Neden 'Avrupalı' olamayız?

Danimarka Ulaştırma Bakanı'nın Türkiye'ye gelirken THY yetkililerinin "VIP uygulaması" teklifini reddederek diğer yolcularla birlikte sıraya girmesi doğru mu, yanlış mı?

Haberin Devamı

Danimarka Ulaştırma Bakanı'nın Türkiye'ye gelirken THY yetkililerinin "VIP uygulaması" teklifini reddederek diğer yolcularla birlikte sıraya girmesi doğru mu, yanlış mı?

Bu ülkelerde biliyorsunuz Parlamentoya bisikletle gelen bakanlar da var. Onlar halkın arasında olmayı ve devlete çifter çifter makam arabalarıyla ve koruma ordusuyla yük olmamayı tercih ediyorlar. Tercihi bırakın bunu bir uygarlık, eşitlik gösterisi sayıyorlar.

Ve üstelik onlar dokunulmazlık gibi bir ayrıcalık da istemiyorlar. Zaten en ufak bir kişisel hatada derhal kendisi istifa eden siyasetçilerin dokunulmazlık zırhına ihtiyaçları da yok. Bazılarının istifayı yeterli bulmayıp "onurunu kaybetmiş siyasetçi" olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih ettiğini bile defalarca gördük "yakın tarih"te. Bizimkiler ise dokunulmazlıklarından vazgeçemiyorlar.

Neyse... Türkiye'de güvenlik ve zaman açısından devletin zirvesindeki isimlerin VIP ayrıcalıklarını kullanmasının, zırhlı araçla gezmesinin ve hatta kırmızı ışıkta beklememesinin doğru olduğuna inanıyoruz. Bu ülkede liderlerin "güvenlik endişesi olmadan" halk arasına karışmaları ne yazık ki Avrupa'daki kadar kolay değil. Ama... Yine ne yazık ki özel haklar tanınmaya başlandı mı sınır çizilemiyor bizde. Her bakan, her başbakan, bir krallık yönetiminde olduğunu filân zannedebiliyor. 2004 yılı Türkiye'sinde bu "sınırsızlıklar" son hızla devam ediyor. Bir kere makamı ele geçirdiniz mi olay bitiyor.

Bana Narınç Ataman tarafından 2 gün önce gönderilen bir 'mail'de Avrupa'dan başka örnekler var. Tam zamanına denk geldiği için bir iki tanesini vermek istiyorum.

"Beş yıl kadar önceydi. Alman Maliye Bakanı Theo Waigel üç arkadaşı ile havaalanında VIP salonuna gitti.

Görevli: "Giremezsiniz" dedi.

-Beni tanımadınız mı?

-Tanıdım... Maliye Bakanımızsınız.

-Öyleyse?

-VIP'ye yalnız siz girebilirsiniz. İnsiyatif kullanıp bir arkadaşınızı daha alabilirim... Ama diğerleri giremezler. İmkânsız.

Maliye Bakanı kızdı, döndü gitti. VIP görevlisinin kılına bile dokunan olmadı. (Not: Bizde yedi sülâleleri ve ahbapları toplu şekilde VIP'den geçebilir, sorun yok. R.M.)

Lothar Spart, Sosyal Demokratların güçlü ismiydi. Baden Württemberg Eyalet Başbakanı iken... 'Çocukluk arkadaşının yatı ile' Akdeniz'de tatile çıkınca... Halk 'Başbakan'ın bu davranışı yanlış' dedi. Lothar Spart 'hatasını' kabul etti.

Başbakanlıktan ayrıldı. Bir 'inşaat şirketinde' çalışmaya başladı. (Not: Garip adamlar bunlar da... Bizde hiç önemsenmeyeceği gibi başbakanlar iki işi bir arada da yapar oysa, ne gam? R.M.)

John Major Başbakan olunca... Bazı özel eşyalarını bir kamyonla, kendi evinden Başbakanlık konutuna taşımıştı. İngiliz medyası sordu:

-Kamyon parasını siz mi verdiniz, devlete mi ödettiniz?

İngiltere Başbakanı 'böyle saçma soru olur mu?' demedi. 'Şeyinizin şeyi vermiştir'de demedi (bu benim ilâvem, R.M.). Nakliye firmasının makbuzunu çıkarıp gösterdi:

-Tabii ki cebimden ödedim."

Bizde bunların lâfı mı olur? Medya ABD'ye, İsviçre'ye, Japonya'ya eşlerinin peşine takılıp diplomatik gezi yapan bakan eşlerinin, gelinlerinin, çocuklarının seyahat masraflarını kimin ödediğini bile sormaz. Onlar da açıklama gereği duymaz. Arkadaş yatlarında gezilir, şirketinde çalışılır, evinde, otelinde kalınır, hediyeleri dağıtılır. Devlet kaynakları (hatta Örtülü Ödenek'ler) babanın malı gibi kullanılır.

Daha bu örneklerden çok var. Zaman zaman yazacağım. Biz bu kafaları değiştirmedikçe, alaturka alışkanlıktan bütün itirazlara rağmen sürdürdükçe asla yol alamayız.

AB'li olmak sadece yasayla değil, biraz da kafayla olur.

İşte fark ortada değil mi?

Müstehcen değilmiş!
Bu müstehcenlik maddesi de çok enteresan TCK Tasarısında. Mevcut haliyle herhangi bir bilimsel makalenin veya eşcinsellerle ilgili bir haberin, bir şiir veya kitabın müstehcen bulunması mümkün.

Birçok yerde yazıldı, ben de yazmıştım hatırlayacaksınız, yazar Meltem Arıkan'ın "Yeter Tenimi Acıtmayın" isimli, Türkiye'de 'ensest' gerçeğini gerçek yaşam öyküleriyle anlattığı kitabı müstehcen bulunarak toplatılmıştı.

Şimdi de iyi haber geliyor; Aynı kitabın edebi eser olduğuna karar verilerek satışı serbest bırakıldı. Basında yer almasa, itiraz edilmeyip susulsa müstehcen eser olarak kalacaktı. Güler misin, ağlar mısın?

Tasarıdaki ilgili madde düzenlenmezse bu hatalar da sürüp gidecek.

Meltem Arıkan'ın 23 Nisan'da (bugün) saat 15'te, Ankara Hoşdere Cad. No:189/B adresindeki KARE Kitabevi'nde yapılacak imza gününde kadın kuruluşları bu maddeyi protesto için ilginç bir gösteri yapacaklarmış. Onu da haber vermiş olayım.

Kadın kuruluşları olmasa nereye varacak bu yanlışlar bilmiyorum!

DİĞER YENİ YAZILAR