Nazlı Hanım Berzeg Bey yanlış biliyo!

Haberin Devamı

Başlığın sonundaki ‘r’yi unutmadım buraya çektim. Konudaki “yanıltmaca” ile kendimce dalga geçiyorum işte, uğraşmayın.
Durum şöyle; memlekette son zamanlarda bazı köşe yazarı arkadaşlarda bir faaliyet var... “Anayasa Mahkemesi olmasın” ya da “Ona yeni bir rol biçelim, köşesinde sessiz sessiz otursun”... “Hem ayrıca yargı bağımsızlığı da ne demek, elbette yargıçları iktidar seçecek”...
Ve dahi “Yargının pek önemi yoktur, asıl olan ‘çoğunluk’tur. Çoğunluğu ele geçiren yani yasama ve yürütmeyi kapan isstediğini yapar. Elbette halk ne derse o olur”...
Kısacası diyorlar ki: “Fazla konuşmayın, hiçbir denetleyici kurum, kuruluş, medya, sivil toplum örgütü filana gerek yok. ‘Devletin üç erki’nden biri olan yargı bile susacak. İktidar ne isterse o olacak, adı önemli değil siz yine demokrasi deyin.”
Peki ya isteklerin sonu gelmez veya bu iktidar gidip başkası gelir, o da kendi istediklerini anayasa yoluyla dayatırsa kim durduracak?
O zaman cevap: “Biz yine çıkar konuşuruz”... Zor konuşursunuz. Dayatmanın ve her seferinde ayrı bir taktikle kazanmanın tadını alanlar ve gücü eline geçirenler sizi mi dinleyecek? Döner ve “Haddini bil” der. “Otur oturduğun yerde” der. “Dürüst ol, kafamı bozma” der.
Etrafına bir bakarsın ki seni koruyacak kimse kalmamış.
Giriş pek uzun oldu, konuya gelelim.
Nazlı Ilıcak “Dubai’de gördüğü karaçarşaflı, peçeli kadınları geri kalmış ve demokrasi dışı bulan” yazısından sonra ikinci bombasını patlatmış (yoksa arada başkaları da var mıydı, vardı mutlaka):
Hukukçu Kazım Berzeg ile konuştuğunu, onun “çok sayıda demokratik ülkede Anayasa Mahkemesi bulunmadığını” söylediğini bildiriyor. Berzeg “Türkiye’de Anayasa Mahkemesi kurulduğunda sadece Almanya, Avusturya ve İtalya’da benzer bir kurum mevcuttu. Fransa’daki Anayasa Konseyi ise sadece ön inceleme yapıp görüş bildiriyor, kanunu iptal etmiyor” demiş.
Sonra da “Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir rol biçelim, görevi sadece hak ve özgürlükleri korumakla sınırlı kalsın” demiş (yani Anayasa’da rejimi koruyan maddelerle oynanırsa sesini çıkaramasın, denetleyemesin diyor.) Nazlı Ilıcak ise son zamanlarda iktidarın pek sevdiği “Yasama, yürütme her şeyin önündedir” söylemine benzeyen “Netice itibariyle ülkeyi genel seçimlerde oluşan çoğunluk yönetir. Yargı yasamaya tahakküm edemez” anlamında bir cümleyle bitirmiş yazısını.

EGEMENLİK ÇOĞUNLUĞUN MU?

Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü yanıltıyor onları... “Egemenlik seçimde yönetimi ele geçiren partinindir” anlıyorlar. Veya “Meclis’teki çoğunluk koltuk sayısı kimdeyse onundur”...
Ama değil. Aynen laikliği “Her din ve inançtan vatandaşın din ve vicdan özgürlüğünün korunması, bunun için devletin din açısından tarafsız olması, belli bir dine ayrıcalık tanımaması, çoğunluk veya azınlık baskısını böylece önlemesi” tanımından çıkarıp kısaca “din ve vicdan özgürlüğüdür” yapmaları gibi bu söz de yanlış (eksik) anlatılıyor.
“Egemenlik milletindir ama (devamında) millet bu egemenliği yetkili organları eliyle kullanır.” Bu organlar ise “yasama, yürütme ve yargı”dır. Anayasa maddeleri bu organları da bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Anayasa Mahkemesi ise sıradan bir mahkeme değil Anayasa’ya uygunluğu, Anayasa değişikliklerini denetleyen yüksek mahkemedir.
Kazım Berzeg’in söyledikleri ise hemen hemen tümüyle yanlıştır. Demokratik ülkelerin çoğunda bu mahkemenin bulunduğunu biliyorum ama yine de bir anayasa hukukçusuna sordum. Yarına...

*****


Okurlarıma...

Pek değerli okurlarım benim (ki bu tanıma öfkeli yazıların sahipleri de dahildir), yazdığınız mailleri, yorumları büyük bir ilgiyle okuyorum.
İçten gelen notlarınız, duygularınız beni etkiliyor, onlardan yararlanıyorum, güç alıyorum. Bu nedenle de artık saklayacak dolap kalmasa da hepsini saklamaya devam ediyorum. (Bakalım daha kaç gün dayanabilecek dolaplar?)
Ama cevap beklediğinizi bilmekle beraber, zamanla yarıştığımız için maalesef hepsine cevap veremiyorum. Çok teşekkürler, sevgiler, saygılar...

DİĞER YENİ YAZILAR