Kaldığımız yerden devam ediyorum. Fransa’da soykırım iddiası ile ilgili yasa meclisten geçtikten sonra Fransız TV’si 5. Kanal’da Ahmet İnsel’in konuşmasını dinleyince duygularını;
“Günlerdir Fransız eşime anlatmaya çalıştıklarımın tam tersi bir söylemi yine eşimle izlediğim programda bir Türk’ün ağzından duyunca ne diyeceğimi şaşırdım. HAYRET, HÜSRAN ve ÇÖKÜNTÜ içindeyim, kendisini kınıyorum” sözleriyle anlatan Avni Can isimli Türk okuyucu 15 yıldır Fransa’da yaşıyormuş.
Ben dün Ahmet İnsel’in Fransız TV’sinde “Türkiye’de bir Ermeni soykırım anıtı yapılmalı” dediğini yazınca Fransa’da konuya duyarlı bir başka Türk okurumuzdan; Selin Cotton’dan mail geldi, Cotton konuşmada “anıt” değil “plaket” kelimesinin geçtiğini, bunun da “savaşta hayatını kaybeden Ermeni ve Türk Osmanlı vatandaşları için plaket” şeklinde kullanıldığını bildiriyor.
Kimseye haksızlık yapmak istemeyiz, onun için hemen bunu belirtme gereği duyuyorum. Burada amaç yurt dışında Türkiye ve tarihi hakkında neler konuşulduğunun o ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlar tarafından çok dikkatle izlendiğini anlatmaktır.
Soykırım iddiasıyla ilgili tüm gelişmeleri detaylarıyla yakından izleyen ABD’deki okurumuz İdil Aker ise New York Times’ın 16 Ekim 2006 tarihindeki baş yazısından söz ediyor. “Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü” başlıklı baş yazısındaki şu cümlelere dikkat edin:
“İslâmcılar ve Türk milliyetçileri özellikle geçen yıl bir İsveç dergisinde Ermeni soykırımı ile ilgili net açıklamasından sonra Mr. Pamuk’un edebiyatçı bir provokatör olduğunu düşünüyorlar. Ama biz onun gerçeği söylediğine inanıyoruz.”
Ne güzel değil mi? Orhan Bey hem “Kar” romanında türban sorunundan İslâmcı militanlara, Kürt gerillalara (nedense terörist değil), ordunun rolünden MİT’e, Atatürk’ün kıyafet devriminin eleştirisine kadar satır aralarında siyasetin alâsını yapacak ve hatta Batman’da töre ve aile baskısı sonucu ortaya çıkan genç kız intiharlarını Kars’a “türban intiharı” olarak taşıyacak (böyle olunca işin içine din, inanç girdiği ve sanki sokakta bir “devlet baskısı” varmış gibi gösterildiği için yazar devlete karşı olma misyonu üstleniyor) ama Türkler onun “1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt” sohbetine itiraz ederse ya İslâmcı ya da milliyetçi olacak.
Son derece adil ve “ifade özgürlüğü”nün herkese eşit uygulanmasına da uygun (!) doğrusu.
Bir yanda bunlar olup biterken diğer yanda böyle bir soykırımın olmadığını, Ermeni çetelerinin sırf Türk topraklarında bağımsız bir Ermenistan hayaliyle başlattığı olayların sonunda mukateleye dönüştüğünü bilen ve anlatanlar ise belli isimler tarafından milliyetçi olarak sınıflandırılıyor ve “milliyetçiliğin yükseldiği” görüşü pompalanıyor.
Salı günü Prof. Emre Kongar TV’de Mehmet Barlas’ın benzer bir tanımına “Ben ulus milliyetçisiyim” cevabını verdi. Evet çoğumuz öyleyiz; ırkçılık değil bu, ulusçuluk...
Gurur duyulacak bir sorumluluk, bir aidiyet duygusu, kime ne?
Ayrıca, her ülkede fazlasıyla var, kim karışabiliyor?
Milliyetçiliğe ceza kesin de bitsin! (2)
Kaldığımız yerden devam ediyorum. Fransa’da soykırım iddiası ile ilgili yasa meclisten geçtikten sonra Fransız TV’si 5. Kanal’da Ahmet İnsel’in konuşmasını dinleyince duygularını;
Haberin Devamı

