Diyanet İşleri Eski Başkanı Süleyman Ateş ise 19 Eylül’deki yazısında:
“Başörtüsü takmak daha iyidir. Eşarbın amacı kadını erkeklerin sataşmasından korumaktır (...) Ama gerçeği söylemek gerekirse bugünkü Batı toplumlarında başörtüsünün pek niteliği kalmamıştır” diyor ve Avrupa ülkelerinde başörtüsü takmayan Müslüman kadınların da “makbul bir Müslüman” olarak kabul edileceğini vurguluyordu.
“EMİR” İSE NASIL DEĞİŞTİ?
Oysa daha önce bu konuda çok daha katı görüş bildirmekte, “Kur’an’ın emridir, uygulamayan günah işlemiş olur. Dinden çıkmaz, yine Müslüman’dır ama kusurludur” demekteydi.
Madem ki Kur’an’ın, yani Allah’ın emridir o zaman Diyanet İşleri Eski Başkanı bir emri kendine göre nasıl önce “günah işlemiş olur”, daha sonra ise “takmasa da makbul bir Müslüman’dır” diye yorumlayabilir ve “pek niteliği kalmamıştır” diyebilir?
Bu yapılabiliyorsa demek ki emir değil.
Şimdi birçok kadından “Artık Türkiye’de de Batı toplumları gibi medeniyet olduğuna, kadınları koruyan yasalar bulunduğuna, insanlar eğitilip olgunlaştığına göre Süleyman Ateş aynı açıklamayı bizim için de yapmış sayılır” şeklinde mektuplar geliyor.
Bütün bu çelişkileri, kavram kargaşasını gidermek üzere en iyi din bilginlerinin toplanarak Diyanet İşleri Başkanı ile birlikte Nur ve Ahzab surelerini kelime, kelime açıklamaları halkın isteğidir.
Bir kısmı “Kul hakkına saygıları varsa bunu yapmak zorundalar” diyor.
Benden duyurması!
Hollandalı adaylar bizim “aydın”cıklar!
Hollanda’da 22 Kasım’da yapılacak erken seçim öncesinde Ermeni diasporasının başlattığı kampanyanın sonucunda iki ayrı partinin listelerinde yer alan 3 Türk kökenli aday seçim listesinden çıkarılmış.
Çıkarılma nedenleri ne? Üçü de basında ve diğer konuşmalarında “Ermeni iddialarının asılsız olduğunu, soykırım iddiasının kabul edilemeyeceğini” belirtmişler.
Fransa ve İsviçre’deki “Soykırım olmamıştır” diyene hapis cezalarını biliyoruz, Hollanda’da Türk milletvekilleri olayını da böylece duymuş olduk. Peki bize sürekli “demokrasiniz yetersiz, düşünce özgürlüğünü kısıtlıyorsunuz” baskısı yapan AB’de nasıl bir düşünce özgürlüğü, nasıl bir demokrasidir bu?
Bizim “sınırsız demokrasi” isteğimizle veya demokrasiyi sınırsız özgürlük zannetmemizle karşılaştırıldığında nasıl bir demokrasidir?
Tarihin anlattıklarını, yerli ve yabancı belgelerin verdiği rakamları hiçe sayarak, bakmayı bile reddederek “Bu olay soykırım tarifine uyuyor, 4000 yıldır bu topraklarda yaşayan halkın ortadan yok olduğunu görüyoruz” diyenler ve “Türk devletinin inkârcı olduğunu” haykırarak kolay yoldan aydın sayılanlar bu ülkedeki demokrasiden, özgürlükten yararlanırken neden aynı “aydın” tepkilerini Fransa, İsviçre veya Hollanda gibi ülkelere hiç yöneltmemektedirler?
LÂFI SAHİBİNE İADE!
Elif Şafak Salı akşamı NTV’de benim yazılarımla kendisine iftira atıldığını söyledi. Ben de daha sonra yayına bağlanarak kendi makalesini okudum ve ortada bir iftira olmadığını açıkladım. Zoryan Ermeni Enstitüsüne gittiğini ve onların verdikleri bilgilerden yararlanarak Ermeni iddiasına kısacık sürede vâkıf olduğunu kendi ağzıyla söylüyor.
Bu durumda iftiracı kendisidir. Lâfını aynen iade ediyorum. Yarın devam edeceğim.

