Mutluluk beni neden etkiledi?

Bir hafta önce basına yapılan ilk gösterimine gidememiştim, Mutluluk filmini Çarşamba akşamı Kanyon’da yapılan gala gecesinde izledim

Haberin Devamı

Bir hafta önce basına yapılan ilk gösterimine gidememiştim, Mutluluk filmini Çarşamba akşamı Kanyon’da yapılan gala gecesinde izledim.

Açıkçası artık bir yandan teknolojinin ve sanatın zirvesinde Hollywood filmlerini izlerken bir yandan da çoğu alelacele ve “nasılsa iyi sanatçılarla yuttururuz” anlayışıyla çekilen Türk filmlerini beğenmek zor oluyor, bu nedenle giderken beni bu kadar etkileyecek bir film göreceğimi tahmin etmiyordum.

Evet film çok takdir ettiğim bir edebiyat ustasının, çok değerli bir meslektaşım Zülfü Livaneli’nin dünya çapında ün kazanmış ve 41. basımı yapılan kitabının filmiydi. Hatta Livaneli bu kitapla dünyanın en büyük kitabevi zinciri Barnes and Noble’ın “Yeni Büyük Yazarları Keşfedin” programı kapsamında verilen ödüllere Mutluluk’la “roman dalında” aday gösterilerek ödül almıştı, roman kusursuzdu ama... Ama bakalım Türkiye’de yapılan bir film romanı aynı başarıyla yansıtılabilecek miydi?

Kimse bana kızmasın ama içimde bu şüphelerle başladı film... Ve daha ilk karelerde soru işaretleri yerini takdire bıraktı. Filmin ilk 10 dakikası bile önemli bir sanat eserini izlemekte olduğunuzun güvencesini veriyor.

Doğu’da bir köyde yaşayan 17 yaşındaki Meryem’in tecavüze uğramasıyla ailesinin malûm “töre cinayeti” emrini amcasının oğlu Cemal’e vermesinin ve bundan sonra gelişen olayların hikâyesi Mutluluk...

Yani romanın ve filmin ana teması; Doğu ve Güneydoğu’da bir türlü sona erdirilemeyen töre cinayetlerinin, aileler tarafından (çoğu kez de hiçbir günahı olmayan kızlarına sırf tecavüze uğradı diye) verilen ölüm kararlarının insanlık dışı boyutunu anlatmak...

ASIL KİLİT NOKTA; ENSEST İLİŞKİ
Bununla birlikte Mutluluk’ta dikkati çeken asıl kilit nokta, asıl önemli olay (benim de köşemde özellikle iki ünlü avukat; Canan Arın ve Hülya Gülbahar’dan dinleyerek birkaç kez yer verdiğim) töre cinayetlerinde ensest gerçeği... Aileler gizlediği için ortaya çıkarılamayan bu olaylarda kızlara aile fertleri (bazen “amca”dan da yakınlar) tecavüz ediyor, sonra da suçlunun ortaya çıkmaması için “ailenin namusunu temizleyelim” diye zavallı kızların öldürülmesini -aynen Mutluluk’ta olduğu gibi- kendileri üstleniyorlar.

Aynen Mutluluk’ta olduğu gibi çoğu kez kızlara intihar etmeleri için ipi en yakını olan (bazen anne) kadınlar veriyor. Bu nedenle Güneydoğu’da çok sık görülen genç kız intiharlarının hep töreyle bağlantılı olduğuna inanılıyor.

İşin asıl acı tarafı işte bu... Kızların anneleri çoğu kez “sokağa çıktı, sinemaya gitti, bir erkekle konuştu” gibi nedenlerle verilen “ölüm emri”ni onaylamasa bile kabul ediyor ve polise haber vermiyor.

Çoğu kez ailenin erkekleriyle aynı görüşü paylaşarak cinayeti destekliyor.

Özellikle Güneydoğu’nun kanayan yarası olan (ama diğer bölgelerde de görülen), AB tarafından da araştırmaları yapılarak sık sık dile getirilen ve hâlâ devletin el atmadığı, yok farzettiği bu büyük sorunun; “ensest”in çözülmesi çok önemli...

Bir sinema filminde ilk kez cesurca gün ışığına çıkarılması açısından da Mutluluk filminin ve tabii romanının son derece etkili olacağına inanıyorum. (Kadın Bakanlığı başta olmak üzere devletin acil görevidir bu...)

KİMLERİ KUTLAMALI?
Zülfü Livaneli’yi ben ve kitabı okuyan, filmi izleyen herkes o kadar çok kutladı ki, bir kez daha kutlamaya gerek var mı bilmiyorum ama konuyu iyi bilen ve bu konuda bir kitap yazmayı yıllardır isteyen bir meslektaşı olarak ona imrendiğimi (kıskandım demeyeceğim) söyleyebilirim. Onu gönülden kutluyorum.

Yönetmen ve yapımcı Abdullah Oğuz’u; her sahnesiyle “olay bir film” yarattığı için, onu ve diğer senaryo yazarları Kubilay Tuncer ile Elif Ayan’ı kusursuz senaryo için, onu ve Levent Çelebi’yi çok güzel kurgu için, Zülfü Livaneli’yi aynı zamanda “harika müzik” için kutluyorum.

Oyuncuların hepsi; başta Talat Bulut, Özgü Namal ve Murat Han olmak üzere süper bir performans sergilemişler ve takdiri fazlasıyla hak ediyorlar. Ama özel takdirlerim Cemal rolünde Murat Han’a ve Münevver rolünde Meral Çetinkaya’ya...

Ertesi sabah uyandığımda hâlâ filmin etkisi altındaydım. Mutluluk’u beğeneceksiniz, eminim.

*****

İki tokattan fazlası lâzım!
Büyük bir gazete sürmanşet “silikon memeler fora” fotoğraflarını koymuştu böyyük yıldızın... O da yetmemiş ilâvesinde de ilk sayfayı kaplamıştı haber (!).. Konu önemliydi (!) böyyük yıldız bir ayrılıp bir barışarak magazin gündemini kolayca meşgul ettiği kocası için “Boşanalım dediğimde bana iki tokat atsa dururdum. Şimdi o eskisi gibi değil, olmasın da zaten. Saygı korkuyla eşdeğer yürüyor.”

Ailenizin sosyoloğu, psikoloğu konuştu, buyrun buradan yakın... Toplum iyice bellesin, konunun özeti;

“Erkek tokadı attı mı duvara yapıştıracak ki saygı görsün”... Aslında bunu söyleyebilene iki tokattan fazlası lâzım... Madem ki mazoşist yesin dayağı...

Hayır bu ülkede saçmalamak serbest ve hatta teşvik görür; “sapına kadar kadınım” dersin, ünlü bir erkek şarkıcıya, türkücüye ilânı aşk edersin, birinin kafasına şaplak atarsın, “kocam bana tokat atsın” dersin ve havadan edindiğin şöhrete şöhret katarsın. Ama asıl mesele ciddi gazetelerin bu aptal mesajları sürmanşet vermeyi nasıl kabul ettiği... Ve çıplak kadın fotoğraflarına yine sürmanşet neden gerek duyduğu...

Bunu gerçekten anlamıyorum ve ne derlerse desinler kınıyorum. Medyanın topluma verilen mesajlarda sorumluluğu vardır ve buna uymak zorundadır!

(Not: Angelina Jolie evlat edindiği çocuklarla gündeme geliyor, bunlar tokat isteyerek.)

DİĞER YENİ YAZILAR