddet bizde de Avrupa'yla aynı oranlardaymış...
Güçlü, ekonomik özgürlüğü, mesleği olan ünlü kadınların bile "Biz de şiddete uğradık" diye ortaya çıktığı bir ülkede böyle bir açıklamayı nasıl ve hangi verilere bakarak yapabiliyor, bu ilk soru...
Bakan konuşuyorsa istatistikleri eline alarak, gerekiyorsa kendi yaptırarak konuşur, mevkisi bunu gerektirir. Kadın kuruluşlarının "kadına yönelik şiddetin gelişmiş ülke-gelişmemiş ülke ayırımı da yoktur, her ülkede görülüyor" gibi sözlerinden esinlenerek temelsiz, dayanaksız açıklamaları hop diye söyleyemez.
Türkiye, birkaç ay önce Avrupa Parlamentosu' nun son raporunda "Şiddet konusunda resmi istatistiği olmadığı için" eleştirildi. Birleşmiş Milletler de bu istatistikleri istiyor ve bulamıyor. Bu durumda Bakan, sorumlu davranarak "En kısa zamanda araştırma yapıp bir istatistik sonuç çıkaracağız. Ama kadına karşı şiddet yalnız bizim değil bütün dünyanın sorunu" filân deseydi belki anlaşılabilirdi.
Kıyaslamayı ben yapayım!
Bizde sadece mahkemelere, karakollara ulaşan olaylardan yola çıkarak elde edilecek bir sonucun ne kadar doğru olacağı da tartışılır, "gördüğümüz, yaşadığımız, her gün duyduğumuz tabloya mı inanalım, bu rakamlara mı" bile denebilir ama en azından resmi bir veri olur elde...
Ayrıca bizim bakanımızın Türkiye'deki kadının durumuyla Avrupalı kadını kıyaslama imkânı yoktur. Bu mutlaka gerekiyorsa ona birkaç rakam da ben vermek isterim;
8 milyon nüfusu olan isveç'te 250 tane kadın sığınma evi var. ingiltere'de sadece Londra'da 1000'in üzerinde... Avrupa yıllardır şiddetin, özellikle kadına karşı şiddetin çok ciddi bir sorun olduğunun, bunu çözme görevinin de devlete ait olduğunun bilincinde...
Bunun için "Her 7500 kadına bir sığınak" şartına uymaya çalışıyorlar.
Sayın Çubukçu bize biraz da bu istatistiklerden söz etsin. Ve "istatistik" diyecekse net rakamlar vermek zorunda olduğunu da lütfen unutmasın.
Öyle afaki konuşmalarla devlet yönetimi olmaz. Olmuyor!
Neden değiştik biz?
Bir süre önce okuduğum ama unutamadığım bir olaydan söz edeceğim bugün...
Haberin Devamı

