Hatırlayacaksınız, Irak savaşı öncesinde "1 Mart tezkeresi" nin Meclis'te kabulünü, Amerikan askerinin Türkiye'den geçebilmesini isteyenlerin önemli nedenlerinden biri, Türkiye'nin savaş sonrası Irak'taki gelişmelerde söz sahibi olabilmesiydi.
Bunun önemli bir bölümünü de Kuzey Irak'taki muhtemel gelişmeler yani bir Kürt devleti kurulmasına verilecek izin oluşturuyordu. Orada Kürt devleti kurulursa bunun Türkiye'ye problem yaratacağından, Irak Kürtlerinin Güneydoğu'daki Kürt vatandaşlarımızı da kendilerine katılmak için kışkırtmalarından korkuluyordu.
Şu anda görüldüğü üzere bu korkular çok anlamsız kaldı, bizim provokasyon konusunda Irak'ta Kürt devletine filân ihtiyacımız olmayacağı, bunu da kendi içimizde pekâlâ halledebileceğimiz(!) ortaya çıkmış bulunuyor.
Eksik olmasın Nazlı Ilıcak yine Çarşamba akşamı "Sözün Özü" programına katılmam için aradı ve İsrar etti. Ona, katılmak istemeyişim konusunda pek çok neden gösterdim ki bunlardan biri -yazmaktan farklı olarak- bu tür programlarda diğer konuşmacıların tartışmayı beklenmedik kulvarlara çekmesi üzerine sizin de cevaplarınızla ister istemez gerçekte olduğunuzdan farklı bir tablo çizme ihtimaliniz... Vereceğiniz ani tepkiler... (Meclis tartışmalarında görüyoruz)...
Bu ne tesadüf?
Konu hep, 'Türkiye'nin iki problemi" olduğu iddia edilen, gerçekte ise sürükleye sürükleye, saptıra, çarptıra problem haline getirilen etnisite ve din konuları. Ve bu konular da üç beş dakikalık konuşmalarla bitecek veya tepki cümleleriyle savuşturulacak konular değil.
Nitekim program bunu gösterdi. Çok şey söylendi ama örneğin "toplumda bölünme yaratan" bu iki sorunun da neden AKP döneminde ortaya çıktığı konuşulmadı.
Başbakan kimlerle görüştükten sonra Güneydoğu'ya gittiğinde birdenbire "Kürt sorunu" nun varlığından söz etmişti? O güne kadar
"Aramızda fark yok, hepimiz aynı devletin vatandaşlarıyız" diyen Erdoğan'ın bu ani değişikliği nasıl sağlanmıştı? Bunu sağlayanlar arasında Amerika'yla yakın ilişkide olan isimler var mıydı?
Türkiye'deki Kürtler arasında "Kimlik rahatsızlığı" konusunda geniş çaplı bir anket mi yapılmış, böyle bir problemleri olduğunu kim söylüyor? Problem onlarda mı yoksa Başbakan'la görüşen bir grup "aydın" da mı?
Her ülkenin vatandaşları ulus kimlikleriyle ifade edilirken Türkiye vatandaşlarının ulus kimliğinin neden "alt kimlik", "etnik kimlik" haline dönüşmesi isteniyor? Türkiye'deki diğer azınlıkların sesi çıkmaz ve onlar konu edilmezken neden hep Kürt vatandaşlar kışkırtılıyor ve onların kimlik baskısı altında oldukları vurgulanıyor?
İnanan, inanmayan
O programda "ulusal kimlikten vazgeçilmesi gerektiğini", bunun "barış içinde yaşamak, kan dökülmesini durdurmak için gerekli olduğunu" söyleyenler (ki bunu hepimiz isteriz), Doğu'daki savaşın Kürtlerle Türkler arasında değil, PKK ile Türkiye'nin tüm vatandaşları arasında olduğunu bilmiyorlar mı? Bu sağlandığında terörün biteceğine nasıl emin olabiliyorlar?
Oluyorlarsa o zaman PKK "Tek isteklerinin bu olduğunu" baştan söyleyerek 30-40 bin kişinin ölümünü neden engellemedi?
Çok soru vardı sorulacak... "Laiklik ve din" konusunda da öyle. örneğin: "İnananların da haklarını koruyan daha liberal bir laiklik tanımı..." Gülay Göktürk tek bir cümlede yine türbanlıları inanan, geriye kalanları inanmayan yapıverdi ki bu hesapça çok sayıda İslâm ülkesi lider eşlerinin hiç biri "inanmıyor" olmalı.
Göktürk daha sonra dini her fırsatta siyasetin içine sokan AKP'nin de siyasal islâm'la ilgisi olmadığını söyledi. Şüphesiz bu sözü AKP seçmeni bile inandırıcı bulmamıştır.
Yarın "Asıl sorun la devam ederiz.
Ben dedim, o dedi!
Plan, proje, vizyon olmayınca, ülkenin bugününü ve geleceğini ilgilendiren önemli sorunlar beklerken Meclis ve toplum "Türk milleti" denmeli mi denmemeli mi gibi abuk tartışmalarla meşgul edilir.
Sonra da kavga büyür, ülke karışır ve hoop... Beklenmedik gelişmeler ortaya çıkar. Sorumlusu hep aynıdır: Siyasetçiler!
Biz bu filmi daha önce çok gördük, yine zorla izletiyorlar hepimize.
Bütün o kalitesiz tartışma içinde benim en çok dikkatimi çeken neydi biliyor musunuz?
Başbakan'ın, Baykal'ın kendisinden "adam" diye söz etmesine kızması.
Atatürk'ten "başkaları" diye söz etmeye cesaret eden biri buna nasıl kızabiliyor?
Aynen kendisinin cezaevine girmesine neden olan düşünce ve ifade özgürlüğü sınırlamasına kızarken karikatürünü yapanlara tazminat davası açması gibi...
Tayyip Erdoğan'ın sinirleri bozuk. Ciddi çelişki ve unutkanlık sorunları var. Yabancılar böyle durumlarda psikolog yardımı alıyor, fena fikir değil bence!
Ne kimlik, ne din, asıl sorun...
Hatırlayacaksınız, Irak savaşı öncesinde "1 Mart tezkeresi" nin Meclis'te kabulünü, Amerikan askerinin Türkiye'den geçebilmesini isteyenlerin önemli nedenlerinden biri, Türkiye'nin savaş sonrası Irak'taki gelişmelerde söz sahibi olabilmesiydi
Haberin Devamı

