‘Milli irade’nin beğendiği programlar tehlikede mi?

Haberin Devamı

Türkiye’de bugüne kadar sayısız TV dizisi yayınlandı, bu alanda öyle büyük bir başarı kazanıldı, öyle bir ilerleme kaydedildi ki Türk dizileri birçok ülke tarafından kapış kapış satın alınır oldu. Ama işe bakın, bir yanda bu durum ortaya çıkarken, ‘bizden çok daha muhafazakar bilinen ülkelerde’ hayranlıkla izlenen bu diziler için önce “Kadın ve Aileden Sorumlu” Bakan, sonra başka siyasetçiler “çok izlenen bazı dizilerin aile yapısına, toplum değerlerine zarar verdiğini” sık sık tekrarlamaya başladılar.

İsimleri de verilen dizilerin arasında “Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü” gibi Türk edebiyatının gururu sayılan klasiklerinden çok büyük bir başarıyla uyarlanan ve milyonlar tarafından izlenip reyting rekorları kıran diziler de vardı ki toplumun yıllar boyu bağrına bastığı, okullarda edebiyat derslerinde yer alan bu eserlerin “toplum değerlerine zarar verdiğini” söylemek anlaşılır bir tepki, bir çelişki değildi.

FATMAGÜL, TÜRKİYE’NİN GERÇEĞİDİR!

Bugüne kadar TV’lerde sayısız yerli ve yabancı filmde izlenen sahneler, senaryolar zarar vermemişti de neden bu diziler günah keçisi seçiliyor ve isimleri vurgulanıyordu? Daha sonra “Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisindeki tecavüz sahnesinden ve bu dizinin de zarar verdiğinden bahsedildiğini duyduk. Türkiye’ye “çağdışı bir ülke” imajı veren ve “kadınlara medeni ülkelerdeki güvenli ortam sağlanmadığı, ağır yaptırımlarla önlenmediği için” sürüp giden tecavüzler bu ülkenin en acı gerçeklerinden biridir.

Bu gerçek aynen “birçok töre cinayetinin arkasındaki ensest olayı gibi” görmezden gelindiği, halı altına süpürüldüğü için de bugüne kadar çözüm üretilemedi. Tam da bu nedenle “Fatmagül” dizisi (aynen Zülfü Livaneli’nin ‘Mutluluk’ filmi gibi) Türkiye için en gerekli konulardan birini işlemektedir, bu nedenle de yıpratılması değil, korunması ve tekrar tekrar yayınlanması gerekiyor.

SAKLAMAK ÇÖZÜM DEĞİL

Çözümler, olayları saklayarak, “yuvarlak ahlaki laflar ederek” değil, sorunları ortaya koyarak bulunabilir, ki “Fatmagül” dizisine bakan sağlıklı bir insan “bir tecavüzün kaç kişinin hayatını cehenneme çevirdiğini ve unutulamayacağını” açıkça görebiliyor ( kafa aynen dizideki örnekler gibi hastalıklı ise o da başrol oyuncusunu sözle taciz ediyor.)

Bunları yazmamın sebebi, RTÜK yasa tasarısının kabul edilen bölümüyle istenen her programın “şiddete özendiriyor, kadını aşağılıyor, toplum değerlerine zarar veriyor” gibi nedenlerden biri içine sokularak anında siyasetçiler tarafından kesilebilecek olması.. Bunun ilk işaretinin, içinde kesmeyi gerektirecek en ufak bir neden olmamasına rağmen “Muhteşem Yüzyıl” dizisi için yapılan açıklamalarla verilmiş olması..

Hükümet; “milli irade ne isterse o olur” dediğine göre milli iradenin takdirlerine de güvensizlik anlamına gelen bu müdahaleleri yapmaya dizi ve diğer programları kesmeye heveslenmekten vazgeçmelidir. Medyaya yapılan baskılar halihazırda dayanılır gibi değil zaten!

***


Olağanüstü başarı!

“Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisini, baştan sona tüm ekibin başarısı nedeniyle çok uzun süredir yazmak istiyordum. Perşembe geceleri kesinlikle, hangi nedenle olursa olsun dışarı çıkmayı reddettiğim bir gece.. Çok nadiren çıkmak zorunda kalırsam eve geldiğim dakika bilgisayardan izliyorum.

Ve inanın her bölümde; Beren Saat, Engin Akyürek, Sumru Yavrucuk,Esra Dermancıoğlu, Bülent Seyran ve Fırat Çelik başta olmak üzere (keşke hepsini tek tek yazabilseydim) tüm ekibin, özellikle ilk dizi deneyimlerinde bu başarıyı elde eden genç oyuncuların hepsini ayakta alkışlıyorum.

Bütün sanatçılar, izleyeni ekranın içine çeken bir oyun gücü sergiliyor, inanılmaz bir konsantrasyonla oynuyorlar. Senaryo ve yönetim de kusursuz olunca saatler hiç bitmesin istiyor insan. Biz “en iyiyi” yapabilirmişiz demek ki. Helal olsun!

***


Köşk öğrencileri bu sözü yuttunuz mu?

Üniversite öğrencilerinin de herkes gibi şiddetten uzak durması mutlaka gereklidir ama “sadece sözlü protesto yapmalarının” bile polisin aşırı şiddette müdahalesiyle engellenmesine susup sadece öğrencilere kızmak da olacak şey değildir. İktidara yakın büyük bir medya kesiminin “sanki önce öğrenciler polise taşla, sopayla saldırıyormuş da polis bunu durduruyormuş” gibi telkinleri tekrarlayıp durduğu, halka gerçekleri duyuran programların ise kestirildiği bir dönemde yorum yapmak bile zor aslında..

Ben üniversite öğrencilerini temsil eden grupların “cumhurbaşkanı davet ettiğinde gitmeleri gerektiğini” düşünüyorum ama bu “giden grupların ‘arkadaşlarının yediği copları, gördükleri hakareti ve şiddeti bile bile ağızları kulaklarında sırıtmalarını onaylamamı’ gerektirmiyor. Cumhurbaşkanı Gül ’ün onlara “Art niyetli illegal örgütler var, bunların sizden yararlanmasına izin vermeyin” diyerek “yaptıkları gösterileri başkalarının yönettiği, yönlendirdiği” imasına susmalarını, kabul etmelerini onaylamamı gerektirmiyor.

POLİS DAYAĞIYLA DÜŞÜNCE İFADESİ

Üniversitelerde böyle provokatif gruplar her dönemde olabilir ama üniversite düzeyine gelmiş öğrencilerin çoğu ne yapacağına, kime inanacağına karar verme kapasitesine sahip değil midir? Bugüne kadar başka konularda “üniversite öğrencilerine her özgürlüğün verilmesi gerektiğini” canla başla savunanlar, o özgürlükler için yapılan gösterilerde bu ihtimali hiç dile getirmeyenler neden bu gösteriler konusunda “provokasyon ihtimalini” öne çıkarıyorlar? Ve öğrenciler sessiz sedasız bunu kabulleniyor?

Ya yenilen onca dayaktan sonra “siyasi düşüncelerinizi tabii ki ifade edin ama” diye başlayan sözlere “polis coplarıyla nasıl ifade edelim” demeden susmayı..

En azından kendi üniversitem ODTÜ’nün temsilcileri orada ise onlara bu sözleri cevaplamadıkları için ‘yazıklar olsun’ diyorum. İlkokul düzeyinde kalakalmışlar maalesef!

DİĞER YENİ YAZILAR