Muhteşem (!) bakanlar ve başkanlar!

Haberin Devamı

AKP Hükümetinin ve bakanlarının ya ptığı hataların, düştüğü çelişkilerin ardı arkası kesilmiyor. Seçim öncesi seçmene yaptıkları “Bizi seçmezseniz Ankara’yla işleriniz yürümez, iliniz / ilçeniz yardım alamaz” tehditlerinin şimdi seçilen bazı AKP’li başkanlar tarafından devam ettirildiğini görüyoruz, bu bir. Balıkesir Sarıbeyler Beldesi’nde seçimi kazanan AKP’li Başkan’ın, kendisine oy vermediğini bildiği, Anavatan Partili adayın konvoyunda gördüğü kişilerin işyerlerini kapattırdığı haberi vardı dün.

Dört kahvehane ile bir depo kapatılmış. Kapattığı işyeri sahiplerinden biri; “29 Mart seçimi öncesi ruhsatların yenileneceği söyleyerek ruhsatlarımızı aldılar. İstenen şartları yerine getirmeme rağmen ruhsatımı geri vermediler” diyor. Bundan sonra seçimlerin halini düşünün, o pek “liberal”, iktidar pohpohlayıcısı arkadaşlar da düşünsünler, acaba oylar nasıl özgürce verilebilecek , zaten padişahlık gibi liderin emriyle yürüyen siyasette seçmen özgürlüğü, demokrasi nasıl sağlanacak?

Sayelerinde akıl almaz bir ortam yaratıldı Türkiye’de, ellerinden gelen yardımı esirgemedikleri için kendilerini kutlasınlar.

DEMİREL DE Mİ “DARBECİ”?

Kabinede revizyon yapılacak, belki ben de giderim korkusuyla dili hiç durmayan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in TV ekranlarında neredeyse eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i de “darbecilikle” suçlamasını ve “kara leke” vurgusunu unutmak olmaz, bu da iki... Olmaz çünkü artık bunların yaptığı gafları duydukça saçları dimdik oluyor insanın...

Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı yolcu etmek için havaalanına giden Demirel’in “Ergenekon’un arkasında durduğunu” iddia eder ve alana gitmesinin “siyasi hayatında bir kara leke” olduğunu söylerken Hüsamettin Cindoruk’un konuşup insanları aydınlatmasını engellemeye çalışmayı da unutmuyor:

“Onu dinlerken, aman Allah’ım bu bizim tanıdığımız Cindoruk mu diyorum”...

“Bizim tanıdığımız” olmak için bütün hukuk dışı eylemlerine, söylemlerine arka çıkmaları gerekiyor ya... Aynı Hüseyin Çelik, “12. dalga” dedikleri dalganın hemen ertesinde “Suçluluğu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur, biz buna inanırız” dememiş miydi? Yazdığım için gayet net hatırlıyorum, tekrarlaya tekrarlaya söylemişti en önemli hukuk kuralını. Peki dünya çapında ünlü bir cerrah olan Mehmet Haberal’ın hangi suçu kanıtlandı ki, onu yolcu eden (ve iki kez darbeyle iktidardan indirilmiş, hapse bile girmiş olan) Demirel’i yüzü kızarmadan “darbe desteklemekle” suçlayabiliyor, “kara leke”den söz edebiliyor?

Taraf gazetesi örneğin, kanıtlanmış bir suç olmadığı halde tutuklanan rektörler için ne hakla “Postallı hocalar” manşeti atabiliyor, bu yargıyı etkilemek, yargısız infaz yapmak değil midir? İstediği zaman bir medya kesimine savaş açan, boykot çağrıları yapan Başbakan veya Adalet Bakanı bunlara neden hiç ses çıkarmıyor?

ASIL KARA LEKE

Türkiye’de asıl kara leke, demokrasinin ortadan kaldırılarak rejimin bir baskı rejimine döndürülmesi, buna paralel şekilde toplumun “daha dindarlaşıyoruz” diye aldatılarak “Arap adetleriyle” dönüştürülmesi, rejimin tehlikeye düşmesini engelleyecek tüm sivillerin ve sivil kurumların susturulması, devletin “3. erki” olan yargının diğer iki erk “yasama ve yürütme”nin baskısı altına alınması, bazı cemaatlerin ülkenin siyasetini yönlendirecek güç kazanmasıdır.

Asıl kara leke, adına “hukuk devleti”

denilen bir devletin hukuksuz hale getirilmesidir. Onun için başkalarının “leke”li olduğunu iddia edenlerin önce dönüp kendi lekelerine bakmaları gerekiyor. Medeni bir ülkede

olsa Hüseyin Çelik, Demirel’den de, Haberal’dan da özür dilemek zorunda kalırdı!

Kültür ve Turizim Bakan’ı Ertuğrul Günay’ın son Ergenekon Operasyonu ve Türkan Saylan için söylediği ve gazetelere manşet olan sözler başlı başına bir yazı konusu olabilir.

Dışişleri Bakanı Babacan’ın; Türkiye’yi temsil ettiğini ve böyle bir davranışa asla hakkı olmadığını unutarak Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın kapısının önünde kendisiyle konuşan Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı azarlaması, adamın uğradığı şokla “kapıları karıştırmasına” gülmesi, sonra da Türk Dışişleri’nin gazetecilerden bu rezaletin “yazılmamasını” istemesi ise bir başka skandaldır.

Türkiye’yi “20. yüzyılın ilk soykırımcısı” yapmaktan, arkasından “toprak ve tazminat” taleplerini gündeme getirmekten asla vazgeçmeyecek olan Ermenistan’a hiçbir sorun çözülmeden “alicenaplık” yapmak ve Obama’yı da memnun etmek uğruna Azerbaycan’ı kırmaktan çekinmeyecekleri görülüyor.

Buna pişman olacakları ayrı mesele ama her şeyden önce Babacan Bey’in “hakaret özgürlüğü olmadığını” öğrenmesi gerekiyor.

Kısacası Bakan’lar müthiş doğrusu!

DİĞER YENİ YAZILAR