Atatürk’ü anlattığı iddia edilen “Mustafa” filmini ilk izlediğimde oturup dikkatimi çeken hataların hepsini sıralamış ve ‘bu yorumlar yanlış, düzeltilmesi gerekir, aksi takdirde Mustafa’nın yurt içinde ve dışında gösterilmesi hata olur’ diye yazmıştım.
Vurguladığım noktaların çoğu daha sonra başkaları tarafından da tartışıldı ve nihayetinde senaryoyu yazan ve filmi yöneten Can Dündar “Bazı yorumlara pişman olduğunu, bazı cümlelerin amacını aştığını” televizyonda söyledi.
Bu pişmanlık açıklamasından sonra 9.11.2008’de şunları yazmışım:
“Kaymak Hafız’dan alınan intikam sorusu önüne geldiğinde Dündar önce ‘Ben bunu filme gayet masumane koydum’ dedi, hemen arkasından ekledi; ‘Keşke koymasaydım, pişman olduğum cümlelerden biri... Amacını aşan bir cümle.’ İşte bunu söylediğiniz anda ‘pişman olunan, amacını aşan başka cümlelerin, yorumların da olduğu/olabileceği ortaya çıkar. Deyin ki çıkmadı, o durumda bile yazarın-yönetmenin biyografik bir belgesele kendi yorumunu, hem de pişman olduğu, amacını aşmış bir yorumu koyması bunu belgesel olmaktan derhal çıkarır. Demek ki filmi çekenler ‘yalnızca tarihi belgeler yerine ‘kendi duygularını, görüşlerini’ de kullanmışlar. Hiç kimse şanlı şerefli Kurtuluş Savaşı tarihini ve Atatürk’ün çok özel, onurlu kimliğini kendi yorumları ve farklı anlamlara çekilebilecek bir film kurgusu ile değiştirme hakkına sahip değildir. Ki Can Dündar da ‘Mustafa’da bunun yapıldığını ‘Şimdi düşünüyorum da bazı eleştirilerde haklılık payı var’ veya ‘Bu cümleyi keşke koymasaydım’ gibi sözleriyle anlatmış oldu.”
Daha sonra Dündar’ın aynı programda “Mustafa filmine gelen tepkilerin izleyiciden gelen tepki olmadığını” söylediğini ve neredeyse meslektaşlarını kıskançlıkla suçladığını, oysa “dikkatli ve kötü niyetli olmayan izleyici anlar” benzeri sözlerine rağmen üniversite öğrencilerinin “Madem ki gerçek düşünceleriniz bunlar, neden filmde göremedik” gibi sorular sorduğunu anlatmışım.
O günlerde, “Mustafa” filminden pişman olunan cümleler, yanlış olduğu vurglanan yorumlar çıkarılırsa düzelebileceğini düşünüyordum, geçen hafta TV’de ikinci kez dikkatle izlediğimde; genel olarak, filmin uzunca bir bölümünün anlatımında olumsuz bir dil kullanıldığını ve o cümleleri düzeltmenin de oluşturulan imajı değiştirmeyeceğini fark ettim.
Can Dündar daha önce güzel belgeseller hazırlamıştı ama maalesef Mustafa’ya “Atatürk’ü anlatan belgesel” denemez.
Şu cümleleri alt alta koyalım, kendisi de karar versin (ki bu cümleler insana Türkiye’nin çok daha yakın!! zamandaki halini ve başka birilerini anımsatıyor):
* Muhalefet hepten susturuldu, bütün güç Gazi’nin elinde toplanmıştı.
(İlerleyen bölümde yeniden) n Gazi muhalefeti silmiş, ülkedeki yegane gücün kendisi olduğunu göstermişti.
* Her yerde kutsal bir varlık, otoritesi mutlak tek şef haline geliyordu.
(Bütün Avrupa, Rusya dikta yönetimlerinin elindeyken ülkesine demokratik rejim getiren bir lider için) n Avrupa basınına göre dikta rejimiydi.
* Kasırga dinmiş, muhalifler temizlenmiş, bütün meydanlar heykelleriyle dolmuştu.
* Burası ‘en yakın bildiklerini gözünü kırpmadan idama yollayan adam’ın sığınağı olacaktı. (Bunun dışında da, halkının hiç yalnız bırakmadığı, hastalığı döneminde bile yüzlerce sandalla penceresinin önüne geldiği Mustafa Kemal’in savaştan sonraki hayatını hapise benzeten, yapayalnız geçmiş havası veren cümleler tekrarlanıyor)...
(Hep içki masasında ve kederli görüntüler) n Sofradakiler gözyaşlarını görünce onu yalnız bıraktılar.
(Dine karşıymış gibi) n “Türklerin İslamiyet’i kabul etmeden önce de büyük millet olduğunu, İslamiyet’in Müslümanları birleştirmediği gibi milli bağları gevşettiğini” söylemiş.
(Allah’a da inanmıyormuş gibi) n “Allah korkusu insanların kalplerinde korkular yaratmıştır.”
* Daha peçesini yeni açmış Türk kadını şimdi güzellik yarışmasına katılıyordu. (Kadınlar peçelerini açtıktan hemen sonra hepsi dekolte elbiselere ve mayoya geçmişler, kendilerini dansa/içkiye vurmuşlar duygusu uyandıran anlatım ve görüntülerle). n Gazi amacına varmıştı.
* 1930’ların başında ülke ekonomik krizde, vergiler ağır, yurttaş dert doluydu. Gazi çevresini saran dalkavuklara inanmış, ülkenin halini görmemişti. Sıkıntısı yüzünden okunuyordu. Bir koltuğa yığılır gibi oturdu. (En ince detayları gören, düşünen bir lider “aciz, perişan” durumda!!)
(Kuran’ın değil, o dönemin mollalarının, din yobazlarının, hurafelerin kastedildiğini açıklamak çok önemliyken, bunu yapmadan) n Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, gerçeklerden alıyoruz... İktidarı gökten yere indirmişti.
Bunlar yine de sadece bir kısmı... Atatürk ve kurduğu Cumhuriyet onu sevmeyenlerin ağzıyla anlatılmış gibi duruyor bu filmde. Ve ona büyük bir haksızlık yapıldığı adeta kendini haykırıyor. Peki onu ülke içinde yeni kuşaklara böyle tanıtmak, yurtdışında da bu filmi Atatürk belgeseli diye göstermek hayatta olmadığı için bunu engelleyemeyecek bir büyük kahramana reva mıdır sizce?
“Mustafa” nasıl kurtulur?
Haberin Devamı

