“Milli Egemenlik” ve irtica

Haberin Devamı

TOBB Genel Kurulu’nda konuşan Başbakan Erdoğan “Anayasada köklü değişiklik yapıldığını, darbe anayasasıyla ve üstünlerin hukukunu tercih edenlerle bir yere varılamayacağını, halk iradesinin, milli egemenliğin tesis edilmediği bir ortamın bulunduğunu” söylemiş. Ve:

Anayasa değişikliği konusunda “Son kararı millet verecek, milli egemenliğe karşı çıkmak irticadır” demiş.

Halkın iyi anlaması için her bölümünün ayrı ayrı ve net şekilde açıklanması gereken bir konuşma.

Öncelikle Anayasa değişikliği paketinde olumlu değişikliklerin de olduğu ve bunların “demokrasi açısından olumsuz sonuçlara yol açacak tartışmalı üç madde”den ayrılması, referanduma böyle sunulması gerektiği; en deneyimli hukukçular, siyaset bilimciler, tüm muhalefet partileri, tüm önemli sivil toplum kuruluşları tarafından defalarca açıklandı. (12 Eylül Anayasası’nın bugüne kadar çeşitli hükümetler döneminde, uzlaşma sağlanarak uzlaşma komisyonları kurularak birçok kez değiştirildiği ve “darbe anayasası” denilen içeriğinden eser kalmadığı da... Ama yine de yapılması gereken değişiklikler tabii ki var.)

HATA ‘PAKET’TE

Sonra bu üç maddeden “parti kapatma davası açılması kararını partilerin onayına bırakacak olan” madde bazı AKP milletvekillerinin de “hayır” vermesiyle durduruldu. Ama yüksek mahkeme üyelerinin çoğunu cumhurbaşkanı ile Meclis’in AKP çoğunluğunun seçmesini, böylece yüksek yargının siyasallaşmasını sağlayacak iki madde diğer “olumlu maddelerle paket halinde” duruyor. Bugün Anayasa Mahkemesi’nin bu değişiklik paketiyle ilgili karar sürecinde olmasının nedeni budur.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

O iki “sorunlu” madde diğerleriyle bütün halinde halk oyuna sunulmalı mı, yoksa bunun ülkeye, demokratik rejime zarar verecek, yargı kurumunu da hükümet etkisine sokacak olması nedeniyle ayrılmalı mı?

Ortada son derece önemli bir hukuki sorun var, Anayasa Mahkemesi buna kurur vermek zorunda ve süreç devam ediyor ama bir yandan da “son kararı halk verecek” vurguları sürüyor.

Bu süreçte en çok duyduğunuz sözlerden biri “Hukukun üstünlüğü mü, üstünlerin hukuku mu?”

Öyle bir söz ki ne anlama geldiğini çözmek hukukçular için bile zor. Elbette bir demokraside tüm gücün tek elde toplanmadığını, milli egemenliğin “yasama, yürütme ve yargı kurumları eliyle” kullanıldığını, özellikle yüksek yargının “yasama ve yürütmeyi denetleme” görevi olduğunu bilenler “yüksek yargı kararlarına saygı”nın zaten “hukukun üstünlüğüne saygı” demek olduğunu (bunun “milli iradeye karşı çıkmak” veya “irtica” şeklinde değerlendirilemeyeceğini) da bilir. İyi bilmeyenler için ise bu sözler kafa karışıklığı, kavram kargaşası yaratır.

EN ÇOK OYU ALAN MI?

Bu konunun çok iyi anlaşılması gerektiğine inandığım için dün

Her Açıdan’da ünlü siyaset bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’na “milli egemenliğe karşı çıkmak, milli irade karar verecek” sözlerini sordum. Kalaycıoğlu “bunların Kurtuluş Savaşı terminolojileri olduğunu, bırakılması gerektiğini, ‘milli irade’ deyince içine 73.5 milyon nüfusun hepsinin girdiğini” tekrar tekrar vurguladıktan sonra;

“En çok oyu alan parti milli iradeyi temsil ediyorsa, diğer partiler kimi temsil ediyor? Onlara verilen oylar da milli iradenin oyları değil mi?” dedi. Ceza Hukukçusu Doç. Dr. Ümit Kocasakal ise “Parlamento çoğunluğunun (Hatta parlamentonun) milli egemenlik demek olmadığını, sorumluluğun devletin üç erkine ait olduğunu ve yargının önemini” net şekilde açıkladı.

Bence Başbakan Erdoğan’ın “Halk iradesinin, millet egemenliğinin tesis edilmediği ortam” sözü ise çok doğru.

Yüzde 10 barajı ile şu anda vatandaşın oyunun yüzde 13’ünün diğer partiler tarafından gasp edildiği, milletvekillerinin hepsini halk yerine liderin seçtiği bir ortamda milli egemenlikten, halk iradesinden söz edilemez.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi önce bunlar değişmelidir. Halk iradesini dilimizden düşürmediğimiz halde neden yıllardır (ve Anayasa’yı değiştirirken) ağzımıza hiç almadık acaba?

***


Bir müzik festivali

Viyana’da 2002 yılında Francesca von Habsburg tarafından “T-BA2” olarak tanınan bir sanat evi kurulmuş.

Türkiye için önemli olan kısmı ise şu; Habsburg projelerinde Türk sanatçıların sesini duyurmayı amaç edindiği için (nihayet bizi düşünen biri çıktı) geçen ay Viyana’da; Tactics of Invisibility (Görünmezlik Taktikleri) adında, sadece Türk sanatçıların yer aldığı bir sergi açılışını gerçekleştirmiş.

Bunun yanında The Morning Line (Şafak Çizgisi) isimli bir projeyle de İstanbul ile Viyana arasında köprü kurmayı hedeflemiş. The Morning Line; 8 m yüksekliğinde, 20 m uzunluğunda ve tam 17 ton ağırlığında siyah kaplamalı alüminyumdan inşa edilmiş, İstanbul-Bizans ve Osmanlı mimarisinin motiflerini de taşıyan etkileyici bir sanat yapısı...

Bu eser 22 Mayıs-19 Eylül tarihleri arasında Eminönü meydanında sergilenecek. Ayrıca “The Morning Line Güncel Sanat Müzik Festivali” de 25 Mayıs Salı gününe kadar devam edecekmiş.

Sanatseverlere duyurmak istedim.

DİĞER YENİ YAZILAR