Birileri hâlâ dönüp dolaşıp Cumhuriyet mitinglerine kendince anlamlar yüklemeyi, daha doğrusu anlamsız vurgular veya karşılaştırmalar yapmayı sürdürüyor.
Örneğin bu mitinglerdeki kalabalığın terör mitinginde görülmemiş olmasına öyle karşılaştırmalar yapanlar var ki insan gülsün mü, ağlasın mı karar veremiyor.
Özellikle de Cumhuriyet mitinglerini belli bir kesime mal etmeye çalışanların yaptığı hata ve haksızlık oldukça sinir bozucu.
Bunları söyleyen veya yazanların o mitingleri görmemiş, katılmamış oldukları açıkça belli aslında. Katılmadıkları gibi TV programlarında katılan çiftçi, işçi, memur, köylü, şehirli, genç, yaşlı, sağlam, hasta, hamile ve hatta tekerlekli sandalyeyle gelen özürlü vatandaşlarla yapılan birebir röportajları da izlememişler.
Öylece oturdukları rahat “köşe”lerden kalem sallıyorlar (veya bilgisayarlarının tuşlarını tıklatıyorlar.) Zira gitselerdi o mitinglere katılmak için Türkiye’nin dört köşesinden akın akın gelen, uykusuz ve yorgun olmalarına rağmen 4-5 saat aralıksız yürüyen, Anıtkabir’i veya meydanları, caddeleri dolduran milyonlarca insanın bir kurum, bir dernek ya da siyasi parti tarafından getirilemeyeceğini gözleriyle görür ve utanırlardı.
O milyonları yerinden yurdundan kaldırıp sokaklara döken son yıllarda yapılan endişe verici uygulamalar, rejime yönelik saldırılardı. Hiçbir uzlaşma sağlanmadan, inatla “sadece iki isim” üzerinde durulması ve cumhurbaşkanlığı da aynı anlayışın eline geçtiği takdirde denge ve denetim mekanizmasının tümüyle yok olacağı korkusuydu.
İç ve dış siyasette yapılan hataların verdiği rahatsızlıktı.
Cumhuriyet mitingleri bu motivasyonla ve doğal, içten gelen bir katılımla yapıldı. Aslına bakarsanız ben ilk 2 veya 3 mitingle bitmesi gerektiğine inananlardanım.
Zira fazla uzadığı zaman zorlama oluyor.
Şehitlerimize ne kadar üzülsek de yapılan çok sayıda mitingin arkasından gelen ve seçim telaşı arasına sıkıştırılan “teröre karşı yürüyüş”te aynı kalabalığın olmaması doğaldır.
Bu aynı zamanda sadece bir işaretin veya bir kurumun yönlendirmesinin yeterli olmayacağını göstermektir.
Önceki mitingler zaten terör konusundaki başarısızlığa, en ciddi ülke sorunları beklerken koltuk kavgası yapılmasına tepkiyi de içermekteydi.
Onun için yapay gayretlere, karalama çabalarına hiç gerek yok. Cumhuriyet mitingleri tarihe geçecek mesajı vermiştir. Önemli olan da budur!
Kadınlar cevap bekliyor!
Abdullah Gül “Erkeklik”ten söz ederek yaptığı ayırımcılığa gelen tepkiler üzerine kadınlardan özür dilemiş.
Her ne kadar özürle “ketçap gibi” her şeyin üstünün örtülmesi mümkün değilse de özür dileyebilmek, hatayı görmek önemlidir.
Her ne kadar “özgür irade”ye inanması gereken siyasetçilerin, hele de bakanlığa (hatta başbakanlığa) yükselmiş, cumhurbaşkanı olabileceğine bile inanmış bir siyasetçinin diğer milletvekillerini Meclis’e gelip oturmadılar, oylamaya katılmadılar diye “erkek olmamakla”, “yiğit olmamakla” suçlaması olacak şey değilse de özür önemlidir.
Bununla birlikte iş erkeklik konusuna bir kez gelince sözün arkasında da durmak gerekir.
Erkeklik verdiği sözü tutmaktır. AKP ise milletvekili dokunulmazlığını kaldıracağına söz vermiş olmasına rağmen sözünü tutmamıştır.
AKP’nin “ileri gelenleri” olarak Erdoğan’dan, Gül’den ve görevi “tarafsızlığı” gerektirmesine rağmen 5 yıl boyunca taraflı/tarafsız her konuda konuşan Bülent Arınç’tan verdikleri sözü tutarak yasa değişikliğini Meclis’e getirmedikleri için kadınlar olarak özür bekliyoruz.
Kadın okurlarım bu konuyu hatırlatmam için ısrar etmekteler.
Seçim öncesi AKP’nin özür dileyerek “dokunulmazlık” konusunu ilk icraat olarak ele almaya söz vermeleri gerekiyor. Adalet ve eşitlik, aynı zamanda erkeklik bunu gerektiriyor.

