Son zamanlarda "aldatılma" fobisi tarafından esir alınmış bulunmaktayım. Tabii aldatılma deyince aklınıza hemen eş geliyor ama hayır. O konuda çok şükür sorun yok; aşk varsa, sevgi/saygı varsa ve her iki tarafın bir özgüven eksikliği, kompleksi söz konusu değilse aldatma da söz konusu olamaz. Benimki milletçe aldatılma fobisi...
Bu toplumun bir ferdi olarak önüne gelenin bizi saf yerine koyması ve her söylenene inanacağımızı sanması bende anında tepki yaratmaya başladı.
Aldatmaya kalkan birini görür görmez saçlarım dimdik oluyor.
Son aldatmaca Independent gazetesinde Orhan Pamuk un yakın arkadaşı ve çevirmeni tarafından söylenenler. Efendim Maureen Freely hanım (ismine göre hanım olmalı) şöyle buyurmuşlar;
"Orhan Pamuk'un bir isviçre gazetesine Türkiye'de 30 bin Kürt, 1 milyon da Ermeni öldürülmüştür' şeklinde haberler çıkınca birçok kişi onu suçladı. Oysa bu iddiaların hepsi yalandır. Bu adam Türkiye'yi yurt dışında tutkuyla savunur. Bence 3 Ekim'e hazırlanan Hükümet kendini ayağından vuruyor."
Aynı konuşma içinde Morin hanım Fcimuk'un bu konuşmayı yapma nedeni olarak "Türkiye'nin AB'ye girişinde Ermeni olaylarının hayaleti olduğunu, bu mesele ele alınmadan AB'ye girilemeyeceğinin açık olduğunu" da söylemiş ve Pamuk'a karşı açılan davanın da Avrupalı olma isteği ile çeliştiğini belirtmiş.
Çıkan sonuç şu: Orhan Pamuk'un söyledikleri gerekliydi. Türkiye Ermeni iddiasını ve bu rakamlan kabul ederse AB'ye daha kolay girebilirdi... Ona açılan dava düşürülmediği takdirde bu kafayla Avrupa'ya giremezsiniz.
Demek ki dünyanın en ünlü tarihçileri, arşivler, belgeler Orhan Pamuk'un bilgisine sahip değiller. Öyle iyi biliyor ve ülkesini de öyle tutkuyla seviyor ki Avrupa ülkelerinde böyle bir konuşmayı (halen de arkadaşı Morin tarafından sürdürülmekte) rahatça yapabiliyor. Ve demek ki her şeyi onun kadar iyi bilen(!) Morin, Fransa, Belçika gibi AB ülkelerinde "Ermeni soykırımı olmamıştır" diyenlere hapis cezası verildiğini de bilmiyor.
Eğer bu kadar demokrasi yoksunu ülkelerin AB'de olmasında sakınca yoksa, tarihçi bile olmadığı halde gayet emin şekilde ülkesi aleyhine açıklama yapanlara o ülke tarafından hesap sorulmasında da AB açısından bir mahzur olmamalı. Sakın bu sözlerim "düşünce ve ifade özgürlüğü" ne karşı olduğumu filan aklınıza getirmesin. Bana kalsa milletin değerlendirmesi yeterince cezadır ona ve bu nedenle dava açılmasına gerek yoktu.
Ama Orhan Pamuk'un bu kadarla kalmadığını, Avrupa ve ABD'de yaptığı (bu açıklamayı yapmadan önce, hatta aynı konuşmasının içinde de var) konuşmalarda "Can güvenliği olmadığı için Türkiye'ye gitmediğini" söylediğini de unutmayalım... O yazar, bu yazar, herkes kendine gelmeli artik.
"Ben tarihçi değilim" diye başlayarak yabancı ülkelerde tarih yazanlar, sonra da gelip Türkiye'de ciddi, ciddi tarih kitabı yazanlar buna hakları olmadığını anlamalı.
Morin'e gelince... O da kim?
Arınç'ın has görevi
Meclis Başkanı Bülent Arınç yine has görevine dönmüş, Biliyorsunuz onun asıl görevi ara sıra çıkarak türban konusunu gündeme getirmektir. Yine zamanı gelmiş olmalı ki, yalnız Müslümanların değil her dinden insanın devlet alanı dışındaki inanç özgürlüğüne saygı gösterilen Türkiye'de inanç özgürlüğü sorunu olduğunu söylemiş...
Bana ilginç gelen bu konuda hiç kadınlardan ses çıkmaması. Her tür AKP açıklaması ve bu yazılarımızdan sonra bize gelen "Siz Müslüman değil misiniz, neden türbanı desteklemiyorsunuz" şeklindeki mektuplar nedense hep erkeklerden geliyor.
Bu erkeklere göre, türban takmayan, daha da iyisi toptan tesettüre girmeyen veya devlet kurallarına uyarak dinini, inancını kendi alanları içinde yaşayan kadınlar ile "laik devlef'in kurallarını savunan erkekler Müslümanlıktan çıkıyor(!)
Sanki kendileri din elçisi ve kimin hangi dinden olacağına karar verme yetkileri var. Aynen Meclis'e girmiş oldukları için "her fırsatta insanlan kutuplara ayırma" yetkileri olduğunu sananlar gibi...
Bülent Annç "Haksızlığa uğrayan binlerce kişf'den söz etmek istiyorsa milletin parasızlıktan alış-veriş gücünün bitmesini gündeme getirmeli.
İnsanlar aç ve işsiz. Çözüm bekliyorlar!
(Not: Dün "Ekonomi iyi, bir de geçinebilsek" başlıklı yazımda "eh" kelimesi son kontrolde yaptığım düzeltmeye rağmen bir editör hatası sonucu 'ek' olarak çıkmış. Özür diliyorum.
Internet'te okuyanlar için "Bir de geçinebilsek" başlığında "de" ekinin bitişik yazılması ise bir sistem hatasından oluyormuş. Gazetede bu şekilde çıkmamıştı. Internet'te görülen hatalarda bunu unutmayın lütfen!)
Ne yaparsanız yapın, aldatmayın
Son zamanlarda "aldatılma" fobisi tarafından esir alınmış bulunmaktayım. Tabii aldatılma deyince aklınıza hemen eş geliyor ama hayır
Haberin Devamı

