Ne güzel gülüyordu Bahar!

Cuma günü gazetelerin en önemli haberlerinden biriydi "Bahar öğretmen cinayeti" yine

Haberin Devamı

Cuma günü gazetelerin en önemli haberlerinden biriydi "Bahar öğretmen cinayeti" yine. Bir ay önce Adana'da "aşkına karşılık vermediği için" bir psikopat tarafından öldürülen genç kız haberin yanındaki mezuniyet fotoğrafında nasıl da güzel gülümsüyordu. Ağız dolusu, pırıl pırıl gözler dolusu, bahar gibi gülüyordu hayata.

Savcı Hanifi Yavuz, katil için ömür boyu hapis isterken asıl suçluyu da parmağıyla işaret etmeyi unutmamıştı:

"Sanık lehine yapılan değişikliklerle düzeni bozulan hukuk sistemi ve aflarla cezaların caydırıcılığının kalmaması. Bu nedenle, daha önce tutuklanmış olan sanığın cezasını çekmeden bırakılmış olması."

O sanık çıkar çıkmaz Bahar'ı öldürmüş ve "Onu kimseye yar etmedim. Sevdiğim için öldürdüm" demişti.

Caydırıcılığını kaybeden ceza yasalarının nasıl bir vahşet yarattığını görüyoruz. Ve hâlâ Türkiye'de, üstelik "hukuk adamı" olan bazı Komisyon üyeleri cezalara her türlü indirimi getirtmek üzere mücadele veriyorlar.

Onlarınkini bilmem ama bu örnekler "karşılarındaki tarafın mücadelesini yeterince açıklıyor mu acaba?

Reklamı iyi öğrendik
Bu işi öyle iyi öğrendik ki maşallah, PR şirketlerine filân gerek kalmadı. Popstar yarışmasında, önceden kurallar belirlenmediği için Bayhan'ın mahkûmiyetinden, Elena'nın milliyetine kadar her konunun uzuun uzuun tartışmaları gözyaşları arasında yapılarak onların puanının arttırıldığını yazmıştım.

Haksız rekabet yarışmalarımıza bile girdi. İsmi, hangi nedenle olursa olsun tekrarlayıp durdun mu, olumsuz şekilde bile olsa "reklâmın iyisi, kötüsü olmaz" zihniyeti hakim bir ülkede o reklâm fazlasıyla yapılmış oluyor.

Başbakan'ın Cola Turka dağıtımı yapan şirkete ortak olması dolayısıyla (her ne kadar siyaset tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum ise de) o firmanın geniş çaplı reklâmının yapılması bir başka örnek.

Yine Başbakan'ın yaşlılara yılbaşı hediyesi olarak Ramsey kazakları hediye etmesi, elinde Ramsey poşetleriyle foto muhabirlerine poz vermesi, geceyi de o firmanın patronunun evinde geçireceklerini açıklaması Ramsey için çok hoş, bulunmaz bir reklâm değil mi? Eh, aynı firmanın sahibi de Tayyip Bey'in çocuklarını ABD'de burslu okuttuğuna göre o kadar olacak artık. Ne hayırlı arkadaşlar var; çocuklarını okutuyor, yılbaşı hediyelerini veriyor. Karşılıksız bunca iyilikten sonra o kadarcık reklâm da yapılmasın mı? Ben bu konuda konuşanlara hemen kızıyor, ağızlarının payını bir güzel verip susturuyorum doğrusu!

Ama bir yandan da Cola Turka ile Ramsey'e kızmıyor değilim. Neden bana da bir kola dağıtım şansı ve yılbaşı hediye paketleri vermediler?

Başbakan değiliz diye kafamız kel mi?

Petrolümüz de var ama?
İran'daki depremden sonra depremzedelerin yerle bir olmuş bölgenin haline bakarak "Bizim gibi petrol zengini bir ülkede bu sefalet niye" dediklerini görüp, duyuyoruz.

Sorunun cevabı bizim çok iyi bildiğimiz iki sözcük:

"Kötü yönetim."

Halkını korumayı bilmeyen, devlet yönetimindeki öncelikleri bir yana bırakıp popülizmle, lâfı güzafla, çalıp çırpmalara göz yummakla, siyasi oyunlara kafa yormakla, din kavgalarıyla zaman tüketen hükümetler, yönetimler işte ülkelerini bu hale getiriyorlar. "Kalıcı deprem vergisi" ile ilgili bir yazıda bu konuya tekrar değineceğim, aynı sorun bizim de -ve hâlâ- başımızda.

Şu anda ise 17 Ağustos depreminin prefabrik konutlarını İran'a hediye edeceklerini açıklıyorlar. İran'a elbette yardım gönderelim ama fakir, petrol zengini olmayan bir halkın paralarıyla yapılmış evleri, üstelik her an deprem beklediğimiz halde göndermek akıllı bir karar mıdır?

Yoksa yine popülist bir karar mı?

Düşünmek LÂZIM!

DİĞER YENİ YAZILAR