Müslümanlar neleri yapamaz?

Haberin Devamı

Gazetelere bakınca artık sanki başka bir ülkede yaşıyormuşum ya da dillerini anlamıyormuşum gibi bir duyguya kapılıyorum. Olaylar, konuşmalar öylesine gerçeklerden uzak, öylesine yanıltıcı anlamlarla yüklü.. Bu da bana ekrandan uzaklaştırılmasının üstünden 8 ay gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen insanların hala “Her Açıdan”ı bu kadar israrla istemelerinin; “hangi kanal olursa olsun başlayın, biz sizi ve o kadar vizyonu geniş ve gerçekçi bir programı nerede olsa buluruz” demelerinin nedenini açıkça anlatıyor. Yanıma yaklaşan herkesin ilk sözü “Pazar günleri biz ekranın başından ayrılmazdık”..

Neden şu; Halkın gerçekleri duymaya, yalanlar arasına gizlenen olayların doğrusunu öğrenmeye ihtiyacı var, bu konuda büyük açlık çekmekteler. Onların gözleri yaşararak söyledikleri, bu ihtiyaçları beni söyleyenlerden fazla üzse de belli etmemeye çalışarak dinliyorum.

Her neyse gelelim yazımıza..Haberleri faltaşı gibi gözlerle izlemekteyim. Sanki ülkede “çoğunluk bizde, ne medya dinleriz, ne sivil toplum, ne de bağımsız bir kurum. Ne sporsever protestosu anlarız, ne işçi ya da öğrenci protestosu.. Güç bizde ve herkes susacak” durumu yokmuş gibi bir hava mevcut. Başbakan Erdoğan “Diyarbakır’ın ötesine bizden başkası geçemez” dedikten sonra Batman’da 5000’e yakın polisle korunarak yaptığı konuşmada “Milli iradeyle geldim diye istediğin gibi asıp kesemezsin” demiş.

“ASMAK, KESMEK” DEYİNCE

Daha sonra “Müslümanların hiçbir zaman cana kastedemeyeceğini, kastediyorsa onlara Müslüman denemeyeceğini” de söylemiş. Önemli laflar ama irdelenmesi gereken laflar aynı zamanda.. Mesela “milli irade, asmak, kesmek” sözleri Başbakan’ın muhatap aldığı kişilere uyuyor da hükümetin başta yargı ve medya olmak üzere en önemli kurumların “kendi elinde” olması, farklı tek bir görüşün duyulmaması için gösterdiği gayrete, yaptığı baskılara, bir stat ya da üniversite protestosuna bile tahammülsüzlük göstermelerine, protestocuları cezalandırma girişimlerine uymuyor mu acaba?

Başkalarına “sanki kendisi sütten çıkmış ak kaşıkmış” gibi güzel söylemler yapmak gerçekleri ne kadar unutturabilir? “Müslümanlık ve cana kastetme” konusunda söyledikleri de güzel ama ne kadarı doğru acaba? Elbette ‘tüm Müslümanları şiddetle özdeşleştirmek’ yanlıştır ama öte yanda onun sözlerinin; bu güzel dini bir ideoloji gibi kullanıp cinayet işleyen İslamcı terör örgütleri ve onların yüzünden filmlerde bile terörün bu örgütlerle ve Müslümanlıkla birlikte anılması gerçeğine ne yararı olur?

BU BASKILAR VAR MI?

Ayrıca, bir yanda Hizbullahçıları serbest bırakacak yasa çıkarıp öte yanda bunları söylemenin ne anlamı olabilir? Bir mesele daha; Müslümanlıkta cana kastetmek yok da insanların hakkını, işini, kendisinin ve ailesinin rızkını, özgürlüğünü elinden almak, çocuklarından ayırıp cezaevlerine kapatmak var mı? Allah bunu demiş mi?

Dememiş.. O zaman örneğin neden medya ve diğer kurumlara bugüne kadar görülmemiş baskıları, gazeteci listelerini, bu listelere göre işinden edilen gazetecileri, ispatlanamayan iddialarla, düzmece CD’lerle mahkum muamelesi gören yüzlerce insanı nasıl değerlendirmeliyiz? İddiaları gerçekmiş gibi yansıtan miting konuşmalarını, köşe yazılarını ne yapmalıyız?

İfade özgürlüğü artık sadece bir kesimin hakkı olduğuna göre her şey söylenebilir tabii ama söylenenler de bunları düşündürüyor işte!

***


‘İçki büyük ihtiyaç’mış meğer!

Aslında yaptığı ‘bir siyasetçiye yakışır’ konuşma değil, hatta aslında bir demokrasi tartışması içinde ayıp sayılır ama yapılmış işte.. Yapılmayan mı kaldı?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yeni getirdikleri içki yasaklarının eleştirilmesi için “Bir kısım çağdaş düşünceye sahip olduğunu söyleyenler olaya sadece içki ve seksle bakıyorlar. Evet onlar da bir insan için büyük ihtiyaç ve tatmin edilmesi gerekir ama hayat içki ve seksten ibaret değil” demiş. Arkadan “herkesin özel hayatına saygı duyduklarını” söylemiş.

Öncelikle “seks” nereden çıktı ve “içkiyle” neden yan yana geldi, o hiç belli değil. İkincisi “içki” neden büyük bir ihtiyaç oluyor, hele de her fırsatta dini siyasetin bile içine sokan bir partinin önde geleni “içki dinen yasak” olduğu halde bunu neden “büyük ihtiyaç” sayıyor o daha da anlaşılmaz.. Ama “çağdaş düşünenler”le “içki ve seks”i özdeşleştirmesi hepsinin üstüne tüy diker nitelikte.. Kime anlatıyorsa “hayatın içki ve seksten ibaret olmadığı” dersi de unutulmazlar arasında tarihe geçebilir belki..

İçki “büyük ihtiyaç” filan değildir, dini yasaklar arasındadır da.. Ama içmek isteyen yetişkin insanlar eğer ‘kendine vereceği zararı ve günahı göze almışsa’ demokratik bir ülkede onlara veya içki satan mağazalara yasak getirmek kabul edilemez (yasak getiren baskı rejimlerinde de yasağın içkiyi önlemediği görülmüştür). Kısacası mesele, demokratik haklar meselesidir ve bu yasakları koyanlar da bunu iyi bilmektedirler.

Bilmelerine rağmen yapılan bu tarz konuşmalar tamamen saf vatandaşlara dindar ve şirin görünmeyi sağlamaya, aksi tezi anlatan ve tepki gösterenleri ise tamamen zıt bir konuma oturtmaya yarıyor. Kim ne söylerse söylesin onun sözleri ve benzer anlamsızlıklarla başlattığı tartışmalar “hedeflediği muhatabı” buluyor aslında. İstenen de bu..

‘Fazla nüfus ve eğitimsiz kitlelerin artması’ da aynı nedenle bu anlayışa oy sağlıyor. Benim önerim Arınç’ın “çağdaş düşünce”nin neleri kapsadığını araştırması.. Eminim içinde “seks ve içki”ye rastlamayacak. Ne hazin bir tablodur bu Yarabbi!

***


Bira varsa süt yok

Anadolu’daki Tekel bayilerinden gelen mektuplar arasında “bira satan dükkanlara bazı firmaların (örneğin Polatlı’da Ersöz )süt-yoğurt satışı bile yapmadığını” anlatanlar var.”Bundan iyi mahalle baskısı olur mu, bize iş bıraktırmaya çalışıyor, rızkımıza engel oluyorlar” deniyor. Hükümet böyle mesajlar vermeyi sürdürdüğüne göre istenen bu mu acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR