Bir kez daha mutlu bir 2008 yılı dileyerek bu yılın ilk yazısını paylaşalım... Ülkemize, milletimize hayırlı bir yıl olur umarım.
Türkiye’de gazeteci olmak da her şey gibi zordur, anlamak istemeyen, yazıları yalapşap okuyan veya bin kere açıklasanız da kendi istediğini anlayanlardan olumsuz tepkiler alır durursunuz.
“Dinci” deseniz “dindar” anlar, “İslâmcı” deseniz “Müslümanlık” anlar, “laiklik” deseniz “din karşıtlığı” anlar... Anlar da anlar.
Aslında bazılarında haksız değiller, birileri onların bu şekilde algılaması için önemli bir gayret koyuyor ortaya. Yanlış anlamalar ve bu nedenle insanların kutuplara ayrılması pek verimli oluyor bazıları için...
Benazir Butto suikastından sonra yazımda; “radikal İslâmcılar ‘Müslümanlık adına’ diyerek yaptıkları eylemlerle Müslümanlığın ‘İslamî terör’ tanımlamasıyla, terörle özdeşleşmesine neden oluyorlar” demiştim, yine çıktı anlamayan.
Son gelen bir tanesini alalım, Mehmet Tahir Kent şöyle demiş:
“Anadilim Kürtçe ama anladığım kadarıyla ‘İslâmi terör’ kaynağı İslâm olan terör demek. Siz bu ülkede ortalığı germekle, İslâm dinine saldırmakla bir yere varamazsınız, sadece toplumsal düşmanlık inşa edersiniz. Bu ülkede eğitimsiz insana kötü örnek olmanın dışına gidemezsiniz.”
Altına da Kürtçe iki cümle yazmış, küfüre benziyor. Ne diyelim ki, küfüre küfürle karşılık vermek bize yakışmaz. Ancak ‘Allah akıl fikir versin, daha dikkatle okuma ve daha çok anlama yeteneği versin’ diyebiliriz.
İslâmi terör; radikal grupların, fanatik dincilerin İslâm’ın adını kullanarak, “onun adına” yaptığını söyleyerek gerçekleştirdiği kanlı eylemlere bizim değil diğer ülkelerin medyasının verdiği isim.
Artık tüm yabancı medyada Müslümanların yaptığı köktendinci terör olayları bu isimle geçiyor.
Ben ise yazımda bunun İslâm dinine yapılan büyük bir haksızlık ve hata olduğunu, “dini alet ederek ülkelerinde ve dünyada güç kazanmak, adını duyurmak isteyen”, güç kavgasına giren grupların bu kötülüğü yaptığını anlatıyorum.
Meselâ El Kaide... İşte son olarak Pakistan’da Benazir Butto’yu bombalı suikastte öldürdüler. Aynı sıralarda Türkiye’de İstanbul, Ankara ve Adana’da bombalı eylemlere hazırlanan 20 El Kaideci yakalandı. Daha önce şehirlerde bombalı eylemlerde ölen, yaralananlar oldu.
Şimdi bu eylemlerin ve hazırlayanların dünya ülkelerinde nasıl isimlendirildiğini zannediyorsunuz? Bizim gibi dinimize nezaket göstererek radikal dinci, köktendinci mi diyorlar?
Hayır, tüm dünya gazete, dergi ve TV’lerinde bunun adı maalesef İslâmi terör... Yapanlar da İslâmcı terörist. Kızsak da, üzülsek de böyle. Aynen siyasetçilerin “dini siyasete alet etme” hatası bir kez başladı mı sonunda kızsalar da olayların kendilerini de pişman edecek noktaya kolayca gelebileceği gibi... Bunu da ayrı bir yazıda anlatalım.
Bumerang gibi...
Geçen Pazar Her Açıdan’da ASAM’ın terör uzmanı Ercan Çitlioğlu çok önemli bir konuyu ısrarla vurguluyordu.
“Güneydoğu’da etnik bölücülüğün din şemsiyesi altında, dini öne sürerek ümmetçilik anlayışıyla bertaraf edilmeye çalışılmasının son derece tehlikeli bir girişim olduğunu, sonucunun 220 voltluk bir akım gibi bu işe kalkışanları çarpacağını” anlatarak...
Kişisel veya grupsal, partisel hesaplarla dini siyasete alet etmek, insanları din duyguları üzerinden kışkırtmak veya kutuplar yaratmak çok tehlikeli bir oyun... Birçok ülkede sonuçları görülen, Türkiye’ye de sıçrayan bir tehlike bu!
Onun için de insanları “dindarlık yarışına sokmanın”, inanç, ibadet gibi konuları her gün, her fırsatta referans haline getirmenin kontrolden çıkacak olaylara neden olabileceğini önceden görmek gerekiyor.
Örneğin Benazir Butto olayını dikkatle inceleyip gereken dersleri almak... Pakistan’da dinin siyasette kullanılmasını, din devletine gidecek başlangıcı Benazir Butto’nun babası yapmıştı. Kendisi de bunu devam ettirdi; Pakistan gizli servisine Taliban hareketini başlattırdı.
Taliban ve El Kaide Pakistan’a yayılırken “aşırı dinci” kalabalık militan grupları yetiştiren ve bu kalabalıklarla Taliban’ı, El Kaide’yi besleyen medreseler de hızla arttı.
İşin kontrolden çıkması, radikal İslâmcıların Afganistan sınırından başlayarak ülkeye yayılması, El Kaide’nin Afganistan’dan kaçarak medreselerin çoğunu ele geçirmesi, medreselerdeki öğrencilerin eğitim masrafının bile El Kaide’nin uyuşturucu parasıyla karşılanması ve Pervez Müşerref’in bu gidişi durduramaması sonucunda Pakistan’a dönen Benazir Butto “ABD’den aşırı dincileri durdurması için yardım isteyeceğini” söylüyordu ama buna zamanı kalmadı. Başlattığı oyun, sonunu hazırlamıştı.
KASITLI YANILTMALAR
Onun için “Türkiye İran’a benzemez, Malezya’ya benzemez, devlet geleneği farklıdır” gibi klişe lâflarla bilgiçlik taslayanların durup biraz daha düşünmesi gerekiyor.
Televizyonlarda, gazetelerde görüş bildiren akademisyen veya gazeteciler “İnsanlar din devleti mi ortaya çıkacak korkusu yaşıyorlar” cümlesini kurmaları gereken yerde “Türkiye dindarlaşacak mı korkusu taşıyorlar” diyerek düşman kutuplar yaratırken veya “Hayatının değişmesini istemeyenler muhafazakârlaşma ortaya çıkınca tepki verecektir” gibi yanıltıcı cümleler kurarken dikkat etmeliler.
“Din devleti” endişesi ile “dindarlaşma”, “muhafazakârlaşma” arasında dağlar kadar fark vardır. Biri Pakistan, İran örneklerini, baskıya doğru gidişi ve sonuçta baskı rejiminin ortaya çıkışını işaret eder, sonucu herkese zarar verir, diğeri doğal bir olgudan söz eder. Ve unutmasınlar ki bu kasıtlı yanıltmalarla, kışkırtmalarla, dini alet ederek ve din üzerinden bölerek yürüttükleri oyun bumerang gibi kendilerine de dönebilir.
Örneklerini açık şekilde görüyoruz.
2008’de çok daha dikkatli dinlemek, gözlemek, düşünmek zorundayız.

