Mısır’a akıl verecek durumda mıyız?

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan Mısır lideri Mübarek’e hitaben bir konuşma yapmış. “Demokrasinin hiç olmadığı” bir ülkede hoş yankılanmış velakin “demokrasinin büyük ölçüde kaybolduğu ama kırıntıları için mücadele edilen bir ülke” olan Türkiye’de aynı etkiyi yapması mümkün değil.

Bazı cümleleri alalım; “Halkın haykırışına, son derece insani taleplere kulak verelim... Biz demokrasiden kaos çıkacağına hiçbir zaman inanmadık.. İç huzurunu sağlayamayan ülkeler başarılı olamazlar. Tarihte baskı ve sindirmeyle ayakta kalmayı başarmış tek toplum yoktur. Hak ve özgürlüklere hiçbir yönetim kayıtsız kalamaz.. Halkın gözünü, kulağını kapayan yönetimler uzun ömürlü olamaz.” Bu cümleler sizce adeta Türkiye için söylenmiş gibi değil mi?

HALK HAYKIRIŞI YOK, ÇÜNKÜ..

Bu ülkede “halkın haykırışına kulak veriliyor mu” örneğin? Daha doğrusu halk artık korkmadan bir şey haykırabilecek durumda mı? Eğitim için yıllarını vermiş en önemli sivil toplum kuruluşlarına, eleştiren-tartışan gazeteciler, görevini yapan hakimlere, tepki gösteren işçilere veya öğrencilere, hatta sadece Atatürkçü veya Cumhuriyet rejimine bağlı olduğu bilinen insanlara, hayatını terörle mücadeleye adamış askerlere, özgür bir medya anlayışını sürdürmeye çalışan medya gruplarına yapılanlar ortadayken, polisin “suçlu bulmak için özel gayreti, telefon ve CD’lere ilaveleri” biliniyorken bırakın haykırışı, kim gık çıkarabilir?

Baskı ve sindirmenin alasını ‘sadece basın mensupları’ bile fazlasıyla yaşadı ve halen yaşıyor. ‘Evinde konuşurken bile dinleneceğini’ düşünen toplum konuşmaya korkuyor. Hak ve özgürlük sadece ‘iktidar partisi ve onu destekleyenler’ için mevcut. Halkın gözü, kulağı olan medyanın büyük kısmı zaten iktidar partisine ait, devlet televizyonu dahil olmak üzere.. Geriye kalanlar ‘iktidar partisi istemediği için kesilen TV programlarına, işini kaybeden en başarılı gazetecilere’ bakarak eleştirmeye dahi çekinir durumda..

Demokrasiden daha nasıl bir kaosun çıkması bekleniyor ki? Ortada demokrasi kalmamış zaten.. Yüksek yargısı da tümüyle iktidar kontrolüne girmiş ülkede seçim sonrası “başkanlık sistemi” de getirildiğinde daha da kaossuz (!) bir “tek adam” rejimi ortaya çıkmış olacak. Ve diğer ülkelerin yaşayıp isyan ettiği “tam baskı”ları Türkiye ondan sonra görecek.

Af edersiniz ama hal böyleyken bizim Mübarek’e yukarıdaki sözleri söyleyecek halimiz mi var? Bence siz de düşünün, var mı?

***


Bir suikast ihbarı!

MİT geçen Cuma günü Başbakan Erdoğan’a “2007 yılında yapılacaktı” dediği bir ihbar iddiasını mahkemeye sunmuş. Haberi okuyunca aynen Bülent Arınç’a yapılacağı söylenen ama sonunda gerçek olduğuna dair bir kanıta rastlanmayan suikast iddiasını hatırlıyor insan..Suikast iddiası nedeniyle Genelkurmay’ın kozmik odalarına girilip günlerce arama yapılmış ve hiçbir şey bulunamamıştı. Ama Arınç’ın bu iddiaya destek veren açıklamalarıyla ve medya desteğiyle, haber manşetlerden verilerek toplum haftalar boyu bu iddiaya inandırıldı.

BAKAN DA İNANMIYORSA?

Sonra olay, bir daha değinilmemek üzere kapatıldı. Şimdi Başbakan Erdoğan’a tam üç yıl önce “yapılacağı iddia edilen” bir suikast haberi gündeme geldi. “İddia edilen” diyoruz ama kimsenin hatta MİT’in bile inanmadığı görülen bir iddia bu. MİT’in ihbar belgesinin üstünde şöyle diyor:

“Sn Başbakan’a yönelik suikast iddialarına dair intikal eden ancak, bu aşamada teyit ya da tekzip edilemeyen duyum ve ihbarlara ilişkin bilgiler..” İçişleri Bakanı ise gazetecilerin sorusu üzerine “Doğrulanmış veya açıklanmış bir şey değil. Bizim çalışmamız içinde olan bir konu değil. Bunu spekülatif bir haber olarak değerlendiriyorum” demiş ki özeti “inandırıcı bir haber değil” demektir.

YİNE MAĞDURİYET!

Aslına bakarsanız Ergenekon denen örgütle ilgili başlangıç ve iddiaların çoğu ‘imzasız ihbar mektuplarına’ dayandığı için “teyit ya da tekzip edilememe” durumu hepsi için mevcut ama biz bu iddiaya bakalım. Gerçekliğine dair hiçbir kanıt görünmeyen, İçişleri Bakanı’nın bile inanmadığı iddia Başbakan Erdoğan ’a sorulduğunda o; sanki iddia geçerliymiş gibi “Biz kadere inanmış insanlarız. Onun için kederden de imtina etmeyiz” şeklinde bir cevap vermiş.

Bu aynen Arınç’ın “Aldo Moro” benzetmeleri yaptığı, suikast iddiası dönemi açıklamaları gibi.. Ve sanki seçim öncesi hem “darbe- suikast iddiaları” canlı tutulmak ve “biz terör örgütlerini çökerttik” benzeri açıklamalara dayanak bulmak isteniyor, hem de durup dururken yine topluma karşı bir ‘mağduriyet durumu’ yaratılmış oluyor.

Oysa 9 yıldır iktidarda olan, başta Emniyet olmak üzere tüm kurumları elinde tutan bir ‘tek parti iktidarı’nın hala mağduru oynaması anlaşılabilir mi? Halka hep “suikast ya da darbe olacakmış” duygusu vermek anlaşılabilir mi?

Başbakan Erdoğan artık üçüncü seçiminde “mağduriyet yardımı olmadan” oy istemesi gerektiğini bilmelidir. Zira bu yapılanlar topluma karşı da haksızlık ve yanıltma oluyor.

DİĞER YENİ YAZILAR