Nasıl bir demokrat?

Barlas Yurtsever'in, yine bir kara mizah örneği olan dünkü yazısını hem gülerek, hem sinirlenerek okudum

Haberin Devamı

Barlas Yurtsever'in, yine bir kara mizah örneği olan dünkü yazısını hem gülerek, hem sinirlenerek okudum. Kemal Derviş'in, telefonun bağlanmış olduğunu fark etmeden yanındakine "Bak şimdi nasıl konuşacağım. Kızgın halimi ilk defa göreceksin" dedikten sonra söyledikleri tam bir trajediydi.

Yalnız kendisi için değil, bir zamanlar ona ümit bağlamış olan Türk halkı için de!

Derviş'in tartışmalara neden olan konuşmasını yaptığı ARI Hareketi'nin (13 Temmuz Salı akşamı) toplantısına davetliydim. Eksik olmasın Başkan Kemal Köprülü gazeteye gelerek vermişti davetiyemi. ARI yöneticileri ile uzunca bir görüşme de yapmıştık o gün.

Toplantıya katılmak istemeyişimin en önemli nedeninin "bir süredir Kemal Derviş'in grubu görüntüsü vermeleri olduğunu da açıkça söylemiştim onlara. Sayın Derviş'in orada olacağını ve bu tür konuşmalar yapacağını da adım kadar iyi biliyordum.

Onun için dünkü yazımda "Onun söylediklerinin hiçbiri benim için sürpriz olmuyor artık" dedim. Bence bir insanın kişiliğini bazen tek bir davranış, tek bir söz ortaya kovmaya yeterlidir. Biz, ona ekonominin en kötü olduğu, Türkiye'nin dibe vurma noktasında bulunduğu bir anda Hızır gibi yetişerek, sakin, akılcı tutumuyla, uluslar-arası ilişkileri ve bilgisiyle işe el koyduğu günlerde güvenmiş, bir kurtarıcı olarak görmüştük. Kemal Derviş'e uzun süre elimizden gelen desteği verdik.

Ama ne yazık ki o, basının ve halkın güvenini, verdiği krediyi doğru kullanamadı.

Birlikte parti kuracağına söz verdikten sonra insanları partilerinden ayırıp ortada bırakarak bir başka partiye geçtiği gün (başkalarını bilmem ama) benim güvenim ve desteğim sıfırlanmıştı. Meslektaşlarımın bugün yaşadığı hayal kırıklığını o gün yaşayarak defteri kapatmıştım. Aslında o hayal kırıldığına bile gerek yoktu. Aynı Derviş bizzat bana "Siyaset bana göre değil" dedikten kısa süre sonra siyasete balıklama atlamamış mıydı?

Gazeteci cevap verseydi?
Barlas Yurtsever'e telefonda yaptığı hakaretler tüm basına yapılmıştır. Son zamanlarda sının aşan, haddini bilmeyen bazı sanatçılar gibi Derviş de kendinde basın mensuplarına hakaret etme hakkı görebiliyor demek ki.

Nereden geliyor bu hak?

Bir siyasetçi ne cüretle bir gazeteciye, üstelik başkalarının da şahit olduğu konuşmasını yalanlamak amacıyla "Gazeteci misiniz çöpçü mü, ilk okulu bitirdiniz mi?".. "Yalnız cahil değil, yalancısınız da" gibi sözler söyleyebilir?

Ya Barlas Bey de kendisine "Sözlerinizi aynen iade ediyorum, bu özellikler ve meslekler size daha çok yakışıyor" deseydi? Barlas Yurtsever, eğer banda kayıtlıysa bu hakaretlerden dolayı dava açma hakkını kullanır belki. Kullanmalıdır da!

Siyasetçiler "saygı beklerken", saygı göstermeyi de öğrenmeliler.

Özellikle de "Her kesime saygılıyım" diyen ve "çok demokrat" olduğunu iddia edenler!

'Düğün' ve hediyeler! (2)
(Dün başladığım yazıma devam ediyorum)

Bu bir yana meselâ Başbakan'ın kızının düğünü pek kendi evinde yapılmış bir tören sayılmaz.

Eğer devlet gücünü özel davetinizde kullanıyorsanız, yabancı devlet adamlarını "Başbakan olarak" düğüne davet ediyorsanız o davet "özel" olmaktan çıkmış demektir. Siz Başbakan olmasaydınız o yabancı liderleri tanımayacak, davet edemeyecektiniz. Etseniz de bir anlamı olmayacaktı.

Burada siyasi güç (devlet gücü), mevki kullanılmaktadır. O "özel davet'te yapılanlar ve görülenler de "Türkiye" imajını oluşturmaktadır. Bu nedenle siz içki içmeseniz de yabancı konuklara protokole uygun servis vermeniz zorunludur zaten. "Artık Türkiye'de hiç kimse içki içemiyor" imajının özel bir davet yoluyla verilmesi oldukça yanlış bir durumdur.

Bu "zengin düğünü"nde, binlerce davetlinin uzun kuyruklar oluşturarak taktıkları kilolarca altın başlıbaşına önemli bir konu. Dün bir arkadaşım alış-verişe gittiği Kapalı Çarşı'da esnafın düğün hediyeleri hakkında konuşmalarını aktarıyordu. Alınan en ucuz takı 3 bin dolar tutarındaymış. 2 bin kişi takı taktıysa kaç milyon dolar edeceğini siz hesaplayın. Başbakan olmasaydı gerçekleşmeyecek böyle bir olayı yaratmak ne derece doğrudur?

Siyasi düğünlerin en sosyetik düğünleri geçecek şaşaaya sahip olması (ki aynı eleştiri sorumlu sosyetikler için de geçerli, sorumsuzlar zaten konu dışı) her ne kadar "ikram yapılmadı" dense de yüzlerce kişilik davetler verilmesi, kına gecesinden yat gezisine her detayın medyaya yansıması da işsizi, fakiri bu kadar çok olan, hakimi, savcısı, subayı bile yoksulluk sınırının altında bir maaşla geçinen, yabancı ülkelerin kapılarında "1 milyar dolarlık" borç için yalvaran bir ülkede hoş karşılanmıyor.

Bunlar gazeteci olarak dikkatimi çekenler.

"Özel olarak, kişisel olarak" ise yabancı başbakanların katıldığı, Cumhurbaşkanı Sezer'in davet edildiği bir düğün (bu kadar genişletilmese ve gösterişe yer verilmese çok daha iyi olurdu ama) hoştu bence.

Gelinle damada mutluluk diliyorum.

Onlar ermiş muradına... Bize de sohbeti düşmüş!

DİĞER YENİ YAZILAR