İngiltere'nin en önemli gazetelerinden The Guardian Orhan Pamuk'la röportaj yapmış ve Pamuk gazetenin ekine de kapak olmuş.
Yazar Aida Edemairam "Edebiyat, Yurtseverlik ve İhanet" başlıklı röportajında Pamuk'un "ülkesine hakaret suçuyla hapse girme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını, ancak bu konudan söz etmek istemediğini" belirtmiş.
Daha sonra da Orhan Pamuk'un "Türkiye'de yazar olmanın İngiltere'de yazar olmaya benzemediği, Türkiye'de bir yazarın aynı zamanda bir 'siyasi paratoner' olduğu" tarzındaki sözlerini aktarmış.
Orhan Pamuk, her ne kadar kendi ifadesiyle "Türkiye'de yazarlığın kolay olmadığını" söylemişse de aslında kendisi için "fazla kolay" oldu. Zira İngiltere'de yazar olsaydı siyaseti kullanarak ve kasten kendini "siyasi paratoner" durumuna getirerek Guardian'a bu kadar kolay kapak olamazdı. Belki de hiç olamazdı.
Avrupa'da kitapları okunuyordu ama İtalya, Almanya ve Fransa'dan bu kadar kısa zamanda 3 ödül birden getirmiyordu. (Bu arada biz normal yollardan ödül alan, başarılı olan yazarlarımızla elbette gurur duyarız, onu da tekrar hatırlatmış olayım.)
Yazar Pınar Kür'e yıllar önce "Keşke benim de kitaplarım toplatılsaydı da senin gibi şöhret olsaydım" diyen Pamuk sonunda, bilmediği ve bilmediğini de söylediği çok ciddi bir ülke sorununda "aykırı görüş" bildirerek ve olay yaratarak istediğine kavuştu. Artık o mutlu bir Pamuk.
Bakın İtalya'da yayımlanan Gömere della Sera gazetesine verdiği açıklamada ne diyor:
"Devletin hoşlanmadığı şeyleri söyleme cesaretini gösterenlere karşı uygulanan bir yasa olan 301. madde kurbanı diğer yazarlar ve gazeteciler adına da mutluyum. İfade özgürlüğünü giderek gerçekleştirme yolundayız."
Yani kendisini diğer yazarlar adına da önemli bir iş başarmış yazar konumunda görüyor. Oysa maalesef yaptığının ifade özgürlüğü ile bir ilgisi yoktu, bugün hâlâ kendi yararına yontmaya çalıştığı eylemi "yalan söyleme özgürlüğü" ile ilgiliydi.
İfade özgürlüğü hiçbir araştırma yapmadığınız, elinizdeki belgelerle kanıtlayamayacağınız konularda papağan gibi sloganlar tekrarlamak değildir.
The Guardian'in çıktığı ülke olan İngiltere'nin Dışişleri Bakanlığı da, (Mavi Kitap'ın bile İngiltere'den çıkmış olmasına rağmen) "Osmanlı döneminde bir Ermeni soykırımı olduğunu gösteren hiçbir belge bulunmadığını" resmen açıkladığına göre hâlâ Avrupa basınına "ifade özgürlüğü mağduru" havasında açıklamalar yapması, doğrusunu isterseniz akla Pınar Kür'ün açıklamasını getiriyor.
Orhan Pamuk "1 milyon Ermeni ile 30 bin Kürt"ü Türkler'in öldürdüğünü söylemese ve bu yalanın yarattığı tepkiden hâlâ yararlanmasa Avrupa basınının röportajlarında ne anlatacaktı merak ediyorum doğrusu.
Her nedense kısa yoldan şöhrete kavuşmak isteyen bazı entelektüel (okurlar 'aydın' dememize itiraz ediyorlar) ve yazarlar da aynı cümleleri kullanıyorlar. Şu söylediklerinin bir de bilimsel açıklamasını yapabilseler ne kadar aydınlatıcı olacak...
Ama o yok işte!
Bilimin reklamı
Benim gibi, okurlarına her konuda elinden geldiği kadar doğru adresleri ve uzmanları tanıtmak isteyen yazarlar ve köşeler vardır gazetelerde... Bizim köşelerimizin formatı budur zaten ama gelin görün ki doktorları ve tıptaki son yenilikleri bile tanıttığınızda birileri çıkıyor ve "reklâm yapılıyor" diyebiliyor.
Anadolu Sağlık Merkezi'nde beyin ve diğer organlardaki kanser hücrelerini ışınla temizleyen "uzay neşteri"ni anlattığımda da yaptılar bunu, Onur Erol'un Türkiye'ye getirdiği, cildi ameliyatsız gençleştiren "Thermage" isimli aleti ilk olarak ben tanıttığımda da...
Doktorun ve teknolojinin reklâmı mı olurmuş demeyin, onlara göre oluyor. Aslında bu yapılana da "kıskançlık veya çekememezlik" demek daha doğru oluyor, o da doktorlara hiç yakışmıyor. Bu konuya devam edeceğiz.
Mutlu bir Pamuk!
İngiltere'nin en önemli gazetelerinden The Guardian Orhan Pamuk'la röportaj yapmış ve Pamuk gazetenin ekine de kapak olmuş
Haberin Devamı

